20 Mayıs 2017 Cumartesi

19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım

19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım
18 Mayıs günü, Yenimahalle Belediyesinin bir şehit askerimizin anısına yaptırdığı gençlik merkezinin açılışına katılmıştım.
Belediyeden, katılmam için cep telefonuma çağrı gelmişti, fakat açılış adresini tam olarak yazmadıkları için, ilgili olduğu söylenilen Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ne telefon ederek tam adresi sordum. “Tam bilmiyoruz ama Cemre Parkı’na yakın bir yerdeymiş” diyen bir bayan yanıt verdi.
Otobüsten Lalegül’de inip Cemre Parkı’nın kıyısından sokaklardan sora sora tören alanını buldum, ama yorulmuştum. Sırtımda daima taşıdığım, içinde fotoğraf makinem, şemsiye, her günkü gazete ve bir de boşluk bulursam okuyayım, diye taşıdığım bir kitap.
Tören alanını buldum, kalabalık toplanmaya başlamıştı. Ama oturacak bir sandalye bile yoktu. Bitişik parkta üstü yıpranmış seki gibi duran duvara beş altı kişi oturmuştu, ben de selam verip yanlarına oturdum.
Neyse tören başladı,  konuşmaydı, resim çekme derken bir saat kadar da ayakta durdum, çok yorulmuştum.
HASTALANDIM.
Tören bitti, bir km kadar uzaktaki metroya yürüdüm, bedenimde yorgunlukla birlikte bir kırgınlık da başladı. Metroyla AKM deki Urfa Günleri’ni izlemek istedimse de,  baktım bedenim, bacaklarım beni taşımada zorlanıyordu, vaz geçip oturduğum Batıkent’e yönelmek istedim. Metroya geldim çok yorulmuştum.
Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi, metroda tren beklerken müthiş bir hava cereyanı oluyor, gelen trenin cereyanı, giden trenin cereyanı insanı hasta ediyor. Gelip giden trenlerin cereyanı da eklenince, beni sıtma tutar gibi bir titreme aldı. Bu halle eve geldim, köpeğim Badi’yi gezdirmeğe çıkardım (her gün saban akşam onu gezdiririm); sonra da çektiğim filimleri,  Yenimahalle Belediyesince bir şehit Asker anısına yaptırılan gençlik merkezi haberini yazmaya çalıştım, ama yorgunluktan, bedenimin kırgınlığından gözlerim küçülüyor, uyumak istiyordum. Yazıyı yarım bırakarak, pijamayı bile giymeden kendimi yatağa attım. Her yanımın titreyen halimden, sık sık hapşırmamdan,  gözlerimden ve burnumdan sular yürüyünce üşüttüğümü anladım.

MUAYENE OLMAM BENİ NERELERE GÖTÜRDÜ
Sabahleyin yani 19 Mayıs günü, Badi’yi güç bela gezdirdikten sonra, yine o çantayı sırtlayıp komşu Uğur Mumcu Mahallesindeki sağlık ocağına muayene olmak için gittim. Oraya varmak için 400-500 metre düz, 300-400 metre çok dik bir sokaktan sağlık ocağına gidilir. Dik yokuşun sonuna doğru çıkarken, bacaklarım ve ayaklarımın beni taşımamak için direndiğini, yani “çekişten düştüğümü hissettim”. Durdum, yarım dakika soluklanayım, dedim. “Sünnetçi çantasına” benzer çantam sırtımda.
Burada bir parantez açayım. Çok yıllar önce, elimde böyle bir çanta bir yere gidiyordum, yolda oyun oynayan üç dört çocuğa rastlamıştım, çocuklardan biri, gerek samimi gerek dalga geçmek için, “amca sünnetçi misin”  demesin mi…Aman Tanrım çok şaşırmıştım, çocuğun bu sözüne. Yok, arkadaşım, sünnetçi mi lazım, diye şaka yapmıştım.
Neyse arkamdan bir delikanlı geliyordu, onun duyacağı şekilde çekişten düştüm yahu, dedim. O da gülerek, “amca vites düşür çekmez bu bayırda” diye esprisini patlattı ve gitti.
Neyse yaklaştım sağlık ocağının önüne doğru, karşıdaki kahvehanenin önünde bir adam oturuyordu, ona sordum, bu gün sağlık ocağı kapalı mı yoksa dedim. Adam, umarsız bir tavırla, “bilmiyon mu bu gün resmi tatil, 19 Mayıs Bayramı, sağlık ocağı kapalı hemşerim”  dedi.
Kendi kendime, vay anasını, resmi tatil-bayram diye sağlık ocaklarını, resmi daireleri kapatıyorlar, bayramı da yaptırmıyorlar, diye mırıldanarak geri döndüm. O günkü gazeteler, TV-radyo haberleri İstanbul’da, İzmir’de 19 Mayıs Bayramı kutlamalarının yasaklandığını yayıyorlardı. Ulusal bayramları yasaklıyorlar, sonra dini günleri kutluyorlar, diye düşüne düşüne durağa aşağı yürüdüm.
AKP İktidarı mensupları önceleri ulusal bayramlara birer bahane ile katılmıyorlardı, şimdilerde de bu bayramları yavaş yavaş yasaklamaya başladılar. Bu yetmiyormuş gibi, sanki başka gün, hafta, ay yokmuş gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, 19 Mayıs 1919 Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramında AKM yanında hayvancılık fuarı düzenliyor, böylesine isabetsizlik, yakışıksızlık olmasa gerek.
Bu da bir şey mi? Bakınız, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in internetten rastladığım bir mesajında neler deniliyor, aynen alıyorum:
19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım
“ 19 MAYISFA DİNİMİZ VE ÜLKEMİZ İÇİN FAYDALI BİR OLAY YAŞANMAMIŞTIR! PUTPERESTLERİN BAYRAMIDIR!” Yazının hemen altında da bir vatandaş şu sözleri ile tepkisini dile getiriyor: “Bizim Gibi Putperestlerin Vergileri ile Maaş Alan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez O Zaman  Derhal  İSTİFA ET, HARAMDIR!...”  Rengiyle falan yazı aynen böyleydi. Şaşırmamak mümkün mü? Artık yorum size aittir.
Unutmuştum, resmi tatili, bu gün Cuma, sağlık ocağında muayene olurum demiştim kendi kendime. Eyvah dedim, geri döndüm, 300-400 m lik yokuş  aşağı doğru yolu rahat kat edip durağa geldim.  Otobüsün güzergâhındaki Gazi Ün. Hastanesinin acil servisine gittim, muayene olurum diye. Öyle ya bu gün Cuma tatil, cumartesi tatil, pazar tatil, onun için bir hastanede muayene olayım diye düşündüm.
Acile vardım, sedyeler geliyor, sedyeler gidiyor, bir hareketlilik var. İçeride yetkili bayana vardım, muayene olacağım, dedim, kimlik kartımı uzattım. Gözlüklü, sincap dişleri gibi dişleri olan bayan memur:
“-Amca çok beklersin, tabanca, tüfekle yararlananlar var, trafik kazaları var yoğunluk var, çok beklersin, sen en iyisi, yakındaki eski DDY Hastanesine git, orası devlet hastanesi orada muayene olursun, dedi.
Ben, yorgunu yokuşa sürme, burada muayene olayım, dedim. Beklerim, ama yarım saat sonra giderim, dedim. Bunun üzerine bayan memur, “öyleyse kayıt yapamam boşu boşuna sen zaman kaybetme o hastaneye git”, dedi. İçimden, dişlerin de sincap dişine benziyor, desem miydi, diye söylendim, ayrıldım.

SAKALLI DOKTOR
Neyse vaz geçip bayan memurun dediği hastaneye gittim. Kalabalık da yokmuş, hemen muayeneye girdim.
İçeri girdim, aman Tanrım, 30-35 yaşlarında gencecik bir doktor, cami hocası gibi sarıya çalan bayağı uzunca sakalı olan bir doktor… Bu sakal da ne oluyor diye, kendi kendime içimden yorumlayıp durdum.
Bu doktorun sakalını görünce, aklıma oğlumun sakalı geldi, oğlum da yeni doktor olduğu sırada sadece çenesi çevresinde bir sakal uzatmıştı. Rahmetli dedesi, oğlumun-torunun sakalından tutmuş, “yav evladım senin sakala Müslüman sakalı mı desem, Frenk sakalı mı desem”  diyerek sevecen bir tavırla espri yaptığını hatırlıyorum.
Aklımdan, laf aramızda, Suriye bataklığında yaratılan sakallı DEAŞ-IŞİT militanları geldi. Sakala öylesine takıntılı imişler ki, sakalı kesiyorlar diye, yöredeki berber dükkânlarını yasaklamışlar.  Bu doktora, “aman doktor bey sakalı fazla uzatma IŞİT çi derler sonra, diye bir espri yapsam nasıl olur, diye de düşündüm, sonra vazgeçtim.
Bu sakallı doktoru görünce, sağlık ocağımızdaki bayan doktor aklıma geldi. Bu bayan doktor, eskiden başı açıkmış, her nedense bir yıl önce tesettüre başlamış, başını başörtüsü ile örtmüştü. Her muayeneye vardığımda hiç yüzünün güldüğünü görmedim, bir gün de gördüm elinde tespih çekiyordu. Daha önce bir gün, dışarıda bir boşboğazın, “bu doktor tarikata girmiş” diyen dedikodusunu duymuştum.
Demek ki ülkede Tayyip’in “dinci” rüzgârları esmeye başlamış, diye kendi kendime söylendim durdum.
Kendimi yorgun ve rahatsız hissettiğim için Anıtkabir yürüyüşüne katılamadım. Yine resmi tatil olduğundan eczanelerin çoğu kapalıydı, güç bela nöbetçi eczaneyi Kolej yakınlarında bulup ilaçlarımı alarak eve yorgun argın döndüm.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

 Cevat Kulaksız



0 yorum:

Yorum Gönder