28 Mart 2017 Salı

Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”

Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”
CHP Eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Yenimahalle Beld. Nazım Hikmet Kültür Merkezi 1500 kişilik salonda, 16 Nisan’da yapılacak olan Anayasa değişikliği ile ilgili referandumda “neden hayır” dememiz gerektiği konusunda açıklamalarda bulundu.
Salonun tamamen dolu olduğu, salonun bayrak tarlasına dönen görünümünde birçok kişinin ayakta izlediği konuşmalarda, önce Belediye Başkanı Fethi Yaşar özetle şöyle dedi:
“-Biz tek adam rejimini 1923 te bıraktık. Tek adam rejimlerinin dünyaya ne acıların yaşattığı ülkelere hangi acıları yaşattığı tarihte görüldü. Biz onları geride bıraktık. Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bize, milletin iradesini millet kendi tayin eder” diye görev verdi. Biz demokrasiyi sevdik, biz hukukun üstünlüğünü sevdik, biz insan haklarını sevdik, biz kardeşçe yaşamayı sevdik; ırkımız, mezhebimiz, inancımız, düşüncemiz ne olursa TC nin eşit yurttaşlığını sevdik. Bunu sevmeye de devam edeceğiz. Bu referandum Gazi Mustafa Kemal’in aydınlık yolunda dönme veya dönmeme referandumudur. Hukukun üstünlüğünün olmadığı bir ülkede, ağımsız bir hukukun olmadığı bir ülkede yatırım yapılmaz, o zaman işsizlik artar, o zaman ekonomi büyümez, işte bütün ülkelerle kavgalı hale geldik. Ömrünü demokrasiye adamış diplomatları bir kenara atarak bu gün yaşadığımız acıların faturasını bizler çekiyoruz. Cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine sahip çıkacağız, bu ülkenin birliğine dirliğine sahip çıkacağız”.
Deniz Baykal konuşmasında şunları söyledi:

ANAYASAYI HAZIRLAYAN GÖRÜLENLERİN HABERİ YOK BOŞ KAĞIDA İMZA ATMIŞLAR.
Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”
“-1982 Anayasası 17 defa değişikliğe uğradı. Son günlerde bir anayasa değişikliği ortaya çıktı. Kim yazdı bu anayasayı, imza sahiplerine “kim yazdı bu anayasayı” diye sorduğumuz zaman, “vallaha benim haberim yok, boş kâğıda imza attım” diyorlar. Bu anayasa öyle bir anayasa ki, onu Meclise sunanların sahip çıkması mümkün değil, boş kâğıda imza atmışlar, yazanlar belli değil, ama anayasanın arkasında bir irade var, bir siyasi güç var. Anayasa hazırlanıyor ve önümüze getiriliyor. Kim sahibi diyoruz, sahip yok. Dünyada 200 tane ülkeler var. Bu 200 üyenin hiç birisinde benzeri olmayan bir anayasa, hayatta yok, dünyada yok, bizim tarihimizde hiç böyle bir şey yok. Bizim tarihimizde, Cumhuriyet öncesinde istişare, şura, meşveret daima devlet yönetimin temel ilkesi olmuş. Cumhuriyet tarihimizde organlar ortaya çıkmış, Kurtuluş Savaşımızı Meclis yönetmiş. Savaşı dünyada ilk kez bir Meclis yönetti. Komutanlar o meclise bağlıydı, o meclis aslında Türk milletinin ta kendisiydi. (Alkışlar). “Meclis kurulmuş, devlet şekillenmiş, aradan yüz yıl geçmiş; yaşanan sorunların hiç biri ondan kaynaklanmıyor. Şimdi birileri çıkmış, içinden çıktığı Meclisi beğenmemiş. “yav bu Meclisle olmuyor” demiş, onunla değil senimle olmuyor.(Alkışlar).

MECLİSE VERİLEN YASAMA YETKİLERİ ELİNDEN ALINIYOR VE TEK KİŞİYE VERİLİYOR.
“-Baktık, Meclis yeni anayasada kuşa çevrilmiş. AB den sorumlu bakan bunu iftiharla söylüyor, diyor ki: “artık asli iktidar cumhurbaşkanıdır, Meclis tali iktidar haline getirilmiştir”. İftiharla söylüyor bunu. Meclis yetkileri çok ciddi şekilde tahrip edilmiş. Mesela yasama kanun çıkarma, kanun niye özeldir, hepimizi bağlar çünkü. Devletin meşru gücü gerekirse o kanunu işletmek için meclisi kullanma hakkı vardır. Devletin meşru gücü kanuna uymayana uyacaksın der. Kim söyler kanunu, çok akıllı bulursa söyler, devletin resmi gücü kanuna uyacaksın der. Meclis ortamında şikâyet edecek, tartışacak, sorgulayacak 80 milyon milletin adına. Şimdi bunu kaldırıyoruz. Meclisin kanun yapma işlevi budanıyor, bu yetki tek kişiye devrediliyor. Bakanlıkların tümünü bir kişi sabaha karşı ortadan kaldırabilir. Meclisin kanun yapma yetkisi fermanla olmaz, ferman devri geçti; “ben bunun şöyle olması gerektiğine inanıyorum” derken, sen Meclise kural koyamazsın. 80 milyon adına seçilen Meclis koyacaktır. Bazıları o kanuna evet demiyor olabilirler. Ama onun da bilgisiyle, onun da katkısıyla, onun da gözleri önünde bu yapılacak, yanlışını ifade hakkı olacak, şikâyet etme, yanlışı söyleme hakkı olacak, millet de bunu dinleyecek. Şimdi bu düzeni şimdi kaldırıyoruz, meclise verilen yasama yetkileri elinden alınıyor ve tek kişiye veriliyor. Kararname ile bakanlıkların tümünü bir kararname ile ortadan kaldırabilir. Kapatabilir öteki bakanlıkları, bakanlıklara gerek yok da diyebilir. Yeni bakanlık kurabilir. Devletin yüksek yöneticilerini sadece kimler olacağını değil, onlara yetki veren düzenlemeyi, yani oraya nasıl girileceği ile düzenleme ile onların yetkilerini de düzenleyebilir.  Özlük haklarını belirler. Bütün her şeyi düzenler. Şimdi bunlar kanunla yapılıyor. Kanun yapma yetkisi kaldırıldı bir kişinin takdirine bırakıldı.
Bir milletin en büyük güvencesi paranın nasıl harcanacağını düzenlemektir.

ADALET BİR TOPLUMUN EN TEMEL DAYANAK NOKTASIDIR.
Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”
1215 Magna Carta, demokrasinin ilk adımı bizim paralarımızı alıyorsunuz, nasıl harcıyorsunuz, gelin bakalım, bunun inceleme, denetleme ile başladı demokrasi 1215 bizim Osmanlı İmparatorluğumuz daha yeni şekillenme durumunda.
Seçilen kişi ister saray yapacak, ister Suriyelilere maaş bağlayacak, ister uygun gördüğü şekilde harcayacak. Bu nasıl bir şey söz hakkı yok. O bütçe hazırlanırken kimseye bilgi vermeyecek, danışmayacak, istişare etmeyecek, o nasıl uygun görürse, o kadar bitti. Böyle devlet yönetimi olur mu? Bütçe gitti, yanın önemli bir kısmı gitti. Olağanüstü hal ilan etme yetkisi cumhurbaşkanında, bakanlar kurulu gitti, başbakan gitti, yürütme tek kişiye inşa olundu. Tek kişiye, bir organ, bir kurul, bir müzakere. Cumhurbaşkanı tek başına müsteşarlar, genel müdürler, bütün yöneticiler, her şey bir kişinin iki dudağı arasında. O istediğini alır, istediğini uzaklaştırır, kimse de bir şey söyleyemez.
Yürütme üzerindeki yetkilerle yürütmeyi şahsileştiren yetkiler kurumsallığını ortadan kaldırıyor. O organ olmaktan çıkıyor, ülkede. İlkeler kişinin takdirine bağlı. Yasama üzerinde de tasarruf etme hakkına sahip.
Yargı ister parlamenter sistemde olsun, ister başkanlık rejimi olur yargı daima siyasetin etkisi dışında tutulmak istenmiştir. Adalet toplumun en temel değeridir. Tek adam rejiminde de adalet olmazsa o rejim de gider. Monarşide de adalete ihtiyaç var, parlamenter rejimde de var, başkanlık sisteminde de var, düşünülecek her rejimde hak, adalet ve giderek hukuk temel unsurdur. İnsanoğlunun birlikte yaşamasının en temel dayanak noktasıdır.
Şimdi yargı, adalet ne oluyor, adalet neye bağlı, kim adaleti tevdi edecek, kim adaleti tasavvur edecek hâkimler yargı organı. Hâkimler yargı bir kişinin iki dudağının arasında. Zirvede adalet denetleyen iki unsur var, birisi Anayasa Mahkemesi (AYM), yani yasamayı denetleyecek, öbürü de Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK). Bütün hâkimleri hem soruşturacak, hem aklayacak, hem denetleyecek, hem de mahkeme ihdas edecek, Danıştaya’a üye yapacak, Yargıtaya üye yapacak bütün adalet dünyasının kaynaklandığı HSYK. Adaletin uygulanmasının kaynağı. AYM nasıl?
HSYK unda 13 tane üye var, 6 tanesini bizzat Cumhurbaşkanı kendisi tayin edecek, 7 tanesini de Meclis tayin edecek. Şimdi bizim Anayasamızda Meclis bazı yetkiler bırakılmış. Meclisin der kanun yapma yetkisi var. Meclisin de soru sorma yetkisi var. Meclisin de gerekirse seçim kararı alma yetkisi var. Cumhurbaşkanı aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı. O meclise verilen yetkilerin yasama hakkını Yargı AYM sine üye seçme hakkının bir anlamı kalmıyor. Cumhurbaşkanının kararname ile düzenleme alanına girme olanağı yok. “Yanlış yapıyorsun, seni kısıtlıyorum onun için çıkarıyorum, seni engelleme hakkı fiilen yok. Anayasada olsa bile yok. Tuhafımıza giden yadırgadığımız cumhurbaşkanının Meclisteki bir patinin genel başkanı olmasıdır, bu meclisi etkileyemez, dengeleyemez, denetleyemez, görevini yapamaz hale getiriyor. Cumhurbaşkanına bu yetki, görev verilmez, deme imkânın kalkıyor.
Şimdi Anayasa Mahkemesinin AYM) 15 üyesi var, 12 sini bizzat Cumhurbaşkanı atıyor, geri kalan üçünü de Meclisten şekilleniyor. Gerek HSYK seçiminden gerek AYM nden Meclisin Üçte iki ile seçim yapma sorumluluğu yok. Öyle hükümler var, ama son noktada basit çoğunlukla yine Mecliste seçilenlerin iktidar partisinin seçme hakkı var. Ne oluyor, Anayasa Mahkemesi bu halde. Cumhurbaşkanını kim denetleyecek, Meclis denetleyecek. Meclis cumhurbaşkanını rahatsız ettiği anda, cumhurbaşkanının “haydi buyurun seçime gidiyoruz” sözü , tehdidi ile maruz kalması mümkün olacaktır. Meclisin çoğunluk partisi cumhurbaşkanının isimlerini yazdığı listeyle milletvekili olmuş, onların milletvekilliğini belirleyen bizzat Cumhurbaşkanı. Meclise yat dediğini yaptırıyor. Meclisin yarısını seçmeyle, onun da bir siyasi tercihi var aynı şey midir.
Biz tek adam deyince cumhurbaşkanı kızıyor. Ama biz hakaret olsun, diye söylemiyoruz, gerçek. Siz kendisini yargılayacak olan AYM sinin 15 üyesinin 12 sini bizzat kendisi yazarsa üçünü de meclise seçtirirse, siz kendisini yargılayacak olan o merciyi bizzat kendisi oluşturursa, buna yargı deme imkânı var mı? Bakmayın o köprülere yazılan yazılara, “meclis güçlendiriliyor, yargı bağımsız değil artık tarafsız olacak” . Bunlar halkı alay etmektir, alay. Gerçekler ortada, sen tarafsız dedin diye tarafsız mı oluyor. Yargı bağımsız denildi bağımsız mı oldu. Bu anayasa kısaca tek adam anayasasıdır. Hiç lami cimi yok. Cumhurbaşkanı diyor ki, “tek adam anayasası derseniz Mustafa Kemal’e hakaret edersiniz” Yani “Atatürk tek adamdı”diyecek.
Atatürk “tek adamlığı” elinin tersiyle itmiş. Gel sen de “başbakanlığı kaldıralım, hem başbakan ol, hem cumhurbaşkanı ol, teklifini götürenler, Atatürk, bu teklifi getirenlerin şaşarım aklı perişanına demiş. Celal Bayarlar, İsmet İnönüler, Bayar, “sakın gitmeyin” diye tepki göstermiş. Ona rağmen bir grup gitmiş Atatürk’e, başbakanlık da her şey sizde olsun, öyle düşünenlere, “şaşarım aklı perişanına” demiş.
Meclisi o açmış, Meclisle yola çıkmış, meclisi daima güçlendirmiş, geliştirmiş ve daima meclisle iftihar etmiş, şimdi bu günlerde meclis tartışmasında muhatabımız olan Cumhurbaşkanı, “tek adam derseniz Atatürk’e hakaret edersiniz”. Hayır Atatürk’e hakaret etmeyiz. Atatürk tek adamlığı ret eden adamdır, meclisi yücelten adamdır.(Alkışlar). Onu söyleyenler meclisi içine hazmedememiş olanlardır.
Cumhurbaşkanı diyor ki, “tek adam, meclis varsa tek adam olmaz, seçim varsa tek adam olmaz”, diyor. Bütün tek adamlarda Meclis de vardır, seçim de vardır. Bakın Orta Doğu’ya Kaddafi’den başlayın, Esat’dan, Saddam’dan, Mübarek’ten Saddam’a kadar gelin her yerde seçim de vardır, sandık da vardır ve göstermelik bir de meclis de vardır.

DEMOKRASİ SEÇİMDEN İBARET DEĞİLDİR
Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”
Tek adamlığı meclis varsa rahatsız olmaya neden anlayışı Anayasa kavramını içselleştirememiş anlayıştır. Yani demokrasi seçimden ibaret değildir. Demokrasi bir göstermelik meclisin, seçimden ibaret değildir. Bakın Türkiye’de Kenan Evren zamanında da meclis vardı, daha önce danışma meclisi vardı.  Bunlar hiç biri meclisin güvencesi değildir. Diyelim ki, diyor,  “Cumhurbaşkanı, “başkan yolunu şaşırdı, hata yaptı, ne olacak bunun gereğini kim yerine getirecek, buna kendisi cevap veriyor, “millet hesabını soracak” diyor. Günümüzde milletin hesap sorması, bir hukuk devletinde bir anayasal düzende kabul edilebilir bir şey değildir. Millet seçtiği organlar da inşa edecek olandır. Millet bütün güç kaynağıdır. İcraatı denetleyecek olanı o belirler. Ne diyor mahkemede, hükümler “millet adına” veriliyor.
Şimdi diyo, “millet hesabı sorsun” yapmayın, millet hesabı taşla sopayla mı soracak. Millet sokaklarda mı verecek. Millet siyasetle sorar, hukukla sorar. Millet hesabı sorulacaklara yargı, hukuk mercilerini yaratır, millet yaratır. Amma millet, illa buraya gel diyemez.
Millet çiftçiyi batırdın, anamızı ağlattın deyince “al ananı da git”  diyordu. Organ, siyaset soracak, meclis soracak. Meclis soruyor mu, soramıyor. Çünkü Meclisin yarısını sen tayin etmişsin, sana o yetkiyi vermiş. Ondan sonra da denetim yetkilerinin tümünü kaldırmışsın. Bakan atarken Meclise sunuyor musun, onlar ne düşündüğünü ne yaptığını anlatıyor mu? Ses yok. Meclisin cumhurbaşkanının yüce divana sevk yetkisi dışında başka yetki var mı?
Türkiye’nin bütün bütçesini yapacak, yani 700 katrilyonu harcayacak. 700 katrilyonu atayacaksın, gel de bir danış danışacak mı? Hayır. Bütçe konusunda bilgi vermeyecek, danışmayacak. Cumhurbaşkanı Meclisle muhatap olmayı ret ediyor. Yazılı soru yok, sorsan bile çok sonra müsteşar yardımcısıyla cevap gelecek. Meclis tali yetkili, asıl yetki başkanlıkta. Meclis güçlendirilmemiştir, meclisin yetkileri elinden alınmıştır, denetim yapamaz hale getirilmiştir, yasama yetkileri ciddi ölçüde kısıtlanmıştır, bütçe yapamaz haldedir. Pek çok yetkiler elinden alınmıştır, yetkiler başkana devredilmiştir. Bunlardan birisi de eyalet ihdas etme, eyalet kurma yetkisidir. Her türlü kararname yetkisi verilmiştir, bilinçli olarak alınmıştır. Meclisin ülkenin geleceği, kaderiyle ilgili tasarruf kullanmanın tek nedeni meclisin yetkileri cumhurbaşkanlığına devredilmiştir. Cumhurbaşkanının Meclis üzerindeki genel başkanlık yetkisi dolayısıyla, bırakılmış olan yetkilerin etkin bir şekilde Cumhurbaşkanlığınca kullanılması mümkün kılınmıştır. Meclis kendini yenileyemez haldedir. Ben cumhurbaşkanına karışmayacağım ama ben dört yılda bir seçime gideceğim, hayır gidemezsin. Niye, bütün bu düzenlemelerin altında ne yatıyor. Meclisin kendisini seçime götürememesi aslında milletin meclisi yenileyememesi anlamına gelmektedir. Meclis de milletin iradesiyle yenilenemez, ne zaman Meclis seçimi yapılır? Cumhurbaşkanının seçiminin yarsısı, Cumhurbaşkanı kendi mihveri var sen de kendi kaderini yaşa. Bu aslında milletin iradesine getirilmiş bir kısıtlamadır. Bu kadar düzenleme niye yapılıyor. Bu konular bir parti konusu değildir, hepimizi ilgilendiren bir konu. Söylenen gerekçelere inanıyor musunuz? İstikrarı sağlayacakmış, 15 senedir tek başınıza istediğinizi yapıyorsunuz, hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Yarınımızı kurtarmaya çalışıyoruz” bırak yarınımızı, canınızı kurtarmaya çalışıyorsun, ortalık allak bullak bir sürü konularda yarınımı düşüneceksin, şimdi, yarın değil. İstikrar dediği nedir, biliyor musunuz? İstikrar dediği, “benim denetim dışında bir siyaset tomurcuklanmasın” “benim denetimim dışında bir siyaset şekillenmesin”.
Bakın bu anayasa daha iyi bir gelecek vaat ettiği için değil, bu kendilerine hâkim olan korkuları bertaraf için planlanmış bir anayasadır. Bu anayasadan birileri bir şey bekliyor, torba kanunun diyorsun, birbirleriyle ilgisi olan olmayan her konuyu yerleştiriyorsun geçip gidiyor. Kanunlarla bütün denetimleri etkisiz kılıyorsun, istikrar diye bir sorun yok.
Bak diyor, 7 Haziran seçimlerinde ben çoğunluğu kaybettim, güç bela zorluklarla toparlayabildim. Bir daha böyle bir tehlike ile maruz kalmak istemiyorum. Meclisin milletin siyasi iradesini meclisin içinde tek başına çoğunluğu sağlar hale gelmesi. Kendi seçimini kendi seçiminden besliyor ve meclisi bütün denetim mekanizmalarından arındırıyor. Para harcamayı, 700 katrilyonu harcamayı, devleti kullanmayı, meclisin onayına değil, kendi takdirine bırakmayı öngören düzenlemedir. (Alkışlar). Diyor ya “hesabı millet sorar”,  bırak millet sorsun, seni iktidardan düşürsün, iktidardan düşme mekanizmalarını niye tıkıyorsun.
Günümüzde zorla, taşla, sopayla, yumrukla hesap sorulmaz iktidardan, hukukla ve siyasetle sorulur. Bak siyasetin önünü kesmişsin, aç siyasetin önünü siyaset sorsun Bir de hukukla sorulur.
Hukuk ne durumda? Hukukta sormak için bunda diyor ki Cumhurbaşkanı , “benim hakkımda kimse bana soru tevdi edemez, ne yazılı ne sözlü, gensoru olamaz, güvensizlik oyuna ihtiyacım yok, kimse karışamaz, ben bildiğimi yaparım, bana kimse bir şey yapamaz. Peki, yaparsın, sana hiçbir şey işlemez, bir şey işler, bir suçum varsa verirsin mahkemeye.
Siyasette suç olması şart değil, siyasette yanlış olur, uyarı olur, eleştiri olur. Bakın Trump geldi ABD de, dedi ki “yedi Müslüman ülkeden insanların ülkeye girmesine izin vermiyorum”. “Beş yıl sonra seçimde sorarsınız”, oldu mu? Ama hukuk ne dedi, dur hele hak var, hukuk var, düzen var her şeyi yapamazsın, onaylanırsa çok kötü olur. Amerika için de dünya için de kötü olur. Sana bu yetki verilmedi” dedi. Birden geri adım atmak zorunda kaldı.

MİLLETİN İKTİDARI EGEMENLİKTİR, BİR KİŞİYE VERİLEN GÜÇ HEGOMANYADIR,
Medeni hukuk bu işte, hukuk var, hukukta bunlar var. Sen de var mı, hayır, “suç varsa ver mahkemeye”. İyi de ülkeyi savaşa soksan nasıl mahkemeye vereceğiz. Üç beş yıl sonra gel hesabını sor, olur mu? (Alkışlar). Suç varsa AYM sine, yüce divana ver, kim verecek. 600 milletvekilinin 300 ünü sen tayin edeceksin, geri kalan 300 ün içinden 400 çıkaracağız. B matematik Problemini Einstein de çözemez, kimse çözemez. Bu milletin sağduyusu ile alay etmektir. 400 kişiyi bulacaksın. Öyle ki eğer, Mecliste soru önergesi verdiğin andan itibaren, komisyon kuruluncaya kadar, yetkili süre içinde, o meclisin feshetme yetkisi cumhurbaşkanının elinde. Bunu bilerek hep araştırma için kim imza atabilir. Tehdit karşısında kim bu yetkiyi kullanabilir. Millete her türlü dalavereye müsait ortamda işi gargaraya getirip yürütüyorsun. Yok böyle bir şey. 600 u bulacağız, diyelim ki bulduk, işin içinden çıkamazsın, git AYM sine, nedir oradaki manzara; 15 üyenin 12 si kendinin tayin ettiği insanlar (yargıçlar). Bu iyi niyetli bir olay değil. Anayasada Cumhurbaşkanına yardımcı seçme yetkisi veriyor, sayı yok, sınır koyalım, üçe kadar diyelim mesela, niye koymuyorsun unuttular mı? Beş de, on de, işte “ben takdir ettim, anayasa demek, hukuk demek senin takdir sınırını çerçeveye almak demek. Her alanda. Bunların hiç birisi yok. “bırakın ben yapayım”, böyle hukuk olmaz. “Millet hesabını sorar” diyor. Böyle hesap sorulmaz, adalet hesap sorar, hukuk hesap sorar, siyaset hesap sorar, sen hiçbir konuda izahat bile vermiyorsun, hukukun etrafını Çin duvarlarıyla çevirmişsin. Bunu iyi niyetli hata diye anlamak mümkün değil. Tek kişiye güç verenin yollardır bunlar. MİLLETİN İKTİDARI EGEMENLİKTİR, BİR KİŞİYE VERİLEN GÜÇ HEGOMANYADIR, egemenlik değildir, olamaz. Bizim bin yıllık iftihar ettiğimiz tarih orda dururken biz nasıl olur da bu kadar yetkiyi verip de al sen yönet diyebiliriz.
Bu kadar sınırsız, denetimsiz yetkiyi bir kişiye vereceğiz, o kişi hata yapabilir mi? Yapmayabilir mi? Yapmaya bilemez desem şaşarsınız. Beşer şaşar. Anayasa “yapmayabilir” diye düzenlenebilir mi? “Yapmayabilir” diye anayasaya konur mu? Anayasa ne diye yapılır, “yapabilir” diye düzenlenir, o nedenle sınırlar konulup çerçevelendirilmelidir.
Bizim anayasa önerisinde böyle bir çerçevelendirme yok.
15 yıldır kaç defa yanıldılar, kaç defa yanlış yaptılar, tüm bunların sonunda ağır bedeller ödenmedi mi? Eğer 1 Mart başkanlık rejimi olsaydı, 2003 de Amerika 2003 yılında dedi ki, “aç sınırlarını” dedi ülkeye, 90 bin askerini ve onun her türlü yardımcı gücünü Türkiye’ye konuşlandıracak, oradan da Orta Doğu ya askerini yollayacak. O zaman başkanlık yoktu, yetki Meclisteydi. Büyük mücadele verdik. Allah razı olsun 99 AKP li arkadaşımız da bizimle işbirliği yaptı, önledik.
Şimdi başkanlık olsa idi o tarihte Türkiye o askerlerin geçişine izin verirdi;  Orta Doğu savaşının her cephesi, savaş karargâhı durumuna düşmüş değil miydi. Bütün komşularımızla kanlı bıçaklı hale gelmemiş miydik. Terörün merkezi haline dönüşmemişiydi? 2003 de çıkarmaya çalıştılar “dur” dedik. Şimdi sen bunu çıkarmaya çalışan insansın; 2003-2017 14 yıl geçti. 14 yılda Türkiye nereden nereye geldi. Terör konusunda savunulur bir tarafı var mı? Bunlar değil miydi, Oslo’da, Dolma bahçe’de her türlü işbirliği yapanlar; birlikte açılım süreci yapalım diye bize mektupla başvuranlar, 2009 da. Ne oldu, Habur açıldı, Habur’dan teröristler kendi kıyafetleriyle girdiler, savcılar hâkimler ayaklarında, otobüslerin üzerinde müzikler, davullar, halaylar öyle bir görüntüyle girdiler içeriye. “Pişmansın” diye sorulduğu zaman, o insanlar, “ne pişmanlığı, pişman değiliz, Öcalan talimat verdi öyle geldim” diye cevap verdiler. Bunların hepsini aklamak için yapmadığınız adalet cambazlığı kalmadı. Sonra ne oldu, sizin politikanızın gereği olarak “sakın ha çatışma yok, silahına dokunma, cephanesine dokunma Güney Doğu’ya gelsinler yerleşsinler”. Tüneller kazıldı, köprüler yapıldı, evlerin içerisinden duvarlar indirildi, mazgallar hazırlandı, yerel yönetim komiteleri kuruldu göz göre göre; askere, valiye, kaymakama, emniyete sakın ha bunlara müdahele etmeyin diye nasihat edildi, PKK ya dokunmayın diye yazılar yazıldı. Sonra ne oldu, Türkiye bölgesel iç savaşa girdi. SADECE NUSAYBİN’İ GERİ ALMAK İÇİN 74 EVLADIMIZI ŞEHİT VERDİK.
Kimdir bunların sorumlusu? (Salondan “Tayyip Erdoğan” sesleri geliyordu). Şimdi bu yaşadığımız gerçek değil mi? Şimdi bizden hesap sorulamaz diyenler kim? Bu olayların neresinde duruyor bu insanlar. Bu kadar vahim krizler yaratmış ülkenin önüne ağır sorunlar açmış bir anlayışa bu ülkenin geleceği meclisi sıfırlayarak, 80 milyonu yok sayarak al tek başına sen götür, ne mahkeme, ne meclis her şey sana ait diyelim denir mi?

FETO OLAYI NASIL GELİŞTİ; nedir Feto olayının altında yatan, kim yaptı bunu. Hatırlayın 2010 yılında bir referandum yapıldı. O referandumun 24 tane konusu vardı, 22 si hiç önemli değildi, biz kabul etmiştik, iki tanesine itiraz ediyorduk. Neydi onlar Anayasa Mahkemesi ve HSYK, dokunmayın bunlara dedik, dokunmayın, hâkime dokunma. Birileri dedi ki, “ölülerinizi kaldırın götürün oy kullansınlar” dedi. Şimdi TV larda konuşanlara bakıyorum, aynı konuşmaları orda yapıyorlardı. O konuşmaları yaptın, milletin oyunu aldın, ne oldu? Devleti Feto’ya sen teslim ettin, referandumla teslim ettin. (Alkışlar). “Yüksek yargı onların eline geçti; yüksek yargı geçince güvenlik, emniyet, silahlı kuvvetler, idare, üniversiteler, okullar hepsi ellerine geçti. Sonuç ne sonuç 15 Temmuz. Şimdi 15 Temmuzu da kendi siyasi çıkarları için pazarlamaya çalışıyor. Türkiye’yi oraya kim getirdi? Onlarla kol kola giren, “birlikte yürüdük bu yollarda” diyen, “ne istediler de vermedik” diyen siz değil miydiniz? Yeter artık, yeter. (Alkışlar).
Bu kolay bir siyaset değil, memleketin kaderi. Bu kadar yanlışlar yapmış bir zihniyete o kadar yetkiler verilir mi? Dünyada hiçbir milletin hiçbir evladına vermediği, bizim milletimizin kendi içinden yetiştirdiği en muhteşem evladına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermediği yetkileri, bu anlayıştakilere verilir mi? (Alkışlar) Olmaz değerli arkadaşlar, neye baksan elinde kalıyor.
SURİYE POLİTİKASI, Devletin politikası mıydı Suriye politikası. Ne uçuk değerlendirmeler, dünyadan haberin yok, Sabah namazını Halep’te kılarız, yatsıyı Şam’da eda ederiz, olacak şey mi?
İsrail politikası ne? Ne oldu, yıllarca kavga ettik, ondan sonra barıştık. Mavi Marmara ne oldu? Mavi Marmara dolayısıyla kıyameti kopardık, sonra Mavi Marmara için dava açacağız dediğimiz zaman, ciddi bir özür gelmeden Mavi Marmara tatlıya bağlanınca 25 milyon dolar karşılığı; Mavi Marmara’da ölenlerin yakınlarına, “oraya giderken bana mı danıştınız” denildi. Bu hukuk mu? Böyle bir anlayışa hukuk denir mi? BU kadar yetki verilir mi?
Anayasalar sadece bir hukuk düzeni değildir. Anayasalar aslında bir medeniyet tercihidir. Aslında siz anayasanızın bir parçası olmayı öngördüğünüzde tercih edersiniz. 1920 de bizim kurucularımız daha Avrupa Nazi, Nazizm tartışmaları içinde iken, hiçbir şekilde bunlara itibar etmediler ve milletin egemenliği anlayışına dayalı bir siyaset yoluna girdiler.
1930 larda kadınlara oy verme hakkı ir tesadüf müdür? Bir medeniyet tercihidir, bir medeniyet parçası olduğunu biliyoruz, biz kadın erkek eşit demişiz. Mecburen, laf ola, canım onlar da insan diye değil, eşitiz, Medeni hukuk, kolay mı onları yapmak. Ne zaman yapıldı 1920 lerde. Nazi, faşizmi, zulmü, Almanya’daki aydınları Naziler aradılar onlar yer aradılar ve Türkiye’ye geldiler. O yoksul Türkiye’ye, doğru dürüst memuruna maaş veremeyen Türkiye’ye. Buraya geldiler bizim hocalarımızı onlar yetiştirler. BU bir tercih, biz daima 1920 den beri, dünya süper liginde yer almak üzere yola çıktık. Şimdi bu anayasa eğer gelirse, bizim için Türkiye artık o ligde yarışamaz olacaktır. İşaretleri görüyorsunuz zaten, küme düşeriz arkadaşlar. Bu anayasa Türkiye’ye küme düşürür. Dünya süper liginde hukuk devleti olacaktık. Öyle uyduruk laflarla değil, gerçekten hukuk devleti olacaktı. Hesap verilir olacak, yani ayrıca 17/25 in hesabını verecek. Hesap verilecek.(Alkışlar). Hesap vermiyorsan senin o süper ligde yerin yok. İnsan hakları, düşünce fikir özgürlüğü, ifade özgülüğü, dünya ile eşit şartlar altında karşılıklı hukuka saygı anlayışı bunları kaybederiz. Mahalli lige düşeriz. Dünyada süper lig var, Japonya, Avrupa, Kanada da bunun üyesidir. Diğer ülkeler bunun üyesi olmaya çalışıyor. Güney Kore’sinden, Brezilya, Hindistan’ına kadar biz mahalli lige düşeriz. Orta Doğu’da bir mahalli lig var, Latin Amerika’da bir mahalli lig var, Güneydoğu Asya’da bir mahalli lig var, bunların arasına saf tutarız. Eğer bunu önlemezsek bunun bedelini millet öder. Böyle tek kişilik hegemonyaya milletimiz layık değildir. Özgürlük, hukuk, eşit iş, düşünce özgürlüğü hepsi dünyada geçerli biz de yer bulacak.
Öyle otoriter bir rejime bizi sürükleyecek bir anayasa düzeninin Türkiye’nin başına açacağı iş, sadece hukuk ve siyaset sorunlarıyla sınırlı değildir.
Ekonomi çok çetin bir darbe yer; bir başka dünyanın insanı gibi görülürüz, yazıktır 90 yılın emeğine yazıktır. O şehitlerin verdikleri cana yazıktır; gazilerin alın terlerine o fedakârlıklarına yazıktır; o doksan yılın yüz yılın taa Atatürk’ten, İsmet İnönü’den başlayıp Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal’a günümüze kadar uzanan herkesin emeğine yazıktır. Mustafa Kemal’e ayıptır, yazıktır, günahtır. (Alkışlar).  Böyle bir tablo var, bu çok açık, Türkiye süper ligden çıkar, birinci sınıf devlet olmaktan çıkar, Çankaya, oraya alın terimizle geldik biz,  bizim hakkımız, bunca fedakârlıkla geldik.
Şimdi demokrasi bakıyorlar, demokrasi karnesi gitmiş, sen istediğin kadar inkâr et; hukuk devleti karnen gitmiş, istediğin kadar inkâr et; hak ve özgürlükler gitmiş, her yerden zayıf; olmaz toparlayalım bunu, hukuk adalet işin temeli. Bu konularda açık veren bir ülkenin 80 milyonun hak ettiği noktaya taşıması fevkala de sıkıntılıdır. Türkiye’nin geçmekte olduğu döneme bakın, dostumuzu düşmanımızı şaşırdık, kim dost kim düşman, dün dost olan bu gün dost değil. Dün düşman olan bu gün dost mu? Sen öyle zannediyorsun ama öyle değil. Esip savuruyoruz, daha önce bir Suriye fırtınaları estirdik, şimdi gene son zamanları hatırlayın Menbiç fırtınaları estirdik, ne oldu, “Menbiç’e gireceğiz” diye dış işleri bakan ilan etti, ertesi günü Amerikalılar, Ruslar Menbiç’e onlarla beraber oldular, uçaklarla oraya zırhlıları indirdi. Ne oldu biz oraya girebiliyor muyuz? Ne konuşuyorsun, dış politika öyle konuşmakla olmaz, dış politika şartları olgunlaştırarak doğru inisiyatifleri bularak yapılır, her yerde geç kalındı.
Şimdi Ortadoğu’daki olay yepyeni bir olay haline geldi. Pratik terör PKK aşaması artık geride kalmış, şimdi yeni bir aşamaya giriyoruz. Şimdi herkes yerleşmeye toprak tutmaya, kendi egemenlik alanını inşa etmeye yönlendi. Artık vur kaç, çatışma, sabotaj falan o aşama geride kalıyor. Şimdi herkes mekân tutmaya başlıyor. Ne yapıyoruz biz, biz sadece alaveresiye konuşuyoruz.
Avrupa’yı konuşmak bile istenmiyor; Avrupa bir başka tablo.  Bunun bedelini millet ödüyor, Antalya’da bütün oteller rezervasyonlar iptal edildi, perişanlar. İşadamları, sanayiciler, bunun acısını sıkıntısını yaşıyorlar. Bunun çok ciddi ekonomik sıkıntıları vardır. Bunları hep birlikte dikkate almak durumundayız, BU KONULARDA ALACAĞIMIZ KARAR SADECE ANAYASA KARARI OLMAYACAK, TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ KONUMU YENİ DENGESİYLE İLGİLİSİ DE BİR GENEL TERCİHİ BERABERİNDE GETİRECEK.
KAMPANYA NASIL GÖTÜRÜLÜYOR BİLİYOR MUSUNUZ? Bunlar konuşuluyor mu? Bakın ben Anayasanın içeriği ile ilgili kendimce önem taşıdığına inandığım tetkikler söyledim. Buna ciddi cevap geliyor mu? Köprüler üstüne yazılan sloganlarla bu sorun çözülüyor mu? Yani kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı, yasamanın yetkileri gerekli olup olmadığı bunların hepsinin sonuçları hakkında birçok şey söyledik. Bir cevap yok.
Ne anlatıyorlar, ne istiyorlar milletten, “anayasayı oku irdele aklın yatıyorsa oy ver” mi diyorlar, yoksa başka bir şey mi? “Hayır dersek teröristlerle beraber” oluruz diyorlar. Önce korkutma, karalama, suçlama, caydırma politikasını bilinçli olarak götürdüler.“Aman aman ha “hayır” demek terörle kucak kucağa olmak demektir, onlar teröristlere destek olanlardır” vb. Referandumu milletin önüne getiren sensin, referandumda iki tane ihtimal var, ya “evet” diyeceğin ya “hayır” diyeceğin. Hayır demek terör, evet demek vatanseverlik. Öyle şey olur mu? İçeriği bu, içeriğine bakacağız, doğruya yanlışa bakacağız, doğruya evet diyeceğiz, yanlışa hayır diyeceğiz, senin getirdiğin yanlış. Yanlışa evet denir mi? Bak biz 1 Marta hayır dedik kötü mü dedik. Senin tüm yanlışlarına hayır dedik kötü mü ettik. Sen de “beni aldattılar” aldattılar diye işi götürmeye çelişiyorsun. Terör dedi tutmadı. Hayır diyen hayır diyecek, ben hayır diyeceğim, bana terör diyenlerin anlını karışlarım. Hayır diyenleri bir korkutmaca haline getirenlere izin vermeyiz. Hayır demek vatanseverliğin özüdür.
Terörle korkutmaya çalıştın olmadı. Hollanda dan bir girişimle milleti yönlendirme imkanı var mı diye baktılar, o da işlemedi. Oradaki hareketin çok ağır ekonomik bedeli oldu. Oradaki 465 bin insan, şimdi çok ciddi sıkıntı içinde. Komşuları şüpheyle bakıyor, huzur içindeydiler, işleri güçleri yolundaydı, ne oldu, birden bire huzuru kaçtı insanların, acaba dönmek durumunda kalır mıyız diye kara kara düşünüyorlar. Ne gereği var da onların huzuruna bir engel yaratıyorsun. İçerde oyları artırabilir miyim” artıramazsın nitekim oradan yolda döndün.
Böyle zorlamalarla bir yere varılmaz, gerçek ortada. Şimdi bakın, şimdi hayır diyenler kampanya şöyle yapıyor, Cumhurbaşkanı çıkıyor evet kampanyası, başbakan çıkıyor evet kampanyası, rektörü konuşturuyorlar benim oyum “evet” diyor rektör. Cumhurbaşkanı, başbakan hayır diyenleri terörist ilan ediyor, rektör ben de evet diyeceğim diyor. Arkasından kaymakam çıkıyor ben de evet diyeceğim, diyor. Neden haftalar önceden vereceğini ilan ediyorsun. Vali beni bakan yap diye dilekçe veriyor, kaymakam beni vali yap diye dilekçe veriyor. Öbürü de başka bir dilekte bulunuyor. Bunlarla bir yere varılmaz. Bunların hiç birinin ciddiyeti yok.
CHP ye saldırıyorlar, biz partiyle ilgili değiliz, biz milletle vatanla meşgulüz, biz Türkiye’nin derdi ile uğraşıyoruz, bizim başka bir derdimiz yok. İşi partiselleştirmek, siyasallaştırmak bu tuzağa CHP ve hayır diyenler mutlulukla görüyorum düşmüyor. Yıldırma, korkutma resmi bir kampanya yukarıdan aşağıya, bol parayla bir kampanya. Cumhurbaşkanı devletin uçaklarıyla, başbakan devletin uçaklarıyla, devletin parasıyla, puluyla, bürokratıyla, memuruyla, kadrosuyla seferber, herkes cumhurbaşkanından evet deme mitingi yapıyorlar. Devletin uçaklarıyla geliyor cumhurbaşkanı başbakan, devletin parasıyla miting düzenliyor, devletin personelini oraya yığıyorlar; okulları tatil ediyorlar, 24 tane TV kanalı canlı yayın yapıyor, oraya çıkacak cumhurbaşkanı da milletin yarısına “terörist” diye hakaret ediyor. Böyle şey olabilir mi arkadaşlar. Yakışır mı? O cumhurbaşkanı tarafsızım diye yemin etmiş, hala anayasa yürürlükte, bu konuda bir yetki yok. Olmuyor, bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Yukarıdan aşağıya resmi bir kampanya, orada.
PEKİ, “HAYIR” KAMPANYASI NASIL? Bu kadar olabilir, olağanüstü özen, dikkat, nezaket, saygı ve farklı bir üslup, kimsenin emir kumandasına girmeden, kimseden talimat almadan, kimsenin parasına puluna müracaat etmeden, yetki kullanmadan kendi inisiyatifiyle ne yapabilirim diye soruyor ve böyle bir hareketin içinde yol alıyor, aşağıdan yukarıya doğru; evet kampanyası yukarıdan aşağı doğru, hayır kampanyası aşağıdan yukarıya doğru. Hayır deneyinde halk var halk, millet var, toplum var, insanlar var. Yükselen bir hayır olayı var. Başbakan şaşırıyor, “bunlar kurttu kuzu oldu” diyor, “kurt postuna büründü CHP diyor.
Onlar da, bu işin yanlış olduğunu biliyor. Bakanlık yapmış AKP li arkadaşlar bunun yanlış olduğunu biliyorlar ve söylüyorlar. Ama partimiz bir karar aldı biz de onun gereğini yaparız diyorlar. Bu partinin talimatını yapılacağı yer değil, bu ülkenin geleceği için, vatan için. Onlar da biliyorlar yanlışı, ama burada hayır oyu vererek vicdanlarını rahatlatmaya çalışacaklar. O kampanya hiyerarşik bir kampanya; büyük yerden talimat geliyor, bunlar gereğini yapıyor. Oradakilerin aşağıdan yukarıya doğru bu işin yanlış odlunun farkında okluklarından eminim. Başbakan da, başbakanlığın gideceğini biliyor, “bir Ali değil, bin Ali feda olsun,” diyor, “bir Ali değil, bin Ali feda olsun” diyor. O makam senin babandan kalma makamın değil, o milletin makamı, sen orda kiracısın, senden önce 65 tane başbakan geldi geçti. Milletin sana emanet ettiği makamı kimseye devretmeye hakkına, yetkisine sahip değilsin. Sen o makamı terk edip bir başkasına bırakmak zorundasın, senin görevin bu, kimin malını kime veriyorsun.
CHP bu kampanyanın kumandanı da değildir, bu kampanyaya o kadar çok sivil toplum örgütü, bağımsız sosyal medya, arkadaş grupları o kadar çok insan var ki ben de hayran oluyorum. Bunu bir CHP kampanyasıymış gibi yaymaya çalışıyorlar, CHP yle uğraşmayın, CHP yle uğraşanların sonunda mahcup olduklarını tarih yazmıştır. CHP tarihi bir göreve elinden geldiği güçle katkı vermeye çalışıyor ve devam edeceğiz.
Devletin imkanlarını millete karşı kullanmayın, onlar milletin yetkisidir, katkısıdır, parasıdır. Referandum devlet kampanyasıdır, CHP kampanyası da millet kampanyasıdır. Hayır, kampanyası da milletin kampanyasıdır. 16 Nisanda hayır inşallah milletin zaferi olarak çıkacaktır. Milletimiz hayırı kazanacak devleti milleti ayırmak isteyenleri bunu başaramayacakları açık bir şekilde ortaya çıkacaktır, millet hakim olacak, devlet milletin devleti olacak, devletin milleti olmayacak. Devlet milletin devleti olacak. (Alkışlar).  Devleti millet kurdu.
Deniz Baykal Konuştu: “Neden Hayır Demeliyiz”
Evet, çıkarsa, yedi bin kadar mevzuat değişikliği tüzüğü, yönetmeliği değişecek ve Türkiye büyük bir kargaşaya, bir bilinmezliğe sürüklenecek. Nereden ne darbe geleceği bilinmez hale gelecek. Yapılan her açıklamada “vay bu nereden çıktı” denilecek, ayarlayabilmek için çok şey ezilip büzülecek çok şey yapılacak, çünkü bu anayasayı devlete ayarlamak çok sıkıntılı olacak. Bir belirsizlik, bir kargaşa kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak.
Evet, çıkarsa, ben şimdiden çıkarsa, ben devlet memuruyum, emekli sandığına tabiyim, 15 yıl da hizmetim var, bana bir şey olmaz demeyin, o zaman seni çağırıp herkesi sözleşmeli personel yapacaklar. Kamu çalışanın güvencesi ortadan kalkacak. Sözleşmeli olacaksın olmayacaksın, gözlerime bak vb bir karmaşa olacak.
Kıdem tazminatlarında çeşitli karmaşa ve sorunlar olacak, “beş yıl sonra gel” diyecekler. Bakmışsın o kıdem tazminatları varlık fonu mu olur, başka fon mu olur, uçup gidecek. Olmaz demeyin, demin söyledim, eyalet kurma anahtarı cumhurbaşkanına tevdi edilmiştir, “kullanır kullanmaz” demeyin her an olabilir. Anahtarı veriyorsun anahtarı, bu gün onun elinde yarın başkalarına geçer. Bütün bu karmaşada, parası olanları alıp yurt dışına gönderecekler. 300 tane büyük işletmeye kayyum atandı. 300 tane muazzam kaynakları olan işletmelere kayyum atadılar. Ne hukuk var, ne mahkeme var, hiçbir şey yok. Bir şey olmaz diye düşünme yarın ne olacağı belli olmaz. Şimdi nasıl güvenebilirsin bunlara? Dışarıdan gelip istihdam yaratacak işadamları gelmeyecek, mesafeli olacak. Ülkemiz çok ağır bedeller öder, dünya da böyle bakacak. Evet, olduğu zaman bunlar ülkeye kaos yaratacak. Hayır, da bunların hiç biri olmayacak. Cumhurbaşkanı da, başbakan da yerinde duracak, hükümet yerinde duracak, bakanlar kurulu kararnamesi yerinde duracak, meclis yerinde duracak, iktidar yerinde duracak, hukuk yerinde duracak, herkes istediği yerde aynı hukuka ağlı yaşayacak.
Bu referandum sonucu evet olursa, bu anayasa değişikliği 2019 da yürürlüğe girecek, 2 madde hariç, bir derhal genel başkan olacak, çünkü iş oradan tutuluyor. İki HSYK nun yapısı derhal değişecek. Yani yargıyı avucuna alacak.
Bunlar olmayacak HSYK da devam edecek, AKP devam edecek Binali Yıldırım da AKP nin genel Başkanı olmaya devam edecek. Bu konuda bir kargaşa, bir bilinmezlik söz konusu değil, Türkiye üzerinde duracak. Ama şunu söyleyeyim, hayır çıktığı zaman Türkiye demokrasiye “evet dedi” denilecek. Türkiye demokrasiye sahip çıktı, Türkiye hukuka sahip çıktı denilecek, başlıklar atılacak. Bütün dünyada bu Türkiye’nin saygınlığını artıracak. Eğer hayır çıkarsa, bir hafta sonra 23 Nisanda öyle bir 23 Nisan kutlayacağız ki sanki TBMM ilk defa açılıyor; sanki 1920  2017 değil 1920 aylardan Nisan, Nisan’ın 23 ü Ankara’da Ulus meydanında, Taş mektebin önünde Mustafa Kemal Paşa etrafında insanlarla dualarla, kurbanlarla o Meclisi açıyor. O günün heyecanını 80 milyon yaşayacak. Meclisimize, Cumhuriyetimize yeniden kavuşmuş gibi kutlayacağız”. Alkışlar.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com


0 yorum:

Yorum Gönder