22 Mart 2017 Çarşamba

Deyimler Ve Öyküleri (2) - Gündüz Akgül

Deyimler Ve Öyküleri (2) - Gündüz Akgül
Sevgili Dostlar verdiğimi sözde durarak “Deyimler ve Öyküleri”  dizisinin ikincisini bilginize sunuyorum.
Birincisini okuyanlar beğendiklerini ve devam etmemi istedikleri için arada bir günün sinir bozucu gündeminden sizi uzaklaştırıp beyninizi dinlendirebiliyor ve dağarcığınıza bir bilgi aktarabiliyorsam ne mutlu bana.
Keyifli okumalar.
İşte deyimlerimiz…

22.03.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

*FOYASI  MEYDANA  ÇIKTI
Kuyumcular yaptıkları yüzük, kolye, küpe gibi ziynetlerde kullandıkları sahte elmasların arka kısmına foya adlı maddeyi sürer, bir çeşit ayna gibi ışıkların yansıtılmasını sağlarlarmış.
Zamanla foyalar çıkar, dökülür ve elmasın sahte olduğu anlaşılırmış... Buna benzeterek; sahte, yalan işlerin ortaya çıkması anlamında bu deyim olarak kullanılır.

AĞZINDA BAKLA ISLANMAZ VE AĞZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK

Türkçe’ de bakla ile alâkalı iki deyim vardır. Her ikisinde de illiyet, kurutulmuş baklanın zor ıslanması ve zor yumuşamasıyla ilgilidir. Kurutulmuş baklanın ağıza alındığında ıslanıp yumuşaması uzun bir süreyi gerekir. Sır saklama ve dilini tutma konusunda kendisine itimat edilemeyen kişiler için "Ağzında bakla ıslanmaz" deyiminin kullanılması bu yüzdendir. Yani duyduğu bir sırrı hemen başkasına anlatır, demlenesiye kadar yahut bir baklanın ıslanacağı müddet kadar olsun beklemez demeye gelir.
Baklayla ilgili diğer deyim baklayı ağzından çıkarmaktır. Deyim, içimizden geçtiği halde mekân ve zaman müsait olmadığı için nezaket veya siyaseten söyle(ye)mediğimiz şeyler için birisinin bizi ikazı zımnında "Çıkar ağzından (dilinin altından) baklayı" demesine işarettir. Deyimin hikâyesi şöyle:
Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih etmiş:
- Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sen de küfretmeme isteğini hatırlayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin altına yerleştirirsin.
Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, "Şeyh efendi, biraz durur musun?" deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi söyleneni yapar. Ancak yağmur sicim gibi yağmaktadır ve sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve
“Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...”
Şeyh içinden "La havle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sırada küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:
“Gidebilirsiniz artık!..”
Şeyh efendi merak eder ve sorar:
“İyi de evlâdım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?”
“Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.”
Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine Şeyh Efendi,
“Ulan derviş, çıkar ağzından baklayı!..”

Kaynak: Değişik internet siteleri.

0 yorum:

Yorum Gönder