31 Temmuz 2016 Pazar

Pokemon Go Yürüme Hilesi (New Pokemon Go Tap To Walk Location) Hack/Cheat Android 2016

Durduğunuz yerde pokemon bulmak için geliştirilmiş bir hile. Zaten yeni yayınladı. Çalışıp, çalışmadığını bilmiyorum. Video da detaylı bir şekilde anlatıyor arkadaşlar.. Deneyenler lütfen yorum yazsınlar..


ÜCRETSİZ POKE COINS




TIKLA

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Sünnetsiz Biriyle Evlenmek Günah mı?

Sizlerden Gelen Sorular : Yabancı Biriyle Evlenmek Günah mı?,Sünnet Olmayan Biriyle Evlenmek Günah mı?,Sünnetsizle Evlenmek Caiz mi?,Yabancı Erkekle Evlenmek Günah mı?
Sünnetsiz Biriyle Evlenmek Günah mi
Sünnetsiz Biriyle Evlenmek Günah mı?
Müslüman bir kadın sünnetsiz bir adam ile evlenmek istiyorsa büyük ihtimalle bu adam müslaman değil yani yabancı biri...Dinimizde sünnetsiz biriyle evlenmeyi bırakın,müslüman bir bayanın yabacı bir adamla evlenmesi yasaklanmıştır.
Müslüman bir kadın, ister müşrik olsun, isterse ehli kitaptan olsun gayrimüslim bir erkekle evlenmesi caiz değildir.Zaten müslüman olmayan biriyle dini nikahta yapamazsınız,bu yüzden Allah katında nikahsız sayılırsınız!..
Müslüman kadın, kitapsız kâfirle evlenemediği gibi, ister harbi olsun, ister zimmi olsun hiçbir kitap ehli kâfirle de evlenemez. Evlenmeye karar verdiği zaman kâfir olur. (Redd-ül Muhtar)Bu yüzdendir ki sünnetsiz biriyle evlenmekte caiz değildir,lakin evleneceğiniz kişi müslüman fakat ailenin dini yetersizliğinden dolayı sünnet edilmemişse önce sünnet olunur sonra evlenilir...

29 Temmuz 2016 Cuma

Nihat HATİPOĞLU-Adetliyken Gusül Abdesti Alınır mı?

Sizlerden Gelen Sorular: Adetliyken gusül abdesti alınır mı diyanet?,Adetliyken gusül abdesti alınır mı nihat hatipoğlu,Adetliyken ilişkiye girildiğinde gusül abdesti alınır mı?,Adetliyken abdest alınır mı?,Adetliyken gusül abdesti alınır mi?

Nihat HATİPOĞLU Adetliyken Gusül Abdesti Alınır mı?
Nihat HATİPOĞLU-Adetliyken Gusül Abdesti Alınır mı?
Yüce Rabbimizin Kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’de “Cünüb olduğunuzda gusül abdesti alın” buyrulmaktadır. (Maide 6) Bu sebeple adetin bitmesini beklemeksizin yıkanılmalıdır. Gusül abdestini üç dört gün ertelemek günahtır.Çünkü cünüp olmak, gusletmeyi gerektiren haldir zaten… Guslünüz de sahih-geçerli olur. Adetli olmanız guslünüze bir engel teşkil etmez; çünkü ihtiyarî değil, ıztırarî bir durumdur. Yani kendi elinizde olan, kendi isteğinizle oluşan bir şey değil. Günah olması ise ayrı bir durum.

O halde regl iken namaz kılmasanız da yukarıda belirttiğimiz üzere gusletmeniz icap eder. Guslü gerektiren durumları isterseniz şöyle yeniden bir hatırlayalım…

Aslında dinî açıdan maddî olmaktan ziyade manevi bir temizlenme ve arınma vasıtası olan guslün sebebi, hükmî kirliliktir. Bu sebeple hükmî kirlilik hali sayılan cünüplük, hayız ve nifas halleri guslü gerektiren üç temel sebeptir.

Ancak bu üç durumun dinî ıstılahta/literatürde büyük kirlilik olarak anılması, bu durumdaki kimselerin dinen necis sayıldığı anlamına gelmez. Zira mü’min necis olmaz. Hatta Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necistir/pisliktir…”[Tevbe suresi, 28] buyrulması, onların hükmî kirliliklerine işaret olarak anlaşılmıştır.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Dinimizde Sünnet Olma Yaşı Kaçtır?

Sünnet Yaşı Hadis,Sünnet Yaşı Kaçtır?,Dinimizde Sünnet Yaşı,Dinimizde Sünnet Olmak,Dinimizde Sünnet Düğünü Nasil Olmali,5 Yaş Sünnet İçin Uygun mu?,5 Yaşında Sünnet?,3 Yaşında Sünnet Yapılır mı?..


Dinimizde Sünnet Olma Yaşi Kaçtir
Dinimizde Sünnet Olma Yaşı Kaçtır?
Sünnet olmanın yaşı için sınır yoktur; ileri yaşlarda da sünnet yapılabilir.Sünnetin hangi yaşlarda yapılacağına dair ortak bir görüş yoktur.Genlde Sünnet yapım zamanı yedi günlükten on üç yaşına kadar değişmektedir. Çocukların büluğa ermeden sünnet ettirilmeleri anne ve babalarının bir görevidir.

Hz. Peygamber (asm) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i doğumlarının yedinci gününde sünnet ettirmişti.

Çocuk ergenliğe girdiğinde şeriat hükümleriyle yükümlü bulunacak, ilahî buyruklara göre amel etmekle emrolunacaktır. O halde bu ergenliğe henüz girmeden sünnet olmalı, sünnetli bir şekilde mükellef düzeyine gelmelidir. Böylece ibadeti, İslam'ın çizdiği şekilde sağlık ve sıhhat kazanır. Şeriatın belirttiği ölçüde dosdoğru olarak gerçekleşir.

Fakat ebeveyinlerin görevi, çocuğun sünnetini, onun doğumunun ilk günlerinde yerine getirmesi, düşünmesi ve böyle yapmanın daha doğru olduğunu bilmesidir. Böylece çocuk kendini tanımaya başlayıp temyiz çağına geldiğinde, kendisini sünnet olmuş bulur. İleride bundan ötürü kendi kendisini hesaba çekmez. İçinde herhangi bir üzüntü ve suçlulu duygusu barındırmaz. Gerçekten çocuk akıl etmeye başlayıp eşyayı asıl anlamıyla anlamayı idrak edince, kendisini sünnet engelini aşmış olarak görmesi güzel ve kolay bir hava oluşturur.

Uzmanlar, üç yaşına kadar çocuk sünnet ettirilmez ise, yedi yaşına kadar beklenmesini ve yedi yaşından sonra olmasını tavsiye ediyorlar. Çocuk üç yaşından önce olanları çok fark edemiyor, ancak üç ve yedi yaş arasında kendisinden bir parçanın koparıldığını fark ediyor ve bu travmaya sebep olabiliyor.

Yedi yaşından sonra ise, olayı anlayabilecek yaşa geliyor ve bunun bir eksi olmadığını, her erkeğin yaşadığı bir olay olduğunu farkettiği için, daha kolay atlatılabiliyor.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Aile Huzuru İçin Okunacak Sureler

Ailenizde huzursuzluk mu var?,Kocanız hergün size eziyet edip durduk yere size bağırıp,küfür edip dövüyor mu,eşiniz sizi düşman gibi mi görüyor?.. Ailenizde hiç huzur kalmadıysa eşiniz eviyle,sizinle,çocuklarınızla ilgilenmiyor ve evine bakmıyorsa sizin için çok tesirli ve etkili denenmiş sureler paylaşacağız. Hergün 11 KEVSER SURESİ ve hergün 3 defa ALAK SURESİ okursanız evinizde huzursuzluk kalmayacak ve evinizde huzur eksik olmayacaktır,özellikle ALAK SURESİ'ni suya okuyup eşinize içirirseniz daha etkili olcaktır inşallah.

Aile Huzuru İçin Okunacak Sureler
Aile Huzuru İçin Okunacak Sureler

Kevser Suresi
: İnna a,taynakel kevser fe salli li rabbike venhar İnne şanieke hüvel ebter.



96-ALAK Suresinn Türkçe-Arapça Okunuşu


1. Ikra’ bismi rabbikelleziy halak

2. Halekal’insane min ‘alak

3. Ikre’ ve rabbükel’ekrem

4. Elleziy ‘alleme bilkalem

5. Allemel’insane ma lem ya’lem

6. Kella innel’insane leyatğa

7. Erra a hustağna

8. İnne ila rabbikerrüc’a.

9. Eraeytelleziy yenha

10. Abden iza salla

11. Eraeyte in kane ‘alelhüda

12. Ev emara bittakva

13. Eraeyte in kezzebe ve tevella

14. Elem ya’lem biennallahe yera

15. Kella lein lem yentehi lenesfe’an binnasıyeh

16. Nasıyetin kezibetin hatıeh

17. Felyed’u nadiyehu.

18. Sened’uzzebaniyete.

19. Kella la tütı’hü vescüd vakterib.



96-ALAK Suresinin Meali :

1 - Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2 - O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.

3 - Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4 - O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.

5 - İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

6 - Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.

7 - Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.

8 - Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.

9 - 10 - Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?

11 - Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,

12 - Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse?

13 - Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,

14 - O adam, Allah'ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?

15 - 16 - Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.

17 - O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.

18 - Biz de Zebanileri çağıracağız.

23 Temmuz 2016 Cumartesi

En Güçlü Evlilik Duası-Denenmiş

Sizden Gelen Sualler ; Hayırlı Evlilik İçin Denenmiş Dua,Evlenme Duasi,Evlilik Duası Denenmiş,En Kısa Zamanda Evlenmek İçin Dua,Evlenme Duaları,Evlenmek İçin En Etkili Dua Nedir?,Evlenebilmek İçin Okunacak Dua...

En Güçlü Evlilik Duasi Denenmiş
En Güçlü Evlilik Duası-Denenmiş 


Evlenmek İçin Yapılacak Dualar :

Subhânellezî halakal ezvâce kullehâ mimmâ tunbitulardu ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya’lemûn.Yasin suresi 36.ayet

21 gün sabah namazdan sonra başında ve sonunda bir defa "sallallahü aleyhi ve alihi sellem" salavat getir.Ayeti 100 defa okuyun.Başkası içinde dua edebilirsin.İ
hşallah 21 gün sonra evli olacak 

Hayırlı bir evlilik için ; 11 salavat 3 defa rahman suresi tekrar 11 salavat 21 gün okunur.Her gün sabit yerde ve zamanda okumalısın sabah veya yatsıdan sonra


Bir diğer evlilik duası ; Prinç üzerine sabah ve akşam 11 defa salavat oku sonra denize veya nehire at deniz hayvanları için sadaka vermiş olursun
Hayırlı bir eşle evlenmek için yapılacak bir diğer dua;

"Yâ Latifu Yâ Vedudu " isimlerini her sabah namazdan sonra 1111 defa oku toplam 40 gün başında ve sonunda 11 defa salavat getir.Eğer arka arkaya üç gün kaçırırsan tekrar sıfırdan başlaman gerekir.
Hayırlı bir eşle evlenmek için yapılacak bir diğer dua;

Yatsıdan sonra 11 gün boyunca ; "Yâ Muti " esmasını 11.000 defa oku başında ve sonunda 11 defa salavat getir.
Evlenmek için yapılacak dua;

Peygamber Yakup a.s tarafından "innemâ eşkû bessî ve huznî ilallâhi " Yusuf suresi 86.ayet

Anlamı: Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim

Gün içinde bu ayeti bol bol oku evlenmek için en ünlü dua budur.istersen namazlardan sonra beş defa okursan ateş gibi çalışır.
Evlenmek için yapılması gereken dualardan biride;

Cuma öğle namazından sonra 11 defa salavat Allah'ın ismi "Ya Vedudu " 3125 defa tekrar 11 defa salavat getir ve uygulama 3 cuma yapılır.
Evlenmek için yapılması gereken bir diğer dua;

11 defa salavat ve mümtehine suresi 7 kez

11 defa salavat tam 41 gün boyunca okunur.
Evlenmek için yapılması gereken dua;

11 salavat ve Furkan suresi 54.ayet bin kez

"Ve huvellezî halaka minel mâi beşeren fe cealehû neseben ve sıhrâ(sıhran), ve kâne rabbuke kadîrâ(kadîren)."


11 defa salavat uygulama 21 gün boyunca okunur.


Evlenmek için bir diğer yapılması gereken dua;

Bu uygulamayı 21 gün yapın Bundan asla şüphe etmeyin Kuran-ı Kerimin gücüne inanın.

11 defa salavat ve Ali imran suresi 1.2.ve 3.ayetleri 319 defa okumalısın

Elif lâm mîm. Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm.

Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl

11 defa salavat getir ve şöyle dua et."Yâ Allah benim için uygun gördüğün bir eşle evlenmek istiyorum". Amin.

Adetliyken Ayetel Kürsi Okunur mu (Diyanet)?

Sizden Gelen Sualler : Adetliyken Ayetel Kürsi Okunur mu-Diyanet?,Kadınlar Hayızlıyken Ayetel Kürsi Okuyabilir mi?,Adetliyken Ayetel Kürsi Okunur mu-Nihat Hatipoğlu?,Adetliyken Ezbere Ayetel Kürsi Okunur mu?,Adetliyken Ayetel Kursi Okunur mu-Cübbeli?,Kadınlar Adet Döneminde Ayetel Kürsi Okunur mu?,Regl Olan Kadın Ayetel Kürsi Okuyabilir mi?...
Adetliyken Ayetel Kürsi Okunur mu Diyanet
Adetliyken Ayetel Kürsi Okunur mu-Diyanet?

"Cünüp ve âdetli(regl olan) kadın Kur’ân’dan bir şey okuyamaz."
Yani sırf Kur’ân-ı Kerim okumak niyetiyle bir âyetten daha az bile okuyamaz. Ancak dua, senâ, Allah’a sığınma, zikir veya bir işe başlangıcında yahut öğretmek maksadıyla Kur’ân’dan bazı âyetleri okumak caizdir.
Meselâ, bir ulaşım aracına binerken okunması sünnet olan “Sübhânellezî sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn (Her türlü noksandan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.”
Aynı araçtan inerken de “Rabbenâ enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayrü’l-münzilîn (Ey Rabbim, beni hayır ve bereketi bol bir yere indir. Misafir ağırlayanların en hayırlısı Sensin).
Bir musibet ve ölüm haberi alınca, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Muhakkak biz Allah içiniz ve muhakkak yalnız Ona dönücüleriz).
Yine bir işe başlarken “Bismillâhirrahmânirrahîm” demek, şükür maksadıyla “Elhamdülillah” demek de bu kabildendir.


Aynı şekilde Fâtiha, Âyetü’l-kürsî, Felâk, Nâs ve İhlâs Sûrelerini zikir maksadıyla, Allah’ı hatırlamak düşüncesiyle okumak haram değildir.
Mâlikî Mezhebi’ne göre, hayızlı ve lohusa olan kadının az miktarda Kur’ân okumasında bir mahzur bulunmamaktadır. Bu az miktar da yukarıda adı geçen sûreler miktarıdır. Bu meseleye delil olarak; kadınların uzun süre bu halde kalmış olduklarından dolayı istihsânen caiz görmüşlerdir.
Hanbeli ve Hanefi Mezhebi’ne göre, Kur’ân-ı Kerim’in kelimelerini heceleyerek, harf harf okumak caizdir. Çünkü böyle bir okuyuş “kıraat”e girmemektedir. Yine tilavet olmadan Mushafa bakmayı, sesini çıkarmadan içinden okumasını da caiz kabul etmişlerdir. Çünkü bu durumda da kıraatten (okumaktan) söz edilmez.
Bütün bu görüşler müçtehid imamların çeşitli delillere dayanarak vardıkları içtihad farklılıklarıdır ve hepsi de doğrudur.
Bunun yanında, Kelime-i Şehâdet, Kelime-i Tevhid, istiğfar, salavat-ı şerife gibi tevhid ve zikir cümlelerini bir veya birden fazla okumak caizdir.
Hanımların bu özel günlerde Kur’ân-i Kerim’in dışında tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî kitapları ellerine almaları İmam-ı Âzama göre caizdir. Ancak bu kitapların içinde bulunan âyetlere el sürmemeleri gerekir.
Kur’ân âyetlerinin bu durumda iken yazılması meselesinde el-Feteva’l-Hindiyye’de şu kayıtları okuyoruz:
“Cünüp veya hayızlı olanların yazmakta oldukları satırların arasına Kur’ân’dan bir âyet yazmaları mekruhtur. Fakat yazdıkları bu âyetleri okumazlarsa mekruh olmaz.”
“İmam-ı Muhammed ise, bu kimselerin Kur’ân yazmamaları bana göre en sevimli davranıştır, diyerek bu hususta ihtiyatlı ve dikkatli olmayı tavsiye etmektedir.”

Buna göre, Besmele de Kur’ân’dan bir âyet olduğundan hayızlı iken yazılmaması daha isabetli olur.
Bu arada hangi mezhebe bağlı olursa olsun, bu haldeki bir kadın Kur’ân’ın bir âyetine bile el süremez. Ancak Kur’ân’a yapışık olmayan temiz bir bez ve kâğıtla tutabilir.

Adetli ve nifas hâlinde olan bir kadına Kur'an okumak haramdır Peygamber Efendimiz hayızlı, loğusa ve cünübün Kur’an okuması ile ilgili şöyle buyurmuştur; “Hayızlı kadın ve cünüp olan kimse Kur’an’dan bir şey okuyamaz” buyurmuşlardır( Tirmizi, Taharet, 98; İbni Mace, Taharet, ,105; Darakutni, Sünen, 1/117)Ayrıca hz Ali (ra)de şöyle demiştir: “Allah Resülünü cünüplüğün dışında Kur’an okumadan bir şey alıkoymazdı” (Ebu Davud, Taharet, 90; Neseî, Taharet, 170; İbn Mace, Taharet, 105) Dolayısıyla bu hadisler cünüp ile hayızlı Kur’an okuyamayağı hususunda önemli bir delildir(Aynî, el-Binaye, 1/644)

Bu hadislerden hareketle İslam alimlerinin çoğunluğu adetli kadının Kur’an’dan, Kur’an okuma maksadıyla bir ayet bile okuyamacağını söylemişlerdir Aynı zamanda bunlar bu halde iken Kur’an ayetlerini de yazamazlar Bu konuda Tevrat, İncil ve Zebur da Kur’an gibidir(İbn-i Abidin, Haşiyetu Reddi’l-Muhtar, 1/293)

Fatiha dua niyetiyle okunabilir Ayrıca Kur’andaki duaya benzeyen ayetler de Kur’an okuma niyetiyle değil de dua maksadıyla okunabilir Mesela; Rabbena atina fiddünya haseneten ve filahireti haseneten ve gına azabennar gibi

Aynı şekilde sevinçli bir haber duyan bir kimse “Elhamdülillah” diyebilir Üzücü bir haber duyan da “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” diyebilir (İbrahim Halebi, Halebi, Sağir, s37-39; İbn-i Abidin, Haşiyetu Reddi’l-Muhtar, 1/293)

İmam Malik’e göre hayızlı kadın mazeretli olduğundan ve Kur’an okumaya da muhtac olmasından dolayı cevaz vermiştir Ancak hayız kanı kesildikten sonra gusl etmeden önce okuyamaz (Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/471)

Diğer yandan zikir çekebilir dua edebilir Bunlara bir mani yoktur Hatta özel günlerindeki bir bayanın kıbleye doğru oturarak zaman zaman tesbih çekmesi dua etmesi isabetli bir davranış olur böylelikle adet gördüğü günlerinde bu şekilde manen beslenmiş olur

Hayızlı ve nifaslı kadınların veya cünüplerin kunut vesaire gibi çeşitli duaları okumalarında, tesbih ve tehlil kelimelerini söylemelerinde ve Hazret-i Peygambere salât ve selâm getirmelerinde hiçbir mahzur yoktur Hayız ve nifaslı halde olanlar, Kur'an-ı Kerîm'i okuyamamakla beraber, onu dinleyebilirler

Kur'an Kursu öğretmenliği yapan bir kadın, hayız hâlinde öğretim işini yardımcısına yaptıracaktır Yardımcısı yoksa Hanefî ulemasından Kerhî ve Tahavî'ye göre öğretimini devam ettirecektir Kerhî: Öğretmen hanım hayız hâlinde kelime kelime, Tahavî ise, yarımşar âyet söylemekle öğretim yapılmasında 'beis yoktur' demişlerdir

Netice itibariyle İslam alimlerinin çoğunluğu Hanefî, Şafiî ve Hanbelî mezhebine göre hayızlı ve cünüp olan Kur’an ayetlerinden okuyamaz (Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/471)

22 Temmuz 2016 Cuma

Ehl-i Sünnet İrfana mı Dayalıdır?

Ehl-i Sünnet İrfana mi Dayalidir
Ehl-i Sünnet İrfana mı Dayalıdır?
Ehl-i sünnet İslam anlayış ve uygulamasının sahih İslam anlayışı olduğu konusunda benim şüphem yoktur. Ancak bu terimin içini nasıl doldurduğumuz önemlidir.

İngilizlerin icad etmediği ama ümmetin aleyhine kullandıkları Vehhâbîliği temsil eden ve yaymak için çaba gösteren devlet ve kurumlara bakarsanız “yalnız onlar ehl-i sünnet ve cemaat” oluyorlar; Mâtürîdîleri ve Eş'arîleri bile ehl-i sünnet saymıyorlar. Onlar böyle söyleyip dursunlar, gerçek olan şudur ki, itikad mezhepleri ortaya çıktığından bu yana ehl-i sünnet deyince asırlar boyunca anlaşılan ve doğru anlaşılan mana-karşılık, selef (selefîler değil), Mâtürîdîler ve Eş'arîlerdir.

Bugün dünyada yaşayan Müslümanların yaklaşık ikiyüz milyonu hariç geri kalanı ehl-i sünnet itikadını korumaktadırlar. Bunca gayrete rağmen Vehhâbîlik dahil diğer mezheplerin yayılma imkanı bulamamasının sebepleri arasında ve belki başında ehl-i sünnet mezhebinin fıtrata, akla ve naslara (vahyin lafız ve ruhuna) başkalarından daha uygun olması gelmektedir. Bu sebeple ben, İslam dünyasını tehdit eden itikadi fitne ve fesadın bid'at mezheplerden ziyade dinsizlik ve sekülarizm (özellikle gevşek ve eksik dindarlık) olduğunu düşünüyorum.

Ehl-i sünnetin irfana mı, beyana mı dayandığı konusuna gelelim:
Fazla bilgiye bile gerek yok, bir ilmihal kitabını açıp okursanız şunu görürüsünüz:

Din bilgi ve hükmünün asıl kaynakları (edille-i şer'iyye) Kitâb, Sünnet, icma ve kıyastır. Bu kaynaklar herkese açıktır, doğrudan temasla bilgi edinemeyen kimseler için de çare “bilenlere sormak, bilenlerden öğrenmektir”. Şeriat (sahih İslam) bilgisi ilham yoluyla değil, fıkıh ve kelam usulünde ortaya konmuş bulunan yöntemle elde edilir.

İrfan, beyan ve ilim dışında bir manada kullanıldığında bundan maksat ilhamdır, keşiftir, ve bunlara bağlı birikimdir. Yine ilmihal kitaplarında “şer'î delillerin her mümini bağladığı”, ilham ve keşfin ise genel bir bilgi ve hüküm kaynağı (delil, hüccet) olmadığı yazılıdır, ehl-i sünnet bu konuda ittifak halindedir.

Sünnetle ve ehl-i sünnetle tasavvufu eşitlemek, “ümmet varlığını, itikadını, değerlerini irfan (tasavvuf) sayesinde korudu” demek çok problemli bir ifadedir.

Şerîata hâdim olan tasavvufa ve irfana bir itirazım olmadığı gibi karşı çıkanları da hatalı bulurum, bulmuşumdur. Ama İslam'ın beyana (edille-i şeriyyeye) ve bunlara dair ilimler ile eğitime değil de irfana dayandığını söylerseniz ve irfandan da tasavvufu kastederseniz bu daireye girmemiş milyonlarca mümini sahih İslam'dan, ehl-i sünnet camiasından ve sünnetten dışlamış olursunuz.

Başkalarını devamlı feraset ve basirete davet edenleri ben de şu maddeleri kabul konusunda aynı uyanıklık ve duyarlılığa davet ediyorum:

1. Tasavvufsuz İslam olmaz diyenler ne söylediklerinin farkında iseler bundan derhal vazgeçsinler, aksi halde en azından ehl-i sünnet İslam'ından uzaklaşmış olurlar.

2. İslam'da tasavvuf yoktur, tasavvuf bid'attır, İslam'a yabancı din, düşünce ve kültürlerden gelmiştir diyenler de bu davadan vazgeçmelidirler; başkalarında da tasavvufa benzer düşünce ve eğitim yöntemleri olabilir, ama İslam tasavvufu İslam'a aittir, onun meyvasıdır, ancak tasavvuf; mümin, Müslüman ve ehl-i sünnet olmanın şartı değildir.

3. Bugün tasavvufu tarikatlar temsil ediyor, ihlas ve ihsan vasıflarını elde edebilmek için başka çare bulamayıp tarikata girmek isteyenler varsa şu ölçülere dikkat etmeleri elzemdir:

a) Tarikat şeyhi islâmî ilimleri tahsil etmiş, ilmiyle âmil, yüksek ahlak sahibi ve ehlinden icazetli bir şahıs olmalıdır.

b) Tarikat şeyhi irşad hizmeti karşılığında halktan hiçbir menfaat sağlamamalıdır. İmkan varsa geçimi de kendi helal kazancından olmalıdır.

c) Tarikat şeyhi hata da edebilir, günaha da girebilir; bu sebeple onun sözleri ve fiilleri ile tasavvuf adına söylenenlerin ve yapılanların tamamı şeriatın şaşmaz ve objektif ölçütlerine göre değerlendirilmelidir.

d) Onun tarikatına girmiş olanların, eski hallerine göre iman, ibadet, muamelat, ahlak… bakımlarından daha iyi Müslümanlar olduğu, tarikattan bu manada istifade edildiği sabit bulunmalıdır.

Fıkhın ve kelamın mezhepleri olduğu gibi tasavvufun da farklı kolları ve tarikatları vardır. Bu kollardan bir kısmında bid'atlar, hurafeler, ehl-i sünnet itikadına aykırı inançlar ve kabuller mevcuttur; işte bunların da ifsadından sahih İslam'ı koruyan fıkıh ve kelamdır; bu ilimlerde işlenen ehl-i sünnet itikad ve uygulamasıdır; bunlara sadık kalan tasavvuf kollarını da bu ilim korumuştur..

Kaynak: Prof.Dr. Hayrettin Karaman

21 Temmuz 2016 Perşembe

Adetli Kadın Camiye Girebilir mi (Diyanet)?

Adetli Kadın Camiye Girebilir mi-Hayrettin Karaman?,Hayızlı Kadın Camiye Girebilir mi-Mustafa İslamoğlu?,Hayizli Kadin Camiye Girebilir mi?,Hayızlı Kadın Mescide Girebilir mi?,Adetli Kadın Camiye Girebilir mi Nihat Hatipoğlu?,Adetli Kadın Camiye Girebilir mi Faruk Beşer?,Adetliyken Camiye Girilir mi Nihat Hatipoğlu?,Adetliyken Camiye Girebilir mi Diyanet İşleri Başkanlığı?..

Adetli Kadin Camiye Girebilir mi-Diyanet
Adetli Kadın Camiye Girebilir mi (Diyanet)?

Hayızlı kadının zaruri durumlar dışında mescidlere girmesi caiz değildir. Zaruri durumlar dışında mescide girmek, orada eğleşmek ve itikâfa çekilmek de caiz değildir.

Hadiste şöyle buyurulur: "Hiç bir hayızlı veya cünüp mescide giremez."(İbn Mâce, Tahâre, 92; Dârimî, Vudû',116).

Şâfiî ve Hanbelîler, hayızlı ve lohusanın kirletmemek şartıyla, mescitten karşıdan karşıya geçmesini câiz görürler. Hz. Peygamber (asv)'in Âişe (r. anha)'ye böyle bir izin verdiği nakledilmektedir. (Müslîm, Hayz, I1-13; Nesâî, Tahâre, 172, Hayz, 18; İbn Mâce, Tahâre, 120).

Hayızlı kadının mescide girip orada kalması, Hanefîler de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre câiz değildir. Bununla birlikte bazı İslâm bilginleri, kadınların özel hallerinde mescide girmelerinin hükmü konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. 
Bunlara göre; Rasulullah (s.a.v.) gayri müslimleri dahi mescide almıştır. Buna göre, cünüp kimselerin temizlenmeleri kendi isteklerine bağlı ise de; adetli ve lohusa bayanların temizlenmeleri iradelerine bağlı olmadığından, bu durumundaki bayanların, başta irşad faaliyetleri olmak üzere, camide yapılan dini içerikli hizmetlerden yararlanmak amacıyla camiye girmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun konu ile ilgili 2009/116 no'lu mütalaası şöyledir:

"... Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca değerlendirilen "Hayızlı ve Nifaslı Kadınların Mescide Girmeleri"
konusu görüşüldü.

Günümüzde hac ibadeti, şartlar gereği sınırlı bir zaman diliminde gerçekleştirilebilmektedir. Hac için gelen kadınlar, bu süre içerisinde hayız ve nifas gibi kendilerine özgü özel bir hal ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Şartlar gereği ömründe bir defa hac yapma fırsatı yakalayan kadınların özel durumlarında Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Haram'ı ziyaret etmeleri, dua ve zikir amacıyla mescidlere girebilmeleri, günümüzde çözüm bekleyen önemli bir dini problem olarak gözükmektedir.

Kadınların adetli iken mescide girmeleri, İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından caiz görülmemektedir. Ancak bazı alimler bunu caiz görmektedirler. Bu görüşten hareketle, hacda adetli iken dua, zikir ve istiğfar ile meşgul olmak, Kâbe'yi seyretmek veya Hz. Peygamberi ziyaret etmek gibi amaçlarla Harem-i Şerif'e ve Mescid-i Nebevî'ye girmek isteyen adetli hanımların, buna cevaz veren alimlerin görüşleri doğrultusunda amel edebilecekleri oy çokluğu ile mütalaa edilmiştir."
(Diyanet İşleri Başkanlığı)

İbrahim Suresi ve Fazileti

İbrahim Suresi ve Fazileti
İbrahim Suresi ve Fazileti
İbrahim Suresi ve Faziletleri:

- Ahlakın güzelleşmesi için 10 defa okunur.
- Düşmana karşı 7 kere okunursa, şerrinden korunur.
- Anne ve babasının rızasını kazanmak için her gün okunmalıdır.
- Her kim içme suyuna İbrahim suresinin 1-4 ayetlerini okuyup o suyu yemeğin içine katmaya devam ederse, o yemekten yiyen kişilerin dilleri fasihleşir, zekası keskinleşir.
- Her kim El ve Ayak ağrılarından kurtulmak istiyorsa, tavsiye edilen ilaçları kullanmak ile beraber şifanın Allah’u Teala’dan geleceğini umarak İbrahim Suresinin 12. ayetini üzerinde taşımalıdır.
- Her kim bir kapta biriktirilmiş yağmur suyuna 21 kere İbrahim suresinin 24. ayetini okuyup, meyve veya sebze ağaçlarının üzerine sepse, biiznillah bolluk ve bereket olur.
- Her kim sabah, akşam ve yatarken, kalkarken, bir yere giderken ve gelirken, birşeyi satınalırken veya satarken, İbrahim Suresinin 32-34. ayeti kerimelerini okumaya devam ederse, o kişi bütün davranışlarında Allah’u Teala’nın koruması altına girer, her türlü tehlikeden korunur.

İbrahim Süresi Okunuşu:

Bismillâhirrahmânirrahîm

1: Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
2: Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd(şedîdin).
3: Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
5: Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
6: Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
7: Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).
8: Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
9: E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
10: Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
11: Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
12: Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).
13: Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
14: Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
15: Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd(anîdin).
16: Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd(sadîdin).
17: Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz(galîzun).
18: Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
19: E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
20: Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
21: Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın).
22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
23: Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).
24: E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
25: Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
26: Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr(karârin).
27: Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’(yeşâu).
28: E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri)
29: Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr(karâru).
30: Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr(nâri).
31: Kul li ibâdiyellezîne âmenû yukîmus salâte ve yunfikû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hilâl(hilâlun).
32: Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semerâti rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrih(emrihî), ve sehhare lekumul enhâr(enhâra).
33: Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere dâibeyn(dâibeyni), ve sehhare lekumul leyle ven nehâr(nehâra).
34: Ve âtâkum min kulli mâ se’eltumûh(se’eltumûhu), ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ,innel
35: Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzel belede âminen vecnubnî ve beniyye en na’budel asnâm(asnâme).
36: Rabbi innehunne adlelne kesîren minen nâs(nâsi), fe men tebianî fe innehu minnî, ve men asânî fe inneke gafûrun rahîm(rahîmun).
37: Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin gayri zî zer’ın inde beytilkel muharremi rabbenâ li yukîmus salâte fec’al ef’ideten minen nâsi tehvî ileyhim verzukhum mines semerâti leallehum yeşkurûn(yeşkurûne).
38: Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ nu’lin(nu’linu), ve mâ yahfâ alallâhi min şey’infil ardı ve lâ fis semâ(semâi).
39: Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi ismâîle ve ishâk(ishâka), inne rabbî le semîud duâ(duâi).
40: Rabbic’alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ(duâi).
41: Rabbenagfirlî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmul hisâb(hisâbu).
42: Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn(zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr(ebsâru).
43: Muhtıîne mukniî ruûsihim lâ yerteddu ileyhim tarfuhum, ve ef’idetuhum hevâ’(hevâun).
44: Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebiır rusul(rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin).
45: Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihimve darabnâ lekumul emsâl(emsâle).
46: Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum, ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl(cibâlu).
47: Fe lâ tahsebennallâhe muhlife va’dihî rusuleh(rusulehu), innallâhe azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
48: Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves semâvâtu ve berezû lillâhil vâhıdil kahhâr(kahhâri).
49: Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil asfâd(asfâdi).
50: Serâbîluhum min katırânin ve tagşâ vucûhehumun nâr(nâru).
51: Li yecziyallâhu kulle nefsin mâ kesebet, innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
52: Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve li ya’lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li yezzekkere ûlul elbâb(elbâbi).

17 Temmuz 2016 Pazar

Şeriat Nedir, Nasıl Yaşanır; Şeriat Bu Asırda Geçerli midir?

Şeriat Nedir, Nasıl Yaşanır; Şeriat Bu Asırda Geçerli midir
Şeriat Nedir, Nasıl Yaşanır; Şeriat Bu Asırda Geçerli midir?

İslam dini, diğer konularda olduğu gibi idari mekanizma hususunda da görüş belirtmiştir. Devlet yönetimi ile ilgili belli ilkeler koymuştur. Ayrıntı kısımlarda bu ilkelere bina edilerek uygulanır. Adalet, hukuk, insanların haklarını ihlal etmemek, devlet yönetimini kötüye kullanmamak vb. gibi ilkelere sadık kalınmak suretiyle devlet yönetilmelidir.

Şeriat, İslam'ın getirdiği hükümlerin genel adıdır. Devlet yönetimi de bunun içine girmektedir.

Doğru İslamiyeti ve İslama uygun doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız. Bu nedenle İslam adına yapılan, ama İslama uymayan bazı uygulamalar İslamiyete ve Müslümanlara zarar vermektedir.

Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz.

Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz. Yine hayrete düşüyorsunuz.

Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: Bunlar şeriatı bilmiyorlar!..

Şeriat nedir, ne değildir?

Şeriat: “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi manalara geliyor.

İnsan, bir kavramı reddederken de kabul ederken de anlamını bilmeli, diye düşünüyoruz. Taraftar olmak veya olmamak ayrı mesele.

En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda bir çok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de.

Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen “Kamus”una bakalım:

Şeriat, “evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve âyet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi” diye tarif ediliyor.

Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın “İlahi emirler ve yasaklar” oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların “âyet, hadis ve icma” denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.

Ömer Nasuhi Bilmen ise, “Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu” adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:

“Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk'ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer'iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.”

“Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer'iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur'an'a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur.”
Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:

1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.
2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.
3. Şeriat, “din” kelimesiyle eşanlamlıdır.
4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.
5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.
6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur'an'a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.


Asrımızın en büyük müfessirlerinden olan Elmalılı Hamdi Efendinin, “Hak Dini Kur'an Dili” isimli pek kıymetli tefsirindeki şeriat tarifi de şöyledir:
“Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların hayat-ı ebediyeye ve saadet-i hakikiyeye ulaşması için, Allah Teala'nın vaz u teklif ettiği ahkam-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bilistiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir.”

Bu tarifte de bazı önemli noktalar dikkati çekiyor:

1. Şeriatı Allah koymuş ve kullarını sorumlu tutmuştur.
2. Allah, şeriatı kullarının ebedi hayata ve hakiki saadete ulaşması için göndermiştir.
3. Şeriat, müstakim, yani doğru yolun adı olup, hususi hükümlerden ibarettir.
4. Şeriat, din demektir.


Asrımızın büyük âlim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:

“Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef'al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”

Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.

1. “Küçük âlem” olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah'ın “kelam” sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.
2. “Büyük insan” olan âemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.
3. Maddi âlemdeki kanunlara “tabiat” demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah'ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu “fıtri” kanunları koyan ve tatbik eden O'dur.


Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah'ın “fıtri” kanunlarına isyansız itaat ettikleri için, bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam'dadır.

Bütün bu tanımlara göre, “şeriat” diyen birisi, “din kuralları” demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır.Kabul de edebilir, red de... “Dinde zorlama yoktur.”

Şeriat nasıl yaşanır?

Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış. Bu şartlar manzumesine şeriat-ı fıtriye deniliyor. O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin.

İnsanın mahiyeti de o çekirdek gibi. Cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek. İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesi.

Akıl, O’nun koyduğu sınırlar içinde düşündüğü takdirde, mârifetullaha eriyor. Dil, hayır söylediği ölçüde o ebed ülkesinde ulvî sohbetler yapmaya aday oluyor. Beden, Allah için yorulduğu nispette o saadet beldesinin maddî nimetlerinden faydalanmaya hak kazanıyor.

Sevgi, korku, şefkat, merhamet gibi hislerden, göze, kulağa, ele, ayağa kadar her şey ancak Allah’ın emir dairesinde çalışmaları hâlinde terakki ediyor, ulvîleşiyor ve ulvî âlemlere yöneliyorlar. Şeriat, hakikate giden yolun ismi. Lügat manası, “Su membaından su almak için girilen yol.”

Hakk’a ermenin ve hakikati bulmanın yolunu, Yunus’umuz ne güzel özetler:
"Şeriat, tarikat yoldur varana,Hakikat meyvesi andan içerü."
Yola girmeden, menzile erişilemez. Şeriatsız, hakikate erme iddiaları, sahibini oyalamaktan öte bir işe yaramayan kuruntulardır.

Tarikat, nâfile ibadetlerin simgesi. Şeriat yolunda sağlam yürüyebilmek, nefis ve şeytana karşı daha güçlü olabilmek için konulmuş bir terbiye ameliyesi. Kulu, Rabbine daha fazla yakınlaştırmaya vesile. Nefsini daha tesirli bir şekilde terbiye etmesine yardımcı.

Kısacası, hakikate ulaşmak için öncelikle İlâhî emirlere harfiyen riayet etmek ve bu vadide kalbini daha sağlam, ruhunu daha güçlü kılmak için de nâfile ibadetlere devam etmek gerek. Büyük müceddid İmam-ı Rabbani’yi dinleyelim:

“Dilin yalan söylememesi ve doğru konuşması şeriattır. Kalpten yalan düşüncesini uzaklaştırmak, eğer zorlayarak ve çalışarak olursa tarikat, eğer zorlanmaksızın müyesser olursa hakikattir.”

Büyük İmamın bu güzel misalinden şunu anlamıyor muyuz? Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâk, yâni hakikat. Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın “yalan söylemeyiniz” emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar. Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar. Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer. Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir. Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur. Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler. İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir.

Büyük imamın bu ifadelerinden hakikate ermenin, bu mutlu neticeye kavuşmanın tarikatsız da olabileceği anlaşılıyor. İnsan, doğrudan, şeriattan hakikate geçebilir. Ama, bu ermenin, bu varmanın şeriatsız olmayacağı muhakkaktır.

Burada bir tasavvuf tahlili yapmak istemiyorum. Bunları sadece şunun için yazdım. Şeriat denilince, sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olur. Yalan söylememek de şeriattır. Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır. Böyle birinin şeriata karşı çıkması, kendisiyle tenakuza düşmesi demektir.

Dinin temeli, şeriatın esası, insanın yaratılışına dayanır. Karşımızda bir cansızlar âlemi mevcut. Bu âlemde her zerre, her yıldız, hava, toprak, su, ziya her şey Allah’ın küllî iradesine tâbi. O’nun koyduğu İlâhî kanunlara uygun hareket etmede. Ama bu uymada, irade söz konusu değil. Her şey O’nun emrine, yine O’nun iradesiyle boyun eğiyor. Melekler âlemi de bu hakikatin bir başka görüntüsünü sergiliyorlar. İbadet için, tesbih için, hamd için yaratılan bu varlıklarda da insandaki manasıyla bir irade mevcut değil. Onlar, Allah neyi emrederse onu işliyorlar.

İnsana gelince o, hilkat tablosunda apayrı bir manzara sergiler. Her şeyiyle Allah’ı tesbih eden şu kâinatın bu şuurlu meyvesinin de her hücresi, her organı daima tesbihte, daima ibadettedir. Zaten bunların idaresi ona verilmiş değil. Ne ciğerini kendisi çalıştırıyor, ne kanını kendi iradesiyle deveran ettiriyor. İşte, hepsi Allah’a itaat üzere bulunan bu beden ülkesine, bir sultan tayin ediliyor: Ruh. Bu ruha, büyük bir lütuf ve yine büyük bir imtihan olarak irade takılıyor.

İnsan ihtiyar ve irade sahibi bir varlık. Parmağıyla dilediği yöne işaret edebiliyor, yüzünü istediği tarafa dönebiliyor. Kendisindeki bütün duyguları dilediği gibi kullanabiliyor. Nereye isterse oraya gidiyor, neyi arzu ederse onu yiyor, neden hoşlanmazsa ondan kaçıyor.

Bu iradenin önüne teklif çıkarılmış, bu iradenin önüne imtihan çıkarılmış ve netice itibariyle bu iradenin önüne cennet ve cehennem çıkarılmış.

İşte, şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri. Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor.

İnsan iradesinin önünde iki ayrı saha var. Biri dünya, diğeri ise âhiret işleri. Ama şu var ki, İslâm’da dünya işlerinin hepsi için de getirilmiş kanunlar, kaideler mevcut. Kul, bunlara uyduğu takdirde hem ibadet etmiş, hem de dünya hayatını daha rahat, daha mesut yaşamış oluyor.

Şeriat üzerinde yapılan münakaşaların daha çok bu ikinci grupta merkezleştiğini görüyoruz. Bu ikinci kısım da ikiye ayrılıyor. Biri muamelât, diğeri ceza. Ve şeriat üzerindeki tartışmaların ağırlık merkezi, bu son kısım. Elbette, ceza hukuku yönünden de İslâm’ın koyduğu birçok hükümler mevcut. Bunlar da şeriat ve bunlara da inanmak farz. Her emir gibi bunlara riayet etmeyen de mesul olmakta. Böyle bir emre uymayış, ona karşı bir vurdumduymazlık, bir isyan mahiyeti taşıyorsa sahibini günahkâr eder. Şayet, o İlâhî emri, o Kur’anî hükmü inkâr etmek, onu reddetmek tarzında ortaya çıkıyorsa küfre sokar. Ama, İslâm sadece bu hükümler değil ve din sadece bunlardan ibaret değil. Meseleyi yalnız bu sahaya çekmek, kısır bir değerlendirme, yanlış bir anlayış olur.

İslâmî hükümler şu üç ana gruba ayrılırlar. Biri, ferdin kendi nefsine karşı vazifeleri. Diğeri, ailesine karşı vazifeleri. Üçüncüsü de cemiyet hayatındaki vazifeleri. Şeriatın bunların her üçüne de getirdiği ölçüler, hükümler var. Her birinin inkârı küfür ve her birine karşı isyan etmek günah. Ama bunlar arasında öncelikli olanlar, ferdin kendi nefsine ait vazifeleri. Bunların başında da ibadet geliyor.

İnsanın kendi nefsine ve ailesine ait mükellefiyetleri hususunda, bütün semâvî kitaplarda hükümler mevcut. Hepsinde ibadet emredilmiş, hepsinde günahlardan sakınma esas tutulmuş.

Bu ibadetlerin şeklinde, vaktinde, miktarında farklılıklar var, ama ibadeti emretmeyen, ahlâkı emretmeyen bir hak din göstermek mümkün değil. Lâkin, sosyal kaideler, hele devlet yönetimine dâir hükümler, dinlerin en mükemmeli ve en sonuncusu olan İslâm’da kemâliyle yer almış.

Şunu özellikle ifade etmek isteriz: İnsanın yaratılış gayesi, bütün dinlerde müşterek. Bu gaye, Kur’an-ı Kerim’de:

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zâriyât, 51/56)

âyetiyle ifade buyurulmuş. Bir de belli şartların tahakkukuna bağlı emir ve yasaklar var. Bunlardan biri de ceza hukukuna dair hükümler. Bu hükümler şarta bağlı. Bugün Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan Müslümanların bu emirleri tatbik güçleri yok. Ve bunlardan sorumlu da değiller.

Bu konuda yapılan tartışmalarda, muhatabı olan mümini İslâm’ın bir kısım emirlerini kabul etmiyormuş gibi göstermek ve onu insafsızca tenkit etmek, tek kelimeyle zulüm olur. İslâm kardeşliğini baltalayan ve âhirette cezası pek büyük olan bu tarz ithamlardan hassasiyetle kaçınmak gerek.

Bütün insanları fakir bir ülke hayal ediniz. Siz bu ülkenin fertlerini, İslâm’ın zekât farîzasını yerine getirmemekle suçlayabilir misiniz? Elbette ki hayır. İslâm’ın ceza hükümlerine inandığı halde bunu tatbike gücü yetmeyen bir Müslüman da böyle değil midir? Bunları tatbik etmek devletin vazifesidir, ferdin değil. Dolayısıyla da ferde herhangi bir sorumluluk terettüp etmez.

İslâm’ın temel hükümleri, hangi beldede olursa olsun, ferdin uymak zorunda olduğu İlâhî emirlerdir.

Devlet yönetimiyle ilgili hükümler de İlâhîdir, onlara inanmak da her mümine farzdır; ama onların uygulanmasından sorumlu değildir.

“Şeriatta; yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulû'l-emirlerimiz düşünsünler.” (Bediüzzaman)
İslâmî hükümler hakkında getirilen bir sınıflandırmayı da burada nakletmek isterim. İlâhî hükümler iki kısma ayrılıyor: Bir kısmı sadece Müslümanlara uygulanan hükümler, diğeri ise bir İslâm beldesinde yaşayan herkese tatbik edilen hükümler. İşte bu ikinci kısım, “muamelât” ve “ceza” hükümleri. Bir gayri müslim cizye vererek İslâm beldesinde yaşıyorsa, o beldenin bir vatandaşı olarak bütün muamelat ve ceza hükümlerine muhatap olur. Hırsızlık ederse eli kesilir, birisine zina iftirasında bulunursa cezalandırılır.

Bazı çevreler meseleyi ters değerlendirerek, İslâm’ın ceza hükümlerinin uygulanmadığı bir ülkede namaz kılmanın, oruç tutmanın da bir mana ifade etmeyeceği gibi çok saptırıcı ve bir o kadar da mesuliyetli sözler söylüyorlar. Kendilerine karşı çıkan mü’minleri de Allah’ın hükümlerinden bir kısmını dikkate almamakla suçluyorlar.

Halbuki bu iddia asıl kendileri hakkında geçerli oluyor. Şeriatın yüzde doksan dokuzunu teşkil eden ve dinin temeli olan hükümleri hafife almak ve dinde sadece Müslim - gayrı müslim herkese uygulanan ve cemiyetin huzur ve saadetini temin eden muamelât ve ceza hükümlerine ağırlık vermek gibi bir hatanın içine düşüyorlar.

Namazın her rekâtında Fâtiha’yı okuyan ve Rabbinden “sırat-ı müstakime” hidayet talebinde bulunan bir mü’minin, çok dikkatli olması gerek. Aşırılığın her türlüsü, yâni ifratı da tefriti de insanı istikametten uzaklaştırır.

Asrımızda Şeriat geçerli midir?
Bu noktada düşülen iki aşırılığa kısaca temas edeceğiz: Bazı insanlar, bu asırda İslâmî hükümlerle hükmetmenin mümkün olmadığını iddia ederken, diğerleri de İslâm hükümleriyle hükmetmeyen herkesi, niyetlerine bakmaksızın, hemen küfürle itham ediyorlar. Bunların biri ifrattadır, diğeri tefritte. Yâni ikisi de aşırı, ikisi de istikametten sapmış.

Önce birinci yanılmadan söz etmek isteriz. Meşhur bir kaide vardır. “Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabit olur.” El dendi mi, parmaklar onun lâzımıdır. Eli, parmaksız düşünemezsiniz. Ve böyle bir elden istifade edemezsiniz. Yüz dendi mi, gözü ondan ayıramazsınız. Gözsüz bir yüzün önemli bir yanı eksik demektir. Gözün de akını karasından ayıramazsınız. Parmak elin, göz yüzün, göz bebeği de gözün lâzımıdır. Ondan ayırır ve tek olarak düşünürseniz bir fayda elde edemezsiniz. İslâmî hükümler de öyledir. Bir bütün olarak düşünülmelidir. Ve ancak o zaman, ferdi ve cemiyeti terakki ettirir; huzura, saadete kavuşturur.

İslâm’ın temel şartlarının ihmale uğradığı, ferdî ve ailevî hayatın yanlış esaslar üzerine bina edildiği bir cemiyette, sadece muamelât ve ceza hükümlerinin tatbiki fazla bir fayda sağlamaz. Yahut bu hükümlerin, böyle bir cemiyete tatbiki mümkün olmayabilir. Olsa bile, birçok kimse, bunlara, inanmadan ve istemeyerek uymakla nifaka düşer. Müslüman görünür, ama bir İslâm düşmanı olarak yaşar.

Şeriatın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine bir misal vermek isterim. İslâm’da faiz haramdır, yasaktır. Bu yasağı getiren âyet-i kerimeyi “Müminler ancak birbirinin kardeşidirler”âyetiyle birlikte düşünmek gerekir. O zaman şu hakikat ortaya çıkar: “Bir mü’min, ihtiyaç içinde kıvranan ve kendisinden borç isteyen bir kardeşine borç verirken, şer’î ifadesiyle ona karz-ı hasende bulunurken, bu parayı fazlasıyla geri alma talebinde bulunamaz. Bunun kardeşlikle bağdaşması mümkün değildir.”
İslâmî kardeşliğin son derece zayıfladığı, kişinin kendi öz kardeşine oyunlar oynadığı, tuzaklar kurduğu, devlet malının acımasızca yağmalandığı bir cemiyette, İslâm’ın faiz yasağı icra edilemiyorsa, kabahat o bozulan bünyenindir; ilâcın, yahut gıdanın değil.

Gelelim, istikamet sınırlarını aşan ikinci iddiaya. Bir cemiyette, İslâm’ı tam tatbik etmeyen, hükmünü ona göre vermeyen veya veremeyen bir insana hemen kâfir damgası vurmak da insaf değildir. Zira, iman küfre zıttır. Bir insan İslâm’a zıt bir hüküm veriyor, bir icraat yapıyorsa, bunu İslâm’ı reddederek yapacaktır ki küfre girsin. Aksi halde onun küfründen değil günahından, isyanından söz edilebilir. İman gibi küfürde de niyet ve irade şartı vardır. Bir adam ancak, “İslâm’ın şu husustaki hükmü şöyle ama, ben onu kabul etmiyor ve şöyle hareket ediyorum.” derse küfre girer. Böyle bir niyeti ve iradesi yoksa, işlediği hata, verdiği yanlış hüküm tamamen bilgisizliğinden yahut irade zaafından kaynaklanıyorsa, yaptığının da yanlış olduğunu biliyorsa bu adama kâfir demek Ehl-i sünnet itikadınca mümkün değildir. Bunu ancak, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna hükmeden “Haricîler”, yahut böyle bir kimsenin imanla küfür arasında kalacağını savunan“Mûtezile” iddia edebilir. Bunların ise ehl-i dalâlet olduklarında bütün Ehl-i sünnet âlimleri müttefiktir.
Kaynak:Sorularla İslamiyet

Nusret ve Galebe Duası

Nusret ve Galebe Duası Arapça,Nusret ve Galebe Duası Türkçe Okunuşu,Nusret ve Galebe Duası,Nusret ve Galebe Duası Türkçe Meali...
Nusret ve Galebe Duasi

               

1-Bismillahirrahmanirrahim. Allahu ekber.(10 defa)
1-Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla. Allahu ekber. (10 defa)

2-Ferdün, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
2-Ferdün, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
3-Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin adede ma fi ilmillahi salaten daimeten bi devamimülkillah ve ala alihi ve sahbihi.
3-Allahım, Efendimiz Hz. Muhammed'e, Onun âl ve ashabına, ilm-i ilâhideki (şeyler) adedince, Allah'ın hükümranlığı süresince daimî salât-ü selâm eyle.

4-Bismillahirrahmanirrahim. Ve lekad nasarakumullâhu bi bedrin ve entum ezilleh(ezilletun), fettekûllâhe leallekum teşkurûn(e).
4-"Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla." "Andolsun ki; siz zayıf olduğunuz halde Allah size Bedir'de kafi bir zafer ihsan etti. O halde Allah'tan korkun ki, şükredesiniz."

5-Lekad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîratin ve yevme huneynin iz a'cebetkum kesretukum fe lem tugni ankum şey'en ve dâkat aleykumul ardu bi mâ rahubet summe velleytum mudbirîn(e).
5-"Andolsun ki; Allah size birçok yerlerde ve Huneyn gününde de zafer ihsan etti. (Huneyn günü) çokluğunuz sizi ucb'e sevketmişti de size hiçbir yarar sağlamamıştı, yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti, nihayet gerisin geri dönüp gitmiştiniz."

6-Ve nasarnâhu minel kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ, innehum kânû kavme sev'in fe agraknâhum ecmaîn(e).
6-"Onu, âyetlerimizi yalanlayan kavminden kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir kavim idiler, biz de onların hepsini boğduk."

7-Ve nasarnahum ve kanu humul Galibin.
7-"Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular."

8-İnnellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nasarû ulâike ba'duhum evliyâu ba'dın.
8-İman edipte hicret edenler Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır."

9-Vellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nasarû ulâike humul mu'minûne hakkâ(hakkân), lehum magfiretun ve rizkun kerîm(un).
9-"İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenleri (Muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır."
10-Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim,
10-"Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Elçiye, o Ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar, ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir,..

11-fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(e).
11-...O Peygamber'e inanıp Ona saygı gösteren, Ona yardım eden ve Onunla birlikte gönderilen nura (Kur'ân'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır."

12-Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(e).
12-"Hani Allah, peygamberlerden "Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde Ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz." diye söz almış ve "kabul ettiniz ve bu ağır ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: "O halde şahit olun; Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim." buyurmuştu."
yensurküm ve yüsebbit akdameküm.
13-"Ey iman edenler! Eğer siz Allahın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sabit tutar."14-"Allah'ın yardımıyla. Allah dilediğine yardım eder. O Aziz'dir, Rahim'dir."

15-ve yensurakellahu nasran aziza
15-"Ve Allah sana üstün bir zafer versin (diye...)"
16-İn yensurkümullahu fela ğalibe leküm* ve in yahzülküm femen zelleziy yensuruküm min ba'dih* ve alAllahi felyetevekkelil mu'minun
16-"Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Eğer size olan yardımını keserse Ondan sonra artık size yardım edecek kim var? Müminler Allah'a tevekkül etsinler."
17-Katiluhüm yüazzibhümüllahü bi eydıküm ve yuhzihim ve yensurküm aleyhim ve yeşfi sudura kavmim mü'minın
17-"Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil etsin, sizi onlara galib kılsın ve mümin toplumun kalblerini ferahlatsın."
18-Ve le yensurennallahu mey yensuruhu, innallahe le kaviyyun ‘azîz(un).
18-"Allah kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir."
19-Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâh(u), innallâhe le afuvvun gafûr(un).
19-"İşte böyle. Her kim kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vâki olursa emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah, çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir."
20-Ve ya kavmi mey yensurunı minellahi in tared-tühüm efela tezekkerun.
20-"Ey kavmim! Ben onlan kovarsam, beni Allah'tan kim kurtarır? Hiç düşünmüyor musunuz?"
eraeytüm in küntü alâ beyyinatim mir Rabbiy ve âtânîy minhü rahmeten
21-"(Salih (as)) Dedi ki: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbim'den apaçık bir delil üzerine isem ve O, bana nezdinden bir rahmet vermişse ve ben de (buna karşılık) isyan edersem, söyleyin bakalım beni Allah'tan kim kurtarabilir? Zaten siz de bana zarardan başka bir şey arttırmazsınız"."
22-Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me'ahumulkitabe velmîzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnal Hadîde fîhi be-sun şediydun ve menafi'u linnasi ve liya'lemallahu mey yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun 'aziyz.
22-"Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, dâima üstündür."

23-Lil fukarâil muhâcirînellezîne uhricû min diyârihim ve emvâlihim yebtegûne fazlen minallâhi ve rıdvânen ve yensurûnallâhe ve resûlehû, ulãike humus sâdikûn.
23-"(Bu ganimet malları) yurtlarından ve mallarından çıkarılmış olan, Allah'tan lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır."

24-ve huve hayrun nâsırîn
24-"Oysa sizin Mevlanız Allah'tır ve O yardımcıların en hayırlısıdır."
25-Ve mâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbenağfir lenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit akdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn
25-"Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti: "Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve içimizdeki taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl, kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer eyle"."
26-Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâ kate lenâ bih, va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn
26-Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef tutar. herkesn kazandığı iyilik kendi yararına kötülükte kendi zararınadır. Rabbimiz! Unutur yada hataya düşersek bizi sorumlu tutma.Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme, bizi affet, bzi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize merhamet et.
27-Kâle rabbensurnî bi mâ kezzebûn.
27- "(Nuh (as):) "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et." dedi."

28-Kâle rabbensurnî ‘alal kavmil müfsidîn.
28-"(Lut (as):) "Şu fesatçılar topluluğuna karşı bana yardım eyle Rabbim" dedi."

29-İllellezine amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesiran ventesarü mim ba'di ma zulima ve se ya'lemullezine zalemû eyye munkalebin yenkalibun.
29-"...Ancak iman edip de salih amel işleyenler, Allah'ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar böyle değildir. Zulmedenler hangi dönüşe (akıbete) döndürüleceklerini yakında bilecekler."
30-fedea rabbehu enniy mağlubun fentesir.
30-"Bunun üzerine, Rabbine; "ben yenik düştüm, Sen intikamını al" diyerek yalvardı."
31-Em hasibtum en tedḢulûl cennete ve lemmâ ye'tiküm meselülleziyne Ḣalev min kabliküm. messethumul be'sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenu me’ahü meta nasrullahi elã inne nasrallahi kar’ib.
31-"(Ey mü'minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin başınıza da gelmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diyeceklerdi. Bilesiniz ki, Allah'ın yardımı yakındır."
32- Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ lekum ve li tatmainne bihî kulûbukum bihi ve mân-nasru illâ min indillâhil, azîzil hakîm.
32-"Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalbleriniz bu sayede yatışsın diye yaptı. Zafer ancak Azîz, Hakîm olan Allah katındandır."
33- Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu'minîn.
33-"Andolsun ki, Biz Senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler ve biz, (onları dinlemeyen) mücrimlerden öç aldık. Müminlere yardım etmek de bize düşer."

34- Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrum minallâhi ve fethun karîb(karîbun), ve beşşiril mû’minîn
34"Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele."
35- İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ.
35-"Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de * insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit..."

36- Velekad kużżibet rusulun min kablike fesaberû ‘alâ mâ kużżebû ve ûżû hattâ etâhum nasrunâ velâ mubeddile likelimâtillâhi velekad câeke min nebe-i-lmurselîn.36-"Senden önce nice peygamberler yalanlanmıştı da yalancı sayılmaya ve ezaya uğratılmaya karşı sabretmişlerdi. Nihayet onlara yardımımız gelip yetişti. Allah'ın sözlerini değiştirecek yoktur. Zaten o peygamberlerden bir kısmının haberi Sana da ulaşmıştır."

37- vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ-u inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr
37-"Allah, dilediğini nusretiyle destekler. Elbette bunda basîret sahipleri için bir ibret vardır."
38- Ve in yurîdû en yahdeûke fe inne hasbekallâhu, huvellezî eyyedeke bi nasrihî ve bil mu'minîn
38-"Eğer Sana hile yapmak isterlerse şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, Seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyendir."
39- Uzine lillezîne yukâtelûne bi ennehum zulimû, ve innallâhe alâ nasrihim le kadîr
39-"Kendileriyle savaşılanlara (mü'minlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir."
40- Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsebnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâhi, kâlel havâriyûne nahnu ensârullâhi, fe âmenet tâifetum mim benî isrâîle ve keferet tâifetun, fe eyyednellezîne âmenû alâ aduvvehim fe asbehû zâhirîn
40-"Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere "Allah'a (giden yolda) benim yardımcılanm kimdir?" demişti. Havariler de "Allah (yolunun) yardımcıları biziz" demişlerdi. İsrailoğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkar etmişti. Nihayet Biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler."
41-Ve in tevellev fa’lemûû ennallahe mevlâkum ni’mel Mevla ve ni’men-nasîr.
41-"Eğer (imandan) yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır."

42- Ve câhidû fillâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ce’ale aleykum fid deni min haracin, millete ebîkum ibrâhîme, huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe ‘alen nâsi, fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr
42-"Allah uğrunda, Ona yaraşır şekilde cihad edin. O, sizi seçti ve din hususunda üzerinize "hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde olduğu gibi. Allah bu Kur'ândan önce ki kitaplarda da, bu (Kur'â)nda da size "Müslümanlar" adını verdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Öyleyse namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır O ve ne güzel yardımcıdır."
43-Vallahu e’emu bi e’dâikum ve kefa billahi veliyyev-ve kefa billahi nasîra.
43-"Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir. Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah kâfidir."

44- Ve mâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîlillâhi vel mustad’afîne miner ricâli ven nisâi vel vildânillezîne yekûlûne rabbenâ ahricnâ min hâzihil karyetiz zâlimi ehluhâ, vec’al lenâ min ledunke veliyyâ(veliyyen), vec’al lenâ min ledunke nasîrâ
44-"Size ne oldu ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim (olan) şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize nezdinden bir yardımcı gönder" diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda cihad etmiyorsunuz?"

45-Ve kefâ bi rabbike hadiyav ve nasira.
45-"Hidayet edici ve yardımcı olarak Rabbin yeter."
46-İnnehüm lehümül mensurûn. Ve inne cünde lehümül ğalibûn.
46-"Şüphesiz nusrete mazhar olanlar onlardır * Ve galip gelecek olanlar mutlaka Bizim ordumuzdur."

47-Kâlellezîne yezunnûne ennehum mulâkûllâhi, kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîratem bi iznillâhi, vallâhu me’as-sâbirîn
47-"Allah'a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise şöyle dedi: "Nice az topluluk var ki; Allah'ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir"."
48-Keteballahu le eğlibenne ena ve rusulîî innallahe kaviyyun ‘azîz.
48-"Allah: "Elbette Ben ve elçilerim galip geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir."
49- Yâ eyyuhen nebiyyu harridıl mu'minîne alel kıtâli, in yekun minkum işrûne sâbirûne yağlibû mieteyni, ve in yekûn minkum mietun yağlibû elfen minellezîne keferû bi ennehum kavmul lâ yefkahûn *El'âne haffefallâhu ankum ve alime enne fîkum da'fâ(da'fen), fe in yekun minkum mietun sâbiretun yaglibû mieteyn(mieteyni), ve in yekun minkum elfun yaglibû elfeyni bi iznillâh(iznillâhi), vallâhu meas sâbirîn
49-"Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kâfiri yenerler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi yenerler. Çünki o kâfirler anlamayan bir topluluktur. Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve bildi ki sizde bir zaaf var. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir."
50-Elif,Lâââm,Mîîîm* ğulibetir-rum. Fîîî ednal ardi ve hüm mim ba’di ğalebihim seyağlibûn.
50-"Elif, Lâm, Mîm. * Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. * Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde (3-9) galip geleceklerdir."
51- Vallahu ğalibun ‘alâ emrihi ve lâ kinne ekserennasi lâ ya’lemun.
51-"Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler."
52-Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul bâbe, fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in kuntum mu’minîn
52-"Korkanlar içinden Allah'ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi şöyle dedi: "Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi ka-zanmışsınızdır. Eğer mü'minler iseniz ancak Allah'a tevekkül edin"."
53-İyyake ne’büdü ve iyyake neste’in.
53-"Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz."
54-Ya eyyühellezıne amenüste’ınu bis-sabri ves-salah* innellahe meas-sabirın
54-"Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Zira hiç şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir."
55-Kâle mûsâ li kavmihisteînû billâhi vasbirû, innel arda lillâhi yûrisuhâ mey yeşâu min ‘ibâdihî, vel ‘âkıbetu lil muttekîn
55-"Musa kavmine dedi ki: "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona vâris kılar. Akıbet müttakîlerindir"."
56-Vallahul müste’anu ‘alâ mâ tesıfun.
56-"Sizin anlattıklarınız karşısında yardımına sığınılacak ancak Allah'tır."
57-Kâle rabbehkum bil hakka ve rabbunâr-rahmanul müste’anu ‘alâ mâ tesıfun
57-"(Allah Resulü:) "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz Rahmân'dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır" dedi."
58-Vaste’inu bis-sabri ves-salati ve inneha lekebiratün illâ âlal Haşi’in.
58-"Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz bu, Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir."
59-İz testeğiysune Rabbeküm festecabe leküm enniy mümiddüküm Bi elfin minel Melââ-iketi murdifiyn
59-"Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim" diye duanızı kabul buyurmuştu."
60-ve hüvellezi yunezzelul ğayse mim ba’di ma kanetu ve yenşuru rahmetehu ve hüvel veliyyul hamîd.
60-"O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır."
61-ve men yettekıllâhe yec’al lehu mahrecâ. Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib(yahtesibu), ve men yetevekkel alâllâhi fe huve hasbuh(hasbuhu), innallâhe bâligu emrih(emrihî), kad cealallâhu li kulli şey’in kardâ.
61-"Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. * Ve ona ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur."
62-Ve in yurîdû en yahdeûke fe inne hasbekallâh(hasbekallâhu), huvellezî eyyedeke bi nasrihî ve bil mu'minîn
62-"Eğer sana hile yapmak isterlerse şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyendir."
63-Yâ eyyuhennebiyyu Hasbukellahu ve menittebe’ake minel mü-minin.
63-"Ey Peygamber! Sana ve Sana tâbi olan mü'minlere Allah yeter."
64-Ellezîne kâle lehümün nâsü innen nâse kad cemeû leküm fahşevhüm fe zâdehüm îmânen ve kâlû hasbünellâhü ve nı'mel vekîl.*
64"Bir kısım insanlar, mü'minlere, "düşmanlarınız olan insanlar size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha artırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" dediler."
65-Velev ennehüm radu ma atahumullahu ve ResuluHU ve kalu hasbünAllahu seyü'tiynAllahu min fadliHİ ve ResuluHU, inna ilellahi rağıbun
65-"Eğer onlar Allah ve Resulü'nün kendilerine verdiğine razı olup, "Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Resulü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (daha iyi olurdu)."
66-Kul efera eytüm ma ted’ une min dunillahi in eradeni yallahü bidurrin hel hünne kaşifatü durrihi ev eradeni birahmetin hel hünne mümsıkatü rahmetih , kul hasbiyallahü aleyhi yetevekkelil mütevekkilun.
66-"De ki: Öyleyse bana söyler misiniz, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, Onun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse, onlar Onun bu rahmetini önleyebilir mi? De ki: Bana Allah yeter. Güvenip dayanacaklar, ancak Ona güvenip dayanırlar."
67-Vetlü aleyhim nebee Nuh* iz kale li kavmihî ya kavmi in kâne kebüre aleyküm mekamiy ve tezkiyriy Bi ayatillahi fe alellahi tevekkeltü feecmiu emreküm ve şürekâeküm sümme la yekün emruküm aleykum ğummeten sümmakdu ileyye ve la tünzırun
67-"Onlara Nuh'un haberini oku: Hani O kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınız işi kararlaştırın. Sonra (bu) işiniz hususunda içinizde bir ukde kalmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin"."
68-İnni tevekkeltü alellahi rabbi ve rabbiküm* Ma min dabbetin illa hüve ahızün bi nasıyetiha*İnne rabbi ala sıratın mustekıym
68-"Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."
69-Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve razekaniy minhu rizkan hasena* ve ma üriydü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh* in üriydü illel ıslaha mesteta'tü, ve ma tevfiykıy illâ Billahi, aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniyb
69-"Dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden bir delil üzerinde isem ve (O) bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Ben sizi menettiğim şeyleri (kendim yaparak) size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar, ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız Ona dayandım ve yalnız Ona yönelirim."
70-Ve kâle yâ beniyye lâ tedhulû min bâbin vâhidin vedhulû min ebvâbin muteferrikah, ve mâ ugnî ankum minallâhi min şey’in inil hukmu illâ lillâh, aleyhi tevekkeltu ve aleyhi fel yetevekkelil mutevekkilûn.
70-"(Yakup (as)) sonra şöyle dedi: "Oğullarım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm yalnız Allah'ındır. Ben Ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de Ona tevekkül etsinler"."
71-Kul hüve rabbî lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metâb.
71-"De ki: O benim Rabbimdir. Ondan başka ilâh yoktur. Sadece Ona tevekkül ettim ve dönüşüm de Onadır."
72-Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh, zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb
72-"Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek Allah'a mahsustur. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. Ona dayandım ve Ona yönelirim."
73-ve mâ yekûnü lenâ en neûde fîhâ illâ en yeşâellâhü rabbünâ, vesia rabbünâ külle şey'in ılmâ , alellâhi tevekkelnâ rabbeneftah beynenâ ve beyne kavminâ bilhakkı ve ente hayrül fâtihîn.
73-"Rabbimiz Allah dilemedikten sonra ona (sizin dediğiniz dine) dönmemiz bizim için olur şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a güvenip dayandık. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın."
74-Fe kâlû ‘alâllâhi tevekkelna Rabbena lâ tec’alnâ fitneten lil kavmizzalimîn.
74-"Onlar da dediler ki: "Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi o zalimler topluğu için imtihan (mevzuu) yapma"."
75-Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah(meahu), iz kâlû li kavmihim innâ bureâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûnillâhi kefernâ bikum, ve bedee beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bagdâu ebeden hattâ tû’minû billâhi vahdehû, illâ kavle ibrâhîme li ebîhi le estagfirenne leke ve mâ emliku leke minallâhi min şey’İn, rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr
75-"İbrahim'de ve Onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi(n dininizi) tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim'in, babasına; "andol-sun ki senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demesi hariç. "Rabbimiz," dediler, "ancak Sana dayandık, Sana yöneldik. Dönüş de ancak Sanadır"."
76-Kul HUverRahmanu amenna Bihi ve ‘aleyhi tevekkelna* feseta’lemune men huve fiy dalalin mübiyn
76-"De ki: O (Allah) Rahmân'dır; biz Ona iman ettik ve Ona tevekkül ettik. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
77-Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn
77-"Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyetlere elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler."
78-İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenûllezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum râkıûn
78-"Sizin dostunuz ancak Allah, Onun elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rukûa varan mü'minlerdir."
79-Ente veliyyuuna fağfirlena ver hamna ve ente hayrul ğafirîn.
79-"Sen bizim dostumuzsun. Bize mağfiret buyur, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın."
80-İnne veliyyiyallâhullezî nezzelel kitâbe ve huve yetevelles sâlihîn
80-"Şüphesiz benim velîm, Kitab'ı indiren Allah'tır ve O, bütün sâlih kullarını görüp gözetir."
81-Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn
81-"Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve mü'minler yalnızca Allah'a güvensinler."
82-Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya'melûn
82-"Rableri katında onlara esenlik yurdu (Cennet) vardır ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur."
83-Fe mâ ûtîtum min şey'in fe metâ'ul hayâtid dunyâ, ve mâ ındallahi hayrun ve ebkâ lillezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn
83-"Size verilen şeyler, yalnızca dünya hayatının geçimidir. İnanıp, Rablerine dayananlar için Allah'ın yanında bulunanlar daha hayırlı ve daha süreklidir."
84-Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlike, fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fîl emr(emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn
84-"Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, Sen onlara yumuşak dav-randm. Şayet Sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, onlar için mağfiret dile. (Yapacağın) iş(ler) hakkında onlarla istişare et; kararını verdiğin zaman da artık Allah'a tevekkül et. Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever."
85-Ve tevekel ‘alallahi ve kefa billahi vekilâ.
85-"Ve Allah'a tevekkül et. (Sana) vekil olarak Allah yeter."
86-Ve lillahi ma fis semâvâti ve mâ fil ard ve kefa billahi vekilâ.
86-"Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter."
87- Ve lillâhi gaybus semâvâti vel ardı ve ileyhi yurceul emru kulluhu fa’budhu ve tevekkel aleyh, ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ta’melûn
87-"Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler Ona döndürülür. Öyleyse Ona kulluk et ve Ona dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir."
88- Ve tevekkel alel hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdih(hamdihî), ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ
88-"Ölümsüz ve daima diri olan (Allah)'a tevekkül et. Onu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını Onun bilmesi yeter."
89-Ve tevekkel ‘alal ‘azizirraHîm.
89-"Aziz, Rahîm olan (Allah)'a tevekkül et."
90-Fe tevekkel ‘alallahi inneke ‘alal hakkal mubîn.
90-"Allah'a tevekkül et. Çünkü Sen apaçık hak üzerindesin."
91- Ve kâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn
91-"Musa dedi ki: "Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve Ona teslim olduysanız, sadece Ona güvenip dayanın"."
92- İnne ibadi leyse leke aleyhim sultan(un) ve kefa bi rabbike vekila
92"Şurası muhakkak ki (ey İblis) Benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hükümranlığın yoktur. (Ey Nebi!) Vekil olarak Rabbin yeter."
93- Elem ta'lem ennAllâhe leHÛ mülküsSemavati vel Ard* ve mâ leküm min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasıyr
93"(Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."
94- Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr
94-"Allah inananların dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır."
95- İnne evlenNasi Bi İbrahiyme lelleziynettebe'uhu ve hazen Nebiyyu velleziyne amenû* vAllâhu Veliyyül mu'miniyn
95-"İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, Ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed (sav) ve Ona iman edenlerdir. Allah mü'minlerin dostudur."
96- İz hemmet taifetani minküm en tefşela vallahü veliyyühüma ve alellahi fel yetevekkelil mü'minun
96-"O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü'minler, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler."
97- İnnAllahe leHU mülküs Semavati vel Ard*yuhyiy veyümiyt* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr
97-"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."
98- Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn
98-"Gökleri, yeri ve bunların arasında-kileri altı günde (devirde) yaratan, sonra Arş'a istiva eden (hükmü Arş'ı kaplayan) Allah'tır. Ondan başka ne bir dost ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?"
99- emittehazu min dünihi evllya, fallahü hüvelveliyyü ve hüve yuhyiylmevta ve hüve ala külli şey'in kadiyr
99-"Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir."
100- Ve hüvellezî yünezzilü'l-ğayse min ba'di mâ kanatû ve yenşuru rahmetehu ve hüve'l-Veliyyü'l-Hamîd
100-"Odur ki insanlar artık ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir, rahmetini her tarafa yayar. O gerçek dost ve hâmîdir, bütün övgülere ve hamdlere layıktır."
101- İnnehu leyse lehu sultânun alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn
101-"Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur."
102-Ellezîne saberu ve ‘ala rabbihim yetevekkelûn.
102-"Onlar sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine tevekkül etmektedirler."
103-Ve men yetevekkel ‘alâllahi fe innallahe ‘azizun Hakîm.
103-"Kim Allah'a tevekkül ederse bilsin ki, Allah Aziz'dir, Ha-kîm'dir."
104-Ve in ceneHu lis selmi fecnah leha ve tevekkel alellah innehu hüves semiul alim.
104"Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et; çünkü O Semî'dir, Alîm'dir."
105- Kalet lehüm Rusulühüm in nahnu illâ beşerun mislüküm ve lakinnAllâhe yemünnü alâ men yeşau min ıbadiHİ, ve ma kâne lena en ne'tiyeküm Bi sultanin illâ Biiznillâh* ve alAllâhi fel yetevekkelil mu'minun;
105-"Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Mü'minler ancak Allah'a dayansınlar"."
106-Allahu Lâ ilâhe illâ hüve ve ‘alâllhi fel yetevekkelil mü-minûn.
106-"Allah'tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Mü'minler sadece Allah'a tevekkül etsinler."
107- Nahnu evliyâukum fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhireh(âhireti), ve lekum fîhâ mâ teştehî enfusukum ve lekum fîhâ mâ teddeûn
107-"Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var."
108-Ve kefa billâhi Hasîbe.
108-"Hesap sorucu olarak da Allah yeter."
109- Mâ esâbeke min hasenetin femina(A)llâh(i)(s) ve mâ esâbeke min seyyi-etin femin nefsik(e)(c) ve erselnâke linnâsi rasûlâ(en)(c) ve kefâ bi(A)llâhi şehîdâ
109-"Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter."
110- kul kefa billahi şehidem beyni ve beyneküm vemen indehu ‘ilmül kitab
110-"De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab'ın (Kur'ân'ın) bilgisi olan yeter."
111- ikra' kitabeke kefâ bi nefsike-l yevme aleyke hasîbâ
111-"Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter."
112-Ve kefa bi rabbike hadîyân ve nasirâ
112-"Hidayet edici ve yardımcı olarak Rabbin yeter."
113- Kul kefâ billâhi beynî ve beynekum şehîdâ, ya'lemu mâ fîs semâvâti vel ard
113"De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir."
114-Ve raddallahullezine keferu bi ğayzihim lem yenalu Hayra. Ve kefallahul mü-minînel kitâle ve kânellahu kaviyyen azîzâ.
114-"Allah, o inkar edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah(ın yardımı) savaşta mü'minlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir."
115-Ellezîne yubelliğune risaletillahi ve yeHşevnehu ve lâ yeHşevne eHaden illâllahe ve kefa billahi hasîbâ.
115-"O peygamberler ki, Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve Ondan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter."
116-Kefâ bihi şehidân, beynî ve beynekum ve hüvel ğafurur-raHîm.
116-"Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter ve O Ga-fûr'dur, Rahîm'dir."
117- Hüvellezı ersele rasulehu bil hüda ve dınil hakkı li yuzhirahu aled dıni küllih Ve kefa billahi şehıda
117-"Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Şahit olarak Allah yeter."
118-İnnâ kefeynâkel müstehzi-în.
118-"O alay edenlere karşı Biz Sana yeteriz."
119- Senurihim âyatina fi el âfaki ve fî enfusihim hatta yetebeyyene lehum elhakku e ve lem yekfi birabbike ennehu alâ kulli şey'in şehiyd
119-"Âfâk ve kendi nefislerinde onlara âyetlerimizi göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın hakkaniyeti onlar için iyiden iyiye belli olacak. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"
120- İz tekûlu lil mu'minîne e len yekfiyekum en yumiddekum rabbukum bi selâseti âlâfin minel melâiketi munzelîn
120-"O zaman Sen mü'minlere: "Rab-binizin, size indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun."
121- Eleysa(A)llâhu bikâfin ‘abdeh(u)
121-"Allah kuluna kâfi değil mi?"
122-Eleysa(A)llâhu bi-ahkemi-lhâkimîn. Sadakallahülazim.
122-"Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil mi?" Sadakallahü'1-Azîm
123-Yâ Allah, yâ Hû, yâ Rahman, yâ Rahîm, yâ Hayy, yâ Kay-yûm ve yâ Ze'l-Celâli ve'1-İkrâm
123-Yâ Allah, yâ Hû, yâ Rahman, yâ Rahîm, yâ Hayy, yâ Kay-yûm ve yâ Ze'l-Celâli ve'1-İkrâm, Senden istiyorum.
124-Allahümme innî es-elüke bi enneke entallahu Lâ ilâhe vel ardî zül celali vel ikram.
124-Allahım, Sen Allahsın, Senden başka ilâh yoktur. Hannân, Mennân, semâvât ve arzı eşsiz-örneksiz yaratan celâl ve ikram sahibisin. Bütün bunlan vesile yaparak Senden istiyorum.
125- Allahümme inni es’elüke bi-enni eşhedü enneke entellahü lâilâhe illâ entel-ahadüs-samadül-lezi lem yelid ve lem yuled ve lem yeküllehü küfüven ehad
125-Allahım, şüphesiz, Sen(in) Allah olduğuna, Senden başka ilâh olmadığına, bir ve Samed olduğuna, doğurmadığına, doğurulmadığına, den-ginin olmadığına şehadet ederim, Senden istiyorum.
126- Allahümme inni es'elüke bienne lekel hamde la ilahe illa entel mennanü bedi’us-semavati vel ardı zül celali vel ikram, yâ Hayyu yâ kayyum.
126-Allahım, hamd Sana mahsustur. Senden başka ilâh yoktur. Mennân (bol bol veren) semâvât ve arzı eşsiz-örneksiz yaratan (Sen)sin. Celâl ve İkram sahibisin. Yâ Hayy, yâ Kayyûm, Senden istiyorum.
127-Ve ilâhüküm ilâhun vaHidun, Lâ ilâhe illâ hüver-raHmanur-raHîm.
127-"Sizin ilâhınız bir (olan) İlâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. (O) Rahmân'dır, Rahîm'dir."

128- Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.
128-"Allah ki, Ondan başka ilâh yoktur; dâima diri, (yarattıklarını) koruyup-yöneten ve hayatlarını devam ettirendir. Ona ne uyuklama arız olur, ne de uyku. Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi Onundur. İzni olmadan kim Onun katında şefaatte bulunabilir? Önlerinde ne varsa, arkalarında ne varsa, hepsini bilmektedir. Onun ilminden, kendisinin dilediği miktarın dışında bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. (Gökleri ve yeri) koruyup gözetmek, Ona ağır gelmez. O, yücedir, azamet sahibidir."
129-Kulillahümme malike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşa’ü ve tenziü’l-mülke mim men teşâ-ü bi yedikel Hayru inneke ‘alâ külli şey’in kadîr.
129-"De ki: Allahım, Mâlikü'1-Mülk (Sensin). Mülkü dilediğine verir, dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz ki Sen, her şeye kadirsin."
130-Tulicul-leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl, ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşau bi gayri hısab
130-" Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkanrsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın."
131- Hüvallâhüllezî lâ ilahe illâ hû, âlimül ğaybi veş şehâdeh, hüver rahmânür rahıym. Hüvallâhüllezî lâ ilahe illâ hû, el melikül kuddûsüs selâmül mü’minül müheyminül aziyzül cebbârul mütekebbir, sübhânellâhi amma yüşrikûn. Hüvallâhül hâlikul bâriül musavviru lehül esmâül hüsnâ, yüsebbihu lehû mâ fıs semâvâti vel ard, ve hüvel aziyzül hakiym.
131-"O, öyle Allah'tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, Rahman, Ra-hîm'dir. * O öyle Allah'tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Melik (her şeyin hükümdâ-n), Kuddûs (her şeyi tertemiz yapan ve her türlü kiri gideren ve kendisi her türlü lekeden münezzeh), Selâm (esenlik veren), Mü'min (emniyete erdiren), Müheymin (her şeyi gözetip koruyan), Aziz (üstün, galip), Cebbar (kullarını iradesi istikametine yönelten), Mütekebbir (yegâne büyüklük ve azamet sahibi)dir. Allah, kendisine şirk koşup durduklarından ve şirk koşmalarından münezzehtir.* O, (her şeyi) yaratan, mahlûkuna belli mertebelerden ve süzgeçlerden geçirerek varlık, ahenk ve en güzel şekli verendir. Onundur en güzel isimler. Göklerde ve yerde ne varsa, Onu tesbih eder. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."
132- Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr
132- Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir. Onun ortağı yoktur. Mülk Onundur. Hamd Ona mahsustur. Onun her şeye gücü yeter.
133- Lâ ilâhe illâ ente subhaneke innî küntü minez-zalimîn.
133-"Senden başka ilâh yoktur. Seni tesbih-ü takdis ederim. Şüphesiz ki ben, zalimlerden oldum."
134-Allahümme salli ‘ala seyyidina MuHammedin minel ezeli ilâl ebedi ‘adede mâ fî ‘ilmillâhi ve ‘ala âlihi ve saHbihi ve sellim (Her şahıs bunu 19 defa okur).
134-Allahım, Efendimiz Hz. Muhammed ve Onun âl-ü ashabı üzerine ezelden ebede Allah'ın ilmindeki şeyler adedince salât-ü selam eyle. (Her şahıs bunu 19 defa okur).