10 Mayıs 2017 Çarşamba

8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız

Ulusal Eğitim Derneği’mizin düzenlediği kültür gezlerinden olan Konya Gezisine 8-9 Mayıs 2017 günü 28 öğretmen, akademisyen üye arkadaşlarımızla eğitim ve kültür gezisine katıldık.

MEVLANA MÜZESİNDE [1]
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Konya’ya gidip de Mevlana Müzesine gitmek olmaz mı? Topluca Mevlana Müzesine gittik. Öylesine bir kalabalık vardı ki, yurdun her yanından gelmiş insanlar sel gibi akıyordu, müze içine güçlükle girdik. Müzeye girerken baktım zencisinden, Arap’ına kadar dünyanın her yanından gelen insanlar varmış.  İçerde sıkış tıkış gezerken, bir genç kız,  sanki camiye girmişiz gibi, bir öğretmen bayan arkadaşıma şöyle söylüyordu:
“­İçeri girerken bari başını örtseydin, günah değil mi?”  Müzeyi gezen kızlar, bayanları gördüğümde hemen hemen hepsinin başörtüsü vardı. Sanki Hicaz’ı ziyaret ediyorlarmış gibi, insanlar huşu içinde dualar mırıldanıyordu.  Yönünü türbeye dönmüş namaz kılanlar vardı. Herkes türbeye dönmüş,  gözleri kapalı engin bir teslimiyet içinde dua ediyorlar veya bir şey mırıldanıyorlardı. Bahse girerim ki,  çoğunluğu millet, oraya duadan ziyade adak adamak, bir şey ummak amacıyla ziyaret ediyor olmalılar. Çünkü herkes  ilahi bir varlıkla karşıkarşıyayamış gibi  davranıyordu.Gezenlerin çoğunluğu gençler oluşturuyordu. Kim bilir,  “imtihanı kazanayım,  nişanlımla barışayım, hayırlı bir koca bulayım, şu hastalıktan kurtulayım” vb dua ve ile adak adıyorlardı.
Oysa Mevana bir din bilgini değil, bir felsefe adamıdır.
Çağdaş bir ulus ölülerden medet ummaz. Atatürk’ün dediği gibi, “çağdaş bir ulus için ölülerden medet ummak bir lekedir”.
Oysa Mevlana, 1207-1273 yılları arasında yaşamış, dinle, dinsel kurallarla bir ilgisi olmayan şair, düşünce, felsefe adamıdır.
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız

ARKEOLOJİ MÜZESİ YETERLİ DEĞİLDİ.
İki gün süren gezimiz süresinde Konya’nın tarihi, turistik,  gezi- mesire alanlarını gezdik.
İlk gün Cumartesi günü, Arkeoloji müzesini gezdik. Müzede en çok Roma döneminden kalma mezar lahitlerindeki motiflere hayran kaldık. Komple mermer bloğundan tek parça halinde lahitim dış kısmını öylesine işlemeler yapmışlar ki hayran olmamak mümkün değil. Sanki ahşap işleme yapmış gibi, motifin en ince girinti ve çıkıntısına kadar işlenmiş.
Ancak müzenin fiziki yapısı pek de iyi değildi. Bazı eserler bahçede her türlü meteorolojik koşulların etkisi altındaki kaldığından bazı eserlerin çatladığını ufalanmaya başladığını gördük.  En seçkin eserlerin belirgin bir yerine, buluntunun hangi devire, uygarlığa ait olduğunu belirten etiket plakalar yoktu. Ziyaretçilere sözle bilgi verecek uzman bir rehber yoktu, Sadece korucular vardı.
Sonra otelimize döndük.

8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
HORLAYAN ODA ARKADAŞIM
Konya yolculuğundan üç gün önce bu geziyi düzenleyen bayan arkadaşımız telefonla aradı:
“-Kimin kimle oturacağını, kalacağını ayarlıyorduk, çoğunluk eşleri ile gideceklermiş,  yan yana oturacaklar. Yalnız siz ve X Bey, birkaç tek bayan kişiler kaldınız, yalnız X Bey der ki, “ben gece çok horlarım, ona göre” diyor. Ne dersiniz sizi onun yanına verelim mi?  “Yoksa tek mi kalırsınız?  Ben dedim tek kalmam, bir arkadaşımla kalmayı isterim, nihayet bir gece değil mi? Organize eden bayan arkadaş, “o çok horladığına göre siz karar verin”, dedi. Ben de olsun ne yapalım, gece burnuna çamaşır mandalı takarım, deyince telefonda güldü. Ben, yav bu adamın burnunun fireni yok muymuş, dedim, yine telefonda güldü. Yönetici, “dağıtımı yaptık, birkaç kişi siz kaldınız”, deyince, ben, ben bayanlarla kalmam deyince yine güldü.
Toplanma yeri olan Atatürk Lisesi önünde toplandık, yönetici bayan, “Cevat Bey telefonda beni epey güldürdün” dedi.
Bindik otobüse, herkes yerini bulmuş oturmuş, baktım iki kişilik koltukta bir bayan oturuyor “senin yerin bura” dediler.  Aman Tanrım şu işe bak, kendini tanımadığım bayanın yanına oturdum, ama tedirgin oldum, pek de nizami olmayan bu dar koltukta saatlerce nasıl oturacağım, diye düşündüm. Önce telefonda söylediklerim aklıma gelince, içimden gülmek geldi. Otobüsle biraz gittikten sonra, kalktım, bana, “ne o Cevat Bey yerini beğenmedin mi” dediler. Baktım, horladığı söylenilen X Bey’in yanı o an boştu, oraya oturdum. Yolda yol arkadaşım X Bey uyuklamaya başladı, ama öylesine bir koltuğa yayıldı ki, benim tarafa geçmeğe başladı, ben yan yan çekildim, arkadaş koltuğun yarısına kadar geldi. Zaten belediyeden temin ettiğimiz midibüsün koltukları nizami değil, dar ve küçüktü.
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
“Horluyor” dedikleri arkadaşımı, uykuya daldıktan sonra horlayıp horlamadığını kontrol için kulağımı yaklaştırdım, gürültüden duyamadım,  ya da horlama  “davulcunun osuruğu gibi güme gitti”. Boş ver otelde anlarız dedim.
Yola devam ediyoruz ama benim kalçamın yarısı koltukta diğer yarısı dışarıda idi. Yanımdakini dürtükleyip “hey hemşerim beni yastık yaptın iyice” diyemedim. Çünkü benden büyük ve 35 kitabı yayınlanmış bir yazardı. Saygımdan gıkımı çıkaramadım.
Neyse Konya’ya vardık,  şehir gezilerinden sonra akşamı X Bey’le aynı odaya verdiler. Geceleyin X Bey öylesine bir horluyor ki, mandal aklıma geldi. Onun yattığı yerler benim yattığım yer arasında sürgülü camlı bir kapı olmasına karşın, horlamasını duyuyorum. O arada uykusunda bir iki kelimeler de mırıldanıyordu. Böylece zar zor sabahı ettik.

OTELDE
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Otelin ismi üç yıldızlı Garra idi. Garra’nın ne anlama geldiğini sorduğumuzda, görevliler, aynen şöyle diyorlardı: “Peygamber Efendimizin yemek yediği kâse, parlayan, parıldayan” anlamına geliyormuş. Yani Garra dini bir motif olması yanında, odalarımıza geçtiğimiz zaman İslam misyonerleri gibi yine dini bazı unsurların olduğunu gördük. Çekmeceleri çektiğimiz zaman, çekmecelerde dini kitaplar yanında İngilizce Kuran, dolabın en üst rafında bildiğimiz Kuranın, en altında namaz seccadesi vardı. Yani Müslüman bir vatandaş geldiğinde Kuran okusun, ibadetini yapsın; Müslüman olmayan başka bir yabancı turist geldiğinde Kuranı öğrensin diye İngilizce Kuran koymuşlar.
Otelde hoşuma giden gerçekten de insan yaşamına önem veren bir olgu vardı, o da banyoya telefon koymaları.
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız

Evlerde en çok kazalar, sakatlanmalar banyolarda düşmek suretiyle olduğundan, gelen misafir-turist kapıyı kilitleyip yıkanmak için duşa girdiğinde ayağı kayıp düşme olasılığı karşısında ilk müdahaledeki ivedi durum düşünerek duvara sabit monte edilmiş bir telefon koymuşlardı, bu duyarlı bir düşünce idi.

ÇATALHÖYÜK’E GİTTİK  (UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİNDE)
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Gezimizin ertesi günü, Türkiye’nin önemli arkeolojik kazılarının bulunduğu Çumra ilçesi hudutları içinde bulunan Çatalhöyük’e gittik. Çatalhöyük, Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra İlçesi'nin 11 km. kuzeyinde, Konya Ovası'da bulunmaktadır. Doğu yerleşimini, en son Cilalı Taş Devri sırasında ovadan 20 metre yüksekliğe kadar ulaşan bir yerleşim birimi oluşturmaktadır.
Yol Kenarında Tarım İşçilerinin Çadırı:
Çumra İlçesine yaklaşırken, boydan boya yer yer yağmurlamayla tarlaların sulandığını, yakınlarında ve yol kenarında, gide hafta Doç.Dr. Murat Gukan Gülcan’ın sunumunu yaptığı “Çocuk İşçiliği ve Eğitim Hakkı” konferansında bahsedilen başka illerden gelen onlarca tarım işçi çadırlarını gördük. Kendi kendimize “acaba bu tarım işçisi çocukların okul durumu ne durumda” diye kendi kendimize sormaktan kendimizi alamadık.
Kazı Alanında Afgan’lı Çoban:
Çatalhöyük kazı alanını gezerken, kazı koruluğunun hemen bitişiğinde,  önünde yüzlerce koyunu olan bir davar çobanına rastladık. Çoban’a, hemşerim nerelisin, diye sordum. Çoban “Afganistan’lıyım”, dedi. Ben şaşırdım,  peki buraları nasıl buldun, dedim, o, “ne yapah çalışmaya geldim çoban oldum” dedi. Çobanlıktan kaç lira para alıyorsun, dedim, o, “1500 lira” dedi. Sigortan yok mu dedim, yok dedi. Demek ki, son olarak çoban bile ithal etmeye başlamışız.
Bir gazete haberinden okumuştum,  çobanlar maaştan ayrı sigorta da isteyince koyun üreticileri yabancı çalıştırmayı yeğlemişler. Yine aynı gazete haberinde, “Hayvan yetiştiricisi kaliteli çoban bulamadıkları için, “çobanlık kursu” açılacağını yazıyordu.

ÇATALHÖYÜK’E DEVAM
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Yerleşimde 8 bin üzerinde insan yaşadığı kabul edilen Çatalhöyük, 2012 yılında “Dünya Mirası”na alınmış, Anadolu’da insan yaşamının ilk yerleşim yerlerinden olduğundan, her yıl dünyanın birçok ülkesinden arkeologlar gelip araştırmalar yapmaktalar. Ziyaret etiğimizde, gördük ki, kazı yeri büyük höyüğün tepesinde, kocaman dev bir koruyucu yarı saydam çadırın altında arkeologlar titiz bir çalışma içinde idiler. Yüzeyden 15 m aşağıda görülen, birbirine bitişik odacıklar içinde arkeologlar bir kuyumcu titizliği ile minik fırçaları ile çalışıyorlardı.
Rehber ve bilim adamlarından alınan bilgiye göre, (Çatalhöyük - Doğu), muhtemelen, bugüne kadar bulunmuş en eski ve en gelişmiş Neolitik Çağ yerleşim merkezidir. 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedilmiş, ilk kazıları 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapılmıştır. 1993'te yeniden başlayan ve günümüze kadar devam eden kazılar Cambridge Üniversitesi'nden Ian Hodder tarafından yönetilmektedir ve İngiltere, Türkiye, Yunanistan, ABD'li araştırmacılardan oluşan karma bir ekip tarafından yürütülmektedir.
Çatalhöyük’te neolitik yerleşimin genişliği, barındırdığı nüfusu, oluşturduğu güçlü sanat ve kültür geleneği ile kabaca 2 bin yıl kesintisiz iskân edilmiştir.
Kazı çalışmalarında MÖ. 7400 - 6200 yılları arasına tarihlenen 18 neolitik yerleşim katmanı açığa çıkarılmıştır. Meydana çıkarılan kısmın ancak yüzde ikisini teşkil ettiğini uzamlar söylediler.
Kazıların başladığı yıllarda ödenek ve sponsor (destekleyici) bulunamazken, bulunan yerleşim ve buluntu durumu dünyada çok ilgi çekince, birçok üniversite ve kuruluşlar desteklemeye başlamışlar, dünyanın büyük üniversiteleri parasal destek sağlayarak araştırmacılarını buraya gönderip çalışmalara katıldıklarını öğrendik.

ÇATALHÖYÜK’TE İLKÇAĞ İNSANIN EVİ
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Yerleşimin genelinde evlerin birbirine bitişik inşa edildiği, dolayısıyla duvarların ortak kullanıldığı, aralarında avluya açılan dar geçitlerin bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu avlular bir yandan hava ve aydınlatma sağlayan, diğer yandan da çöp alanı olarak kullanılan alanlardır.[4][14] Avlular etrafından yapılmış bu konutlar mahalleleri oluşturmuştur. Bu mahallelerin yan yana sıralanmasıyla da Çatalhöyük kenti ortaya çıkmıştır.[7]
Konutlar birbiri üstüne, aynı plana göre inşa edilmiştir. Bir önceki konutun duvarları, bir sonrakinin temelleri olmuştur. Konutların kullanım süresi 80 yıl gibi görünmektedir. Bu süre dolduğunda ev temizlenmiş, toprak ve molazla doldurulmuş, üstüne aynı planda yenisi inşa edilmiştir.
Konutlar dörtgen biçimli kerpiç tuğlalarla taş temel kullanılmadan dörtgen planlı olarak yapılmıştır. Ana odalara bitişik depo ve yan odalar bulunmaktadır. Aralarında dikdörtgen, kare ya da oval biçimde geçişler vardır. Çatılar, saz ve kamış damların üstlerinin, günümüzde bölgede ak toprak olarak adlandırılan kalın bir kil tabakasıyla sıvanmasıyla yapılmıştır. Bu çatıları taşıyan ahşap kirişlerdir ve duvarların içine yerleştirilen yine ahşap dikmelere dayanmaktadır. Arazinin farklı eğilimleri yüzünde konut duvarlarının yüksekliği de farklıdır ve bu farklılıktan yararlanılarak batı ve güney duvarlarının üst kısımlarında, ışıklandırmayı ve havalandırmayı sağlamak üzere pencere boşlukları bırakılmıştır.[15] Konutların tabanları, duvarları ve içlerindeki tüm yapı ögeleri beyaz renkte bir sıva ile kat kat sıvanmıştır. Yaklaşık 3 cm. kalınlıktaki bir sıvada 160 kat belirlenmiştir. Sıva, beyaz kalkerli, milli bir kil kullanılarak yapıldığı anlaşılmıştır. Çatlamaması için içine ot, bitki sapları ve yaprak parçaları katılmıştır. Konutlara giriş çatıda açılan bir delikten, büyük olasılıkla tahta bir merdivenle sağlanmaktadır. Yan duvarlarda giriş yoktur. Konut içindeki ocak ve oval biçimli, üstleri düz bırakılan fırınlar çoğunlukla güney duvarında yer almaktadır. Her konutta en az bir platform bulunmaktadır. Bunların altlarına, zengin gömüt armağanlarıyla ölüler gömülmüştür. Depo odalarının bir kısmında açkılama taşları, baltalar ve taş aletlerin konduğu kilden yapılma kutular ele geçmiştir.

DÜNYANIN BİLİNEN İLK HARİTASI ÇATALHÖYÜK’TE BULUNDU
Bir kutsal mekân olduğu düşünülen yapının kuzey ve doğu duvarlarında 1963 yılı kazıları sırasında Çatalhöyük kent planı olduğu anlaşılan bir harita ortaya çıkarılmıştır. Günümüzden yaklaşık olarak 8200 yıl öncesine tarihlenen radyokarbon tarihleme yöntemi ile saptanan yaşı MÖ 6200 ± 97) bu çizim, DÜNYANIN BİLİNEN İLK HARİTASIDIR. Yaklaşık olarak 3 metre uzunluğa ve 90 cm. yüksekliğe sahiptir. Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. [2]

SON OLARAK SİLLE’Yİ GEZDİK.
8-9 Mayısta Konya Gezisindeydik - Cevat Kulaksız
Son gün Selçuklu ilçesinde Sille denilen tarihi turistik  beldeye  gittik. Orda ilginç şeylere rastladık.  Konya’ya 8 km olan Sille kiliseleri ve Rumlardan kalan evlerle ÜNESCO Dünya Mirasına alınmış çok şirin bir belde. Kurtuluş Savaşına kadar burası çoğunlukla Rumların yaşadığı bir yer ve o zamanları çok hareketliymiş. 1923 deki mübadelede Rumlar burayı terk etmişler. İki yamacın arasında bir vadide bulunan Sille’nin ortasından boydan boya bir çay akıyor. Bu çayın iki yakası zamanında villa ve konaklarla doluymuş.
Sillede Aya Eleni Kilisesi bulunmakta. Kesme taştan yapılmış, İsa’nın doğumundan 327 yıl sonra Bizans İmparatoru Kostantin’in annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış, Sille’de orada yaşayan Hıristiyanların mağaralara yapılmış kiliseleri görünce, orada yaşayan Hıristiyanlar için kilise yapmak istemiş. Kilise son olarak 1833 de tamir görmüş, kesme taştan yapılmış sağlam bir mabet.
Sokakta gezerken bir gelin arabasına rastladık,  arabanın arkasında "BU ODUN SENİN İÇİN YANACAK" diye garip bulduğumuz bir yazı vardı. Evlenen çiftler nikâh sırasında gelip burada tur atıyorlarmış.
Sille’de her tarafı, eskilerde kullanılan çok çeşitli tarım alet ve eşyaların toplanıp sergilendiği müze gibi bir lokantada yemek yedikten sonra, Ankara’ya yollandık.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR


[1] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî; 30 Eylül 1207, Belh - 17 Aralık 1273, Konya), şâir Müslüman düşünce adamı ve mutasavvıf. Tasavvufta Mevlevî yolunun öncüsüdür. Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk defa yaptıran Prenses Gürcü Hatun ile yakın dosttur. Bilinen tek Mevlânâ portresinin ve Mevlânâ türbelerinin ortaya çıkışı bu şekilde olmuştur.

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87atalh%C3%B6y%C3%BCk

0 yorum:

Yorum Gönder