11 Mayıs 2017 Perşembe

O Kahrolası Hasta Beyinler!. - Mehmet Halil Arık

O KahrolasıI Hasta Beyinler!. - Mehmet Halil Arık
Bazen düşünürüm,…
Tanrı bazı kullarını, deler, takar ortalığa başı boş salar da , niye dönüp birazcık olsun takibe almaz?.. Başıboş bırakır!?...
Üstelik başıboş bırakmakla da kalmaz, adları önündeki sıfatlara sığınarak televizyonlarda “endam ve erdem kirliliği yaratmalarına da fırsatlar yaratır.
Tanrı, insan kılığında “özensizce” topluma saldığı o kişilerin “ibret-i müesses kişilikler” olmasını mı istemiştir?
O yüzden mi, sadece akıldan ve izandan yoksun bırakmakla yetinmemiş de, vicdan fukarası da mı olsunlar istemiştir?...
Yani, “adam olmazsanız, erdeminizi kaybederseniz, görün işte ne hallerde olacağınızı” mı demek istemiştir kullarına?
Tanrım; işine karışmak haddimiz değil ama şayet, bu kişilerin bunca insani hasletlerden yoksun bırakılmaları senin bilgin dahilinde ise, bozuk vasıflı o kişilerin her an toplumsal bir ziyana neden olabileceklerini de biliyor olmalısın.
“Delip, takıp salmak yetmez… takip de gerekilidir” dememiz tam da bundan ötürüdür işte.
Bir sığırtmaç bile, sıradan bir kul iken, sorumluluğu altındaki sığırlarına sahip çıkıp göz-kulak olurken, ölçülemez gücü, kıyaslanamaz kudreti olan tanrı niye sahip çıkmasın delip takıp saldıklarına…?,
Takipsiz kalan sığırların her an bir ziyan işlemeleri kaçınılmaz ise, idraktan, izandan ve vicdandan yoksun o insan müsveddelerinin benzer sığırlıkları yapmaları kaçınılmaz değil midir?
*
İdrak, izan ve vicdandan yoksun bir kişinin adı önüne hangi sıfat eklenmiş olursa olsun, o sıfatın o kişiyi bütünlemediği bilinsin artık!... Kişinin sıfatı ister tarihçi olsun, ister sosyolog… isterse herbokolog… Kişi kendini ahlaken bütünlemedikçe “müsvedde” olarak kalmaya mahkumdur.
İçlerinde büyüttükleri kin ve nefretle birilerinin kucağında biryerlere kadar yükselmiş kişiler, ağacın kendi kurdundan, demirin pasından, kendi bünyesinde beslediği habis urdan daha tehlikelidir. Hele bir de dini kisve altına gizledikleri gizli emellerini “müstevlilerin -istilacıların” gizli emelleri ile “tevhid “ etmişlerse (birleştirmişlerse), hedeflerindeki ilk ismin Mustafa Kemal olması kaçınılmazdır.
Taşların bağlanıp, itlerin salındığı bulanık ortamlar arayıp da bulamadıkları ortamlardır onlar için.
Böylesi ortamlarda, adam ve insan olmanın erdemine eremezler önce… İşte bu nedenle de aç çakallar gibi kendi varlık nedenlerine bile saldırırlar. Önlerine atılacak bir kemik uğruna, kula kul olmayı adamlıktan saymaları bundandır. Hele bir de, biraz etliceyse uzatılan kemik, bulundukları makama ve o makamı kendilerine bahşedenlere sımsıkı sarılmak adına, önce inançlarını, sonra da en yakınlarını satmaktan tek saniye geri durmazlar!... Bulundukları yerde kalabilmek adına katlanmayacakları zillet ve onursuzluk yoktur.
Gizli tanıklar da, g.tü kurtarmak adına itirafçı olanlar da onlardır.
*
Kahrolası sistem….
Yıkılası düzen!...
Hep mi o kahrolası o hasta beyinler mi söz sahibi olacak bu meydanlarda?
Atı çalan Üsküdar’dan çok öte, Bor’a ulaşacak…
Milyonların yarısı çalınmış atın peşi sıra aval aval bakacak…diğer yarısı da çalınan atın süvarisine alkış tutacak!...
Umutlar da, 2019’un baharına bağlanacak… Oysa, 2019’da bahar belki de hiç olmayacak.
2017’de çalınan atın hesabı sorulamazsa, 2019’de yenilenecek haltın hesabı nasıl sorulacak?...
Bu gün var olup işlemeyen yasa, çinenen anayasa; yarın olmayan anayasa nasıl olacak da 2019’un güvencesi olacak!?...
Korkarım, 2019’da bugün Ata’mızın anansına uzanan diller, yarın milyonların analarına kadar uzayacak!... Susarsak, daha da beteri olacak!...
10 Mayıs 2017
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
mehmethalilarik@gmail.com

0 yorum:

Yorum Gönder