13 Kasım 2015 Cuma

Mevlana'nın Edebi Kişiliği

Edebiyatımızda daha çok Mesnevi adlı eseri ve kendi adına kurulan Mevlevilik tarikatı ile tanınan ama aslen bir ulema olan Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin eserlerine kısa bir bakış attıktan sonra önce Prof. Dr. Mine Mengi’nin kaynaklarından daha sonra çeşitli ansiklopedilerden faydalanarak onun edebi kişiliği hakkında fikir edinmeye çalışacağız.

Mevlana olarak Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin hayatı da edebi kişiliği de Şems geldikten sonra ikiye ayrılır. Şems hayatına girdikten sonra Mevlana’nın öğretmen edasından kurtulup aşk dolu, heyecanlı ve duygulu şiirler yazdığını görüyoruz. Nitekim Mevlana’nın Şems’e yazdığı mektuplarda bu çok daha net görünmektedir.

Mevlana’nın edebiyatımızda bu  kadar çok sevilmesinin nedenlerinden birisi anlatımındaki kuru öğreticiliği aşarak  duygusal bir anlatımla tasavvufu öğretmesidir. Yani aslında, tasavvufun orijinalinde olan aşkı, edebiyat ile birleştirebilmiştir. Bu yönü ile sadece Türk şiirinde değil Doğu şiirinde de büyük ilgi görmüştür.

Mevlana, iki büyük eser meydana getirmiştir, birisi Divan-ı Kebir adlı eseri diğeri ise Mesnevi adlı mesnevi nazım şekli ile yazılan eseridir. Mesnevi’nin ortaya çıkmasında, neşredilmesinde Hüsamettin Çelebi’nin rolünü hatırlatarak Mevlana’nın bu eserlerini tanıtmaya başlayalım.

Mesnevi de Divan-ı Kebir de manzum eserlerdir. Aslen Divan-ı Kebir direk Divan adıyla da anılır. Mesnevi uzun uzun başka bir yazıda ele alınacağı için şimdi Divan’dan ve buradaki manzumelerden söz edeceğiz.

Divan: Şems’in etkisinin belli olduğu bir eserdir ama burada da elbette ki bir mutasavvıf olan Mevlana, ilahi aşkı işler. Divan’da Mevlana’nın Şems’e olan yakınlığının anlatıldığı bölümler de vardır, ayrıca Mevlana birçok şiirde mahlas olarak “Şems”’i kullandığı için bu eserinin adı “ Mevlana Divanı, Divan-ı Şems-i Tebriz, Şemsü’l Hakayık” şeklinde de söylenegelmiştir.

Divan’da çok sayıda rubai vardır ki bu rubailer daha sonra ayrıca yayımlanmıştır. Ayrıca babasının rubailerini Sultan Veled de ayırmıştır, günümüzde birçok çeviri ve eser de Sultan Veled’in eserinden yayınlanmaktadır.

Divan manzumelerini incelemeden  önce Mevlana’nın edebi kişiliğinden söz etmeliyiz..

Mevlana’nın Edebi Kişiliği

Mevlana’nın babasından başlayan bir dinî eğitimi olduğunu ve aslında çocukluğundan bu yana zaten mutasavvıf olarak yetiştirildiğini bilmemiz gerekir. O, sufi olmasının yanında şairlik yeteneklerini de sergilediği için edebiyatımızda önemli bir yerdedir. Yani çocukluğundan bu yana aldığı dini eğitimi,  estetik bir dille bize ifade edebilmiştir. Şems’in Mevlana’nın hayatına girmesi Mevlana içindeki aşkı ortaya çıkarmıştır ve bize bu edebiyat eserlerini bırakmasını sağlamıştır bir bakıma. Mevlana, Divan adlı eserini yazdıktan sonra uzun bir sessizlik dönemine kapılıp daha sonra Mesnevi adlı eserini yazması da bu işi para ya da ün için değil aşk için yaptığının en büyük simgesidir.

Mevlana, kendini şiirlerinde açık ve net olarak ifade edebilmiş bir sanat adamıdır. “Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım ...” beyitinde de ilan ettiği gibi kendisinin en büyük iki dayanağı Kuran ve Sünnet’tir. Ayrıca o, tüm insanlığı kucaklayıcı bir yapıya sahip olduğunu yine beyitlerinde ifade eder.

Mevlana ve Birlik Anlayışı..

  • Mevlana, müthiş bir vahdet fikrine sahiptir. Ona göre, iyi - kötü,  güzel - çirkin , iman - küffar insanın ayrımıdır, Allah asla bunları ayırmaz, Allah için hepsi birdir. Ona göre kötülüğü yaratan ile iyiliği yaratan yaratıcıdır. Bu bakımdan kötü olmadan iyi  olunmaz. Yani siyahın olması için beyaz beyazın olması için siyah gerekir; önemli olan bu ikilemden kurtulmaktadır. Bu da ancak “ölmeden mezara girmek” ile yani faninin kendi varlık elbisesini çıkarması ile olur. Mevlana  için bu gerçek bir tevhid’dir.  Bu konu, onun şiirlerinde sıkça işlenir: 
“Sen ‘ben’ diyorsun, O da ‘ben’ diyor. Ya sen öl ya da O ölsün ki bu ikilik kalmasın. O’nun ölmesi imkânsız olduğuna göre ölmek sana düşer”

  • Mevlana Türkçe - Farsça bazen de Arapça karışık şiir yazar. Bu bakımdan yukarıda bahsedilen düşünceleri tüm Doğu şairlerini etkilemiştir. Genelde Farsça yazdığı için  ve konuları tasavvufi konular olduğu için de Doğu - İslam kültüründe geniş bir yer bulmuştur kendine. Mevlana, kendisinin Türk olduğunu üzerine basa basa beyitlerinde söylemektedir. Onun Farsça şiirler yazmasının nedeni döneminin edebiyat dünyasının Farsça üzerine kurulmasından başka bir şey olmamalıdır.
  • Mevlana, ilah-i aşk üzerine durmuş, kişiyi ancak ilahi aşkın olgun insan mertebesine çıkaracağını düşünmüş bu uğurda aklı göz ardı etmiştir. Ona göre akla önem veren filozoflar noksandır, akla önem veren kelamcılar noksandır. Kuran’da “Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever” buyrulmuştur, dolayısıyla Allah’a giden yol akıldan değil aşktan geçer.
  • Mevlana’nın edebiyatımızda bu kadar önemli olmasının nedeni de budur aslında, yani aşkı temel almasıdır. O ilahi aşk ile her şeyin Allah’tan gelip Allah’a gideceğini söyler. Bu bakımdan da müthiş bir hoşgörüsü vardır. İnsanları iyi – kötü, Müslim  - gayrimüslim statülerinde değerlendirmez, Mevlana için insan Allah’ın aşk ile yarattığı varlıktır.
  • Mevlana’nın fikirleri Batı’da Darwin’in erken bir hali olarak yorumlanır. Mevlana, insanın unsurlardan oluştuğunu söyler çünkü. Bu fikir de Batı’yı fazlaca meşgul etmiş ve hala da meşgul etmektedir.

Mevlana Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Mevlana, şeyhlik ya da ulemalık nefsinde birisi değildir ki bunu da hayattayken herhangi bir tarikat kurmamasından ve Sultan Veled ile birlikte önce Zerkub daha sonra Çelebi hilafetine girmesinden anlayabiliriz.
  • Hemen hemen tüm eserlerinin Farsça, biraz da Arapça olmasının nedeni o dönemin etkin gücü olan Selçuklu Devleti’nin yapısından başka bir şekilde açıklanamaz. Selçuklular, edebiyat dili olarak Farsça kullanmışlardır bu bakımdan da ulema tabaka da Farsça kullanmıştır.
  • Mesnevi onun en önemli eseridir ama tek eseri değildir. Divan, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba, Mektubat ve oğlunun ayrıca toparladığı rubaileri vardır. 
  • Eserleri bugüne kadar gelmişse Hüsamettin Çelebi’nin katkısı olağanüstüdür. Mesnevi’yi Mevlana’nın irticalen söyleyip Çelebi’nin onu  yazdığı dahi söylenir ki zaten bu konuyu “Mevlana ve Mesnevi” adlı yazıda göreceğiz.
  • Mevlana, eserlerinde de Türk olduğun dile getirir. Mevlana’nın ırkı ile yapılan diğer her şey uydurmadır.
  • Mevlana, Moğollar ile yakınlık kurmamış, onları yücelten şiirler yazmamıştır. Mevlana, tasavvuf anlayışından dolayı herkese kapısını açan birisidir. Bu bakımdan o kapı Moğollara da açılmıştır ama Mevlana, onların yaptıkları zulmün akıl almaz olduğunu ve bu durumun uzun sürmeyeceğini de kendi beyitlerinde dile getirmiştir.
  • Mevlana’nın görüştüğü söylenen Moğol komutanın adı Baycu’dur. Nitekim Baycu, Konya şehrini kuşatmış ama şehre saldırmamış ve üstelik Müslüman olarak bundan sonraki hayatına devam etmiştir.
  • Mevlana, dönemin devleti Selçuklu devletinden birçok övgü almıştır. Selçuklu sultanları ile yakınlık kurduğu da doğrudur. Bu bakımdan da hitap ettiği kitle oldukça geniştir.
  • II. İzzeddin Keykâvus, Celâleddin Karatay, Konyalı Kadı İzzeddin, Emîr Bedreddin Gevhertaş, IV. Kılıcarslan, Muînüddin Pervâne, Mecdüddin Atabeg, Emînüddin Mîkâil, Tâceddin Mu‘tez, Sâhib Fahreddin, Alemüddin Kayser, Celâleddin Müstevfî, Atabeg Arslandoğmuş, Kırşehir hâkimi Cacaoğlu Nûreddin, doktoru Reîsületibbâ Ekmeleddin en-Nahcuvânî, Muînüddin Pervâne’nin eşi Gürcü Hatun, IV. Kılıcarslan’ın eşi Gömeç (Gumaç) Hatun Mevlana’nın sohbetinde bulunan ve ona bağlılığını  bildiren önemli kişilerdir. Daha sonra Mevlevilik tarikatı kurulunca Mevlevi olan Osmanlı padişahlarına da rastlayacağız.
  • Mevlana’nın sohbetinde her tabakadan insan vardır ama en çok halk tabakasından insanlar vardır. Mevlana, üst tabakaların çekişmesine, siyasi oyunlara asla karışmadı. Sadece sohbet ve zikir toplantılarında bulundu. 
  • Mevlana’nın sohbetlerinde bulunanalr arasında Kübreviyye’nin kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ’nın halifesi Necmeddîn-i Dâye, Haydariyye’nin kurucusu Kutbüddin Haydar’ın halifesi Hacı Mübârek Haydar, Sa‘dî-i Şîrâzî, Kutbüddîn-i Şîrâzî, Hümâmüddin Tebrîzî ve Hoca Reşîdüddin vardır. Ayrıca Sadreddin Konevî ilk başlarda kötü daha sonra da iyi ilişkiler kurduğu doğrudur.
  • Bütün bu çevreye rağmen Mevlana sadece ulema maaşı alırdı.
  • Mevlana eşcinsel değildir. Bu hem Mevlana hem Şems için berbat bir iftiradır. İkisi de Allah yolunda kendi benliklerini terk eden kişilerdir ki bırakın haramı, zinayı mekruh görülen şeyleri bile yapmamaya özen gösteren dervişlerdi. 
Mevlana ve Eserleri…

Mevlana’nın Divan ve Mesnevi adlı eserlerinin üstünden az önce geçtik. Şimdi ise manzumelerine bakıp konuyu kapatalım:

Fihi Ma Fih : İçeriği, Mevlana’nın sohbetlerinde bahsettiği tasavvufi ve ahlaki öğretileridir. Din, ahlak, sosyal hayat  ve felsefe üzerine olan düşüncelerinin toparlanması ile oluşturulmuştur. Lakin, bu eseri Mevlana’nın kendisi kaleme almamıştır. Diğer eseleri gibi bu da sohbetlerinde bulunan yakınlarınca kaleme alınmıştır.

Mecalis-i Seba : Seba bir rakam olarak “7” demektir. Mevlana’nın yedi meclis sohbetinin yazıya dökülmüş halidir.

Mektubat : Mensur bir eserdir.  145 adet mektubun bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. Bu mektuplar Mevlana’nın dostlarına, Selçuklu hükümdarlarına , dönemin devlet adamlarına Mevlana tarafından yazılmıştır. 

Sonsöz

Mevlana’nın işlediği konular yılların tasavvuf konulardır. Mevlana’yı etkili kılan, onun sarsıcı ve duygu dolu söylemleridir. Aşkı ön palana tutarak hiçbir ayrım gözetmeden insanları gözetmesi onu, bugünlere kadar taşımıştır. Duygu ve heyecan onun varlığında oldukça iyi bir yere sahiptir bu bakımdan o, aydın ve ulema kimliğinin yanında Allah aşkı ile yanan bir derviştir. Bu bakımdan da hala çok sevilmekte ve sayılmaktadır.

0 yorum:

Yorum Gönder