28 Mart 2017 Salı

Sen ve Ben - Gündüz Akgül

Sen ve Ben - Gündüz Akgül
Aşağıda anlatacaklarım bir öykü değil, gerçek bir yaşamın ta kendisidir.
Yaşamı tozpembe görenlere ithaf olunur (sunulur).
Sevgili dostum,
Sen ve ben eşit koşullarda dünyaya gelmedik.
Sen, varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açarken…
Ben, zorla geçimini sağlayan cahil, çiftçi bir ailenin bireyi olarak yaşama merhaba dedim.
Bundan sonra ailelerimizin bize verebildikleri ve kendi kişisel çabamızla kişiliğimizi oluşturduk.
Sen, çocukluğun gerekleri ne ise onların tümünü fazlasıyla yaşarken…
Ben, çocukluğumun 7. Yılında aileme katkıda bulunmak için kuzu çobanlığı yapmaya başladım.
Senin, bisikletin, çeşit çeşit oyuncakları varken…
Benim, tek oyuncağım, kuzu otlatırken elimdeki sopayı at kabul ederek binmek ve çalışmaktan fırsat buldukça çelik çomak oynamaktı.
Sen, anlamaya başladığında elektriği, sinemayı görüp, otomobile binerken…
Ben, bunları 13 yaşımda köyden kente okumaya gittiğimde tanıdım.
Sen, yaz tatillerinde denizde yüzüp serinlenirken…
Ben, 40 derece sıcağın altında ekin tarlasında orakla ekin biçtim.
Sen,  okula kolalı beyaz yaka, ütülü siyah önlük, iskarpin ayakkabı ve ütülü pantolonla tam okula gitme yaşında başlarken…
Ben, okula, buruşuk beyaz yaka, ütüsüz siyah önlük, ayağımda kara lastik ve dizi yırtık pantolonla ancak 9 yaşımda başladım.
Lise çağlarında sen, ütülü takım elbise, kolalı gömlek, kravatla şık bir görüntü ile okula gelirken…
Ben, sene ortasında dizi ve popo kısmı yırtılan solmuş pantolonuma, terziden alıp sakladığım solmamış kumaş parçası ile yama yaptırarak, yırtığı kapattığım için sevindim ve yatak altı ütü ile çift ütülü çıkan pantolonu sabahleyin giyip okula geldim.
Sen ve arkadaşların halime gülerek tepeden bakarken…
Ben, bunu hiç dert edinmedim, hep seninle aynı notu alıp başarıyı yakalamanın heyecanını ve sevincini yaşadım.  
Sen, okul sonrası yazın dinlenirken, tatile giderken, denizde yüzerek, keyfine bakarken…
Ben,  ailemin geçimine katkıda bulunmak için çobanlık ve çiftçilik yaptım.
Ben, sana kavuşmak için büyük bir çaba göstermem gerektiğinin bilinciyle ve azmiyle hep çalışırken…
Sen, arayı kapatıp sana yaklaştığımı bile fark etmedin.
Sen babandan kalan kalıt (miras) ile keyif çatıp yaşarken…
Ben alnımın teri ile kazandığımla geçinmenin gururunu yaşadım.
Anlayacağın dostum, ben yaşam koşusuna senden 40 km geriden başladım.
Bitiş noktasına yaklaştığımızda at başıydık.
Bu gün geldiğimiz noktada sen, hala kimseyi umursamadan, hiçbir şeyi dert etmeden, başkasının sıkıntısı ile ilgilenmeden, yaşamın tadını çıkarmaya devam ederken…
Ben, arkamda bıraktıklarımın yoksulluklarıyla, sıkıntılarıyla ilgileniyor, ülkemin sorunlarını tartışıyor ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk hayranı olan rahmetli babamın bana aşıladığı Atatürk sevgisiyle ülkemin aydınlığının karartılmaması için, çaba gösterenlerin safında yer alarak katkıda bulunmaya çalışıyorum.
İnan ki bu halimden yakınmıyorum, senden daha mutlu olduğumu da biliyorum.
Dostum, rahatı bırak birazda sen uğraş, ikimizin olan ülkemizin sorunlarıyla.
Unutma ki ayni gemideyiz. Bir tufanda ikimizde boğulacağız.
Bu günlerde, ortak mülkümüz olan ülkemizin tapusu bir kişiye verilmek istenirken, olabileceklerin farkında olarak, hem kendi çocuklarım ve torunlarımın, hem de seninkilerin aydın gelecekleri için ben  #HAYIR diyorum.
Ya sen?

29.03.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

0 yorum:

Yorum Gönder