5 Nisan 2017 Çarşamba

Davranış Bozukluğu: “Yansıtma” - Mehmet Halil Arık

Davranış Bozukluğu: “Yansıtma” - Mehmet Halil Arık
Tescilli hırsızdır adam…
Bakmışsın, çıkmış ortaya, “hırsız var!” diye bağırmakta...
Tescilli küfürbaz adam….
Açtı mı ağzını veryansın, saydırmakta. Dönüp, toplumu adaba çağırmakta...
Yalan ve aldatma üzerine ihtisas yapmış adam…
Sana, bana, ona dürüstlüğün erdemlerinden dem vurmakta...
Yasa tanımazlığı ayrıcalıklı yaşam biçimi haline getirmiş adam.
Meydan meydan “Hesap sorma” naraları atmakta…
Hırs, öfke ve ihtiraslar harman… İnsani, hukuki ve toplumsal değerler ihtiraslara kurban… Ve “erdemsizlik”le suçlanan o, ben, sen…
Demokrasiyi neresine soksan durmayacak olan kendisi… demokrasi ve millet iradesine saygıya davet edilen karşısındaki!...
Liste uzun… İnsanlık ve toplum adına, erdeme, hukuka, demokrasiye, hatta dine dair, her ne varsa…
İçin titrer. Oturur düşünürsün. Kabullenemezsin. “Olmaz” dersin. İrade dışı bilinmedik bir “güç” yönlendiriyor olmalı ki, bu davranışlar sergilenebiliyor olsun.
“Faraza, birisi kalkıp, seni "Terörist" olmakla suçlasa, düşünürsün, bu suçlamanın altında, geçmişte işlenmiş suçların kamuflajı mı var ki acaba….!?...
Yani bir davranış bozukluğu, ruhsal bir dürtü müdür bunu yaptıran…?
“Yani, kişinin kendisini, karşısındakinde görmesi mi” desek örneğin….
*
Kişinin ayna karşısında kendine söylemesi gerekenler üzerinden başkalarını suçlamasının psikolojideki karşılığı “yansıtma”dır.
Kişinin kendisinde var olduğu halde, görmek istemediği eksik, yersiz, hoş olmayan davranışlarını başkalarına yüklemesidir. Bir diğer anlatımla, kişinin kendisini başkalarında görmesidir. Bu yolla kendisini aklama çabasıdır bu. “Ruhsal bir davranış bozukluğu” olan bu davranışın paranoya ile birlikte anılıyor olmasından ötürü de basite alınır tarafı yoktur.
Yansıtma, tedavisi imkansız denecek kadar zor bir hastalıktır... Hastaların toplumdan uzak tutulması toplumsal bir gerekliliktir. Yetki ve sorumluluk vermek vebaldir, Oluşacak tahribatlar kolay telafi edilemez
Bu kişilerde, duygu ve düşünce bozukluğu yanında, algı ve karar verme yetisi de sağlıklı değildir. Bu davranış bozukluğunun dışa vurumu, gerek bireysel, gerekse toplumsal pek çok felaketlerin nedeni olabilir. Olmuştur da. Bilim insanları bu felaketleri örnekleriyle gözler önüne sermektedirler.
Osmanlı’yı tek başına I. Dünya savaşına sokan tek adam Enver Paşa…
Tüm dünyayı kana bulayan 50 milyon insanın ölümüne 150 milyon yaralıya, bir o kadar göçe neden olan tek adam Hitler...
Alın size, bir içten bir dıştan sadece iki örnek...
*
İnsanları sevmek, kendisini sevmekle başlar. Kendisini seven kişi, kin, hırs ve ihtirasların fren koyabilen insandır.
Kendisini ve geçmişini sevemeyen, kendinden nefret eden, her hal konum ve durumundan tatmin olmayan, davranışlarından, ruhsal dünyasından memnun olmayan böyle bir kişilik, başkalarını sevemez, dahası nefret eder.
Herkes “kirli”dir onun nazarında. Dostu yoktur. Yaşamın amacı ve merkezi kendisidir. Kendisi sütten çıkmış ak kaşıktır. Kendi hatalarını bile ya başkaları yapmıştır, ya da başkaları yaptırmıştır.
Kuşkucudur, güvensizdir; hep komploya / tuzağa düşürüleceği korkusu içinde yaşar. Başarılı olanları kıskanır, sevmez. Eline yetki ve güç geçtiğinde de onları çevresinden uzaklaştırır. Hırs ve ihtirasta boyut tanımaz.
*
Bilim uyarır. Gereğini akıl, izana bırakır…
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci (DENİZLİ)
mehmethalilarik@gmail.com

0 yorum:

Yorum Gönder