15 Kasım 2015 Pazar

Kalp Hakkında İlginç Bilgiler




Kalbiniz ömrünüz boyunca 1.5 milyon varil kan pompalar. Bu miktar ise 12 bin benzin tankerini doldurabilir. 

Kalp ritminiz dinlediğiniz müziğe göre değişir.


Kalbiniz gün içinde 100 binden fazla çarpar. 

Kadınlarda kalp krizi genellikle göğüs ağrısı yerine bulantı ve omuz ağrısı şeklinde belirti gösterir. 

Bilimsel araştırmalara göre haftada 3 kere orgazm olmak koroner kalp hastalığı riskini yarıya indirir. 

Kalbiniz gün içerisinde bir tırı 32 km götürebilecek kadar enerji üretir. 


Kalp vücuttan sökülse bile bir süre daha atmaya devam eder. Çünkü kalp kendi elektriksel iletimine sahiptir. 

Yapılan bilimsel araştırmalara göre bir kediye sahip olmak kalp krizi riskinizi azaltır. 

Vücudumuzda 75 trilyon civarı düzenli kan ulaştırılan hücrelerin dışında kalan tek hücre çeşidi, kornea hücreleridir. 

Multivitaminlerin aşırı tüketimi kalp krizine sebebiyet verebilir.

Can Dündar - Aç Gözlerini


En sevdiğin elbiseni giydim
Bu gece kokunu sürdüm
Solgun yüzünü okşadım
Sessizce saçlarından öptüm
Yazdığın mektupları okudum
Kana kana su içer gibi
Plaklarını çaldım ah!
En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum
gece yarısı
Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya
katran karası
Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana
aldım koynuma
Buseni hafızamdan koparıp
iliştirdim dudaklarıma
Üşüdüm karanlıkta
Tenine dokundum hissetsin diye
Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim
İçerken benimle konuştular
Yastığını okşadım, kokladım
Anılar uçuştular
Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine
bir meltem gibi
Teninin kokusu karıştı kokuma
Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta
Yanı başımdasın benden çok
uzaklarda
Ellerimi tut dokun bana
Aç gözlerini.
Attım kendimi caddelere
Yeşil ceketin sardı beni
Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz
Tuttum ellerini.

Can DÜNDAR 

14 Kasım 2015 Cumartesi

Tevfik Fikret Kimdir ?

1867 yılında İstanbul da doğan Tevfik Fikret, Servet0i Fünun devri şairlerindendir. Çankırılı Hüseyin Efendi ile Refia Hanımın oğlu olan Tevfik Fikret’in asıl adı Mehmet Fikret’tir.
Fikret, ilkokulu bitirdikten sonra Galatasaray lisesine gitmiş ve daha sonrasında da uzun bir eğitim hayatı olmamıştır. Çok küçük yaşlarda şiir yazmaya başlayan şairin şiirleri gazel, tevhid ve nazire gibi divan şiirleri biçimindedir. Liseden sonra bir dönem katiplik yapan Fikret, daha sonrada bir kolejde öğretmenlik yaptı. Açılan bir şiir yarışmasında Sultan Abdulhamid Hanı öven şiiri ile birincilik kazandı. 1895 yılından sonra beş yıl boyunca Servet-i Fünun’un baş yazarlığı yaptı. Bu dönem içinde de toplumsal meselelerden uzak ağır dilli eserler verdi. Beş yılın sonunda Servet-i Fünun’dan ayrılan Fikret kendisini kolejdeki derslerine adamıştır. Hayatının belli dönemlerinde belirsiz bir tezatlık içine giren Fikret, bir dönem övgüler yağdırdığı Sultan Abdulhamid Han a yeri geldiğinde yerden yere vurmuş, bir dönem yerdiği Bayrağımızı bir dönemde Ey şanlı vatan bayrağı olarak överek dönem dönem şair tezatlıklar yaşamıştır.

Eserlerinde bahsettiği ve çok sevdiği oğlu Haluk, şair için çok kıymetliydi. Kıymetli oğlunu vatana ve millete yararlı bir evlat olarak yetiştirmek istediğini eserlerinde de anlatmıştır. Çalıştığı kolejde oğlunu okutup, daha sonra yurtdışında eğitim alması için Hıristiyan bir ailenin yanına yerleştiren Fikret, oğlunun mühendis olarak ülkesine dönmesi beklemekteydi. Beklediği gibi mühendis olan oğlu Haluk, yanına yerleştiği ailenin etkisinde kalarak din değiştirerek Hıristiyanlığa geçmiştir. Daha sonra din üzerinde ilerleyerek başrahip yardımcı olmuştur. Şairin oğlu vefat ettiğinde bir kilisenin baş rahibi idi.

Hayatı boyunca bir çok işte çalışan ve her girdiği işten ayrılan Fikret’in, istikrarlı bir şekilde tek devam ettiği işi 1901 yılında ders vermeye başladığı kolej olmuştur. Sayısız eser bırakan Tevfik Fikret, geçirdiği bir ameliyatın ardından 15 ağustos 1915 yılında vefat etmiştir. Tevfik Fikret kayın pederine, kendi evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet etmiş olmasına rağmen oraya gömülmeyerek Eyüp aile mezarlığına gömülmüştür. Daha sonra vasiyetinde geçen Aşiyan’daki evinin müze haline getirilmesi üzerine, 24 Aralık 1961 yılında vasiyet ettiği bahçeye nakledilmiştir.

Mehmet Akif Ersoy Kimdir ?

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'nın güftekarı, şair ve yazar.

Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873'te İstanbul'da doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Devleti'ne bağlı Arnavutluk'un İpek kazasına bağlı Şuşise Köyü'nden İstanbul'a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi'nin kızı olarak Samsun'da doğmuştu. Mehmet Tahir Efendi, ona ebced hesabıyla doğduğu yıl olan 1290'a karşılık gelen Rağıf ismini vermişse de çevresi tarafından Akif olarak çağırıldı. Akif dışında bir de Nuriye adında bir kızları bulunuyordu.


Mehmet Akif, İstanbul'da Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi'nde doğdu. Çocukluğu Osmanlı Devleti'nin "hasta adam" olarak nitelendirildiği döneme denk geldi. 1878 yılında, Akif 4 yaşındayken Fatih'de Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi'ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı.


Babasının yazın Emin Paşa'nın çocuklarına ders vermesi sebebiyle Emin Paşa'nın çocukları ile arkadaşlık kurdu. Mehmet Akif, 1882 yılında ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesi'ne başladı. Ayrıca Fatih Camii'nde Esad Dede'nin İran Edebiyatı derslerine katılıyordu. Lise eğitiminde Mülkiye'nin İdadi bölümünde başladıktan sonra yüksek kısmına geçti. Kısa bir süre sonra evlerinin yanması ve babasının vefatı sebebiyle okula devam edemeyip sivil veterinerlik okulu olan Baytar Mektebi'ne geçti. Şiirle ilgisi bu dönemde başlayan Mehmet Akif, ilk şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı.

22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma'adin ve Ziraat Nezare'Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli "Kur'an'a Hitab", Servet-i Fünun Gazetesi'nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif'in düşünce ve yazın hayatını çok etkildi.


1 Eylül 1898'de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi'nde ve Resimli Gazete'de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca'dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi'ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907'de Çiftlik Makinist Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet'in ilan edildiği dönem İstanbul'da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği'ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında "Sırat'ı Müstakim" dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri "Küfe" ve "Seyfi Baba" yayınlandı.


Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913'te İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya'daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin'e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan'a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul'a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye'nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir'de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul'daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti'nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921'de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek "Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Marşı" olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu'na armağan etti.


Sakarya Zaferi'nden sonra İstanbul'a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet'in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır'a gitti. 1936 yılına kadar Mısır'da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz'a yakalanması üzerine 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği'nde bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy'un en önemli eseri olan "Safahat", 7 kitabtan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913'de Safahat'ın üçüncü bölümü olan "Halkın Sesleri"ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm "Fatih Kürsüsünde"yi yazdı. Ardından 1917 tarihli "Hatıralar" ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli "Asım"ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan "Gölgeler"i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine "İstiklal Marşı"nı koymayarak bu eserini Türk Milleti'ne armağan etmişti.


Başlangıcı 1911 olan "Safahat", 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy'un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. "Kur'an'dan Ayet ve Hadisler" ve "Mehmet Akif Ersoy'un Makaleleri" adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.


Mesnevi, Hafız Divanı, Güllistan, Fuzuli'nin Leyla ve Mecnu'nu, Victor Hugo, Lamartine ve Emile Zola gibi eserleri okumuş olan Mehmet Akif Ersoy'un eserleri anlatıya ve övgüye dayalıdır. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış dini yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Milli Edebiyat akımına karşı çıkmış, aruz kullanmıştır. Hatta edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır. 

 

İşinize Yarayacak 19 Yararlı Bilgi




1) Gözlügünüzün vidasi çok çabuk çikiyorsa vidayi takmadan önce, vidanin girecegi delige renksiz oje damlatin. Vidayi öyle takin.

2) Satin aldiginiz ayakkabilar ayaginizi sıkıyor ise onlari bir kaç dakika buhara tutun.
3) Makasinizi bilemek istiyorsaniz, zimpara kagidi kesin.

4) Halidaki sigara yaniklarindan, yanik yerler üzerinde zimparakagidi ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

5) Mobilyalarin yerlerini degistirdiginizde halilarin üzerinde izbirakir. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin. Izden eser kalmadigini göreceksiniz. 

6) Fermuarli giyeceklerinizi çamasir makinesine koymadan önce kapali olup olmadigini kontrol edin. Açiksa zedelenebilirler.

7) Üst üste koydugunuz bardaklar yapisip çikmiyorsa bir legenin içerisine koyun Üstteki bardagin içerisine buz koyup legenin içerisine yavas yavas sicak su koyun. Bardaklarin kolayca çiktigini göreceksiniz. 

8) Satin aldiginiz plastik ve cam esyalarin üzerine yapistirilan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayip yikayin. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme olusmayacaktir. 

9) Ütü yapmayi kolaylastirmak ve süreyi azaltmak için ütü masasinin kilifinin altina alüminyum folyo koyun. Sicagi geri yansitacagindan ütü yapmak daha kolay olacaktir.

10) Bez pabuçlarin temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçlari bir yastik kilifinin içerisine koyun. Kilifin agzini kapayin ve çamasir makinasinda yikayin. Yeni gibi olacaklardir.

11) Buz kaliplarinizi su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediginiz meyve parçaciklari yerlestirirseniz dekoratif buzlar elde etmis olursunuz.

12) Eger ayaklariniz çok isinip sisiyorsa onlari saatlerce sicak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayin. Bilekleriniz ve ayaklariniz sismeyecektir

13) Eger ayaklariniz çok hassas ise, sicak havalarda sikayetleriniz artiyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyagi ile ovalayin.

14) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yikamada bir gece soguk suyun içerisinde bekletin, sonra yikayin, çekmeyeceklerdir.

15) Dirsek ve topuklarinizin sertlesmesini istemiyorsaniz, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumusacik olacaklardir.

16) Yeni bir tava satin aldiginizda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatin. Bu islem ilerde kizartmalarinizin tavaya yapismasini önleyecektir.

17) Cevizle dost olun. Içindeki yag beyin hücreleri için çok yararlidir. Kan sekerini düsürdügü için seker hastalarina da uzmanlar tarafindan tavsiye edilir

18) Duvariniza çivi çakacaginiz zaman isaretlediginiz yerin üzerine çapraz bant yapistirin. Çiviyi öyle çakin. Böylece duvarin alçisini çatlatmamis olacaksiniz.

19) Kizartma yagini bir kaç kez kullanabilirsiniz.Kullanilir durumda olup olmadigini anlamak için kizgin yagin içerisine bir dilim ekmek atin. Ekmekte kara lekeler olusmuyorsa kullanabilirsiniz.

Arabalar Hakkında İlginç Bilgiler




Şu anda dünya üzerinde 1 milyardan fazla araç kullanımdadır.

Yeni arabaların içinde aldığınız koku 30 farklı uçucu organik maddeden kaynaklanmaktadır.
Dünyanın çeşitli yerlerinde her gün ortalama 165.000 araç üretilmektedir. 

Brezilya’da yeni satılan arabaların %92’si yakıt olarak şeker kamışından üretilen etanolü kullanır.
Hitler hapishanedeyken Mercedes’e yazdığı mektuplarla kiralık bir araba için yalvarmıştır. 


Son aylarda 1500 kişiyle yapılan bir ankete göre bir İstanbullu günde ortalama 1 saat 20 dakikasını trafikte geçiriyor. Bu ise haftada yaklaşık 11 saat, yılda ise 24 güne tekabül ediyor. 

Smart marka arabanın içine 19 kız aynı anda girebilir. 

Bir araba ortalama 30.000 parçadan oluşur.

Rolls Royce’un şimdiye kadar üretmiş olduğu tüm arabaların %75’i hala trafiktedir. 

Volkswagen şirketi aynı zamanda Bentley, Bugatti, Lamborghini, Audi, Ducati ve Porsche markalarına sahiptir.

Mehmet Akif Ersoy - ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi.

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde gösterdiği vahşetle "Bu bir Avrupalı!"

Dedirir yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ,
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl.

Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir; savrulur enkaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler,
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun-i beşer.

Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.

Âsım'ın nesli, diyordum ya; nesilmiş gerçek,
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.

Herc-ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb,
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

"Bu taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana,
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i..

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran,
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran.

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın.

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın heyhât;
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber. 

Mehmet Akif ERSOY

13 Kasım 2015 Cuma

Gözler Hakkında İlginç Bilgiler

Birbirini seven iki insan, birbirlerinin gözlerine bir süre baktıktan sonra kalpleri aynı ritimde atmaya başlar. 

Araştırmalar tetris oynamanın yetişkin insanlarda göz tembelliğine iyi geldiğini göstermiştir.
Devekuşlarının gözleri beyinlerinden büyüktür.

Japon balıkları gözlerini kırpmaz. Çünkü göz kapakları yoktur. 

Uyanık olduğunuz zamanın onda birini gözleriniz kapalı geçirirsiniz. 


Mavi gözlü tüm insanların genleri, 10 bin yıl önce Karadeniz kıyılarında yaşayan bir insana dayanır. 

İnsan gözleri birer kamera olsaydı, 576 megapiksellik bir çözünürlüğe sahip olurdu.
Mavi gözlü insanların alkole toleransı daha yüksektir. 

Bazı kadınlar, genetik bir mutasyon sayesinde milyonlarca daha fazla renk görebilir.
İnsan gözü 10 milyon farklı rengi ayırt edebilir.

Rusya Hakkında İlginç Bilgiler

Bizim Yunanistan’la yaşadığımıza adalar sorununa benzer bir sorun Rusya ile Japonya arasında da mevcuttur. Ancak onlarınki biraz daha büyük. Çünkü Rusya ile Japonya Kuril Adaları anlaşmazlığı nedeniyle 2. Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana bir barış antlaşması imzalamamıştır.

Rusya, son zamanlarda Güneş Sistemi’nden çıkarılan Pluton’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. 

1867 yılında Amerika Birleşik Devletleri Alaska’yı Rusya’dan sadece 7.2 milyon dolara satın almıştır.

İstatistiklere göre Rusya’da bir yılda kişi başına alkol tüketimi tam 18 litredir.
Artık Rusya’da bir çocuğa homoseksüellerin varlığından söz etmek bile yasadışıdır.
Rusya’da tilkiler, bilim adamlarının çalışmaları sayesinde 1959 yılından itibaren tıpkı köpekler gibi evcilleştirilebilmektedir. 

Rusya’daki kadın nüfusu, erkek nüfusundan 9 milyon daha fazladır.

Rusya ve A.B.D arasındaki en kısa mesafe Bering Boğazı’nde 4 km’den daha azdır.
Rusya’da her yıl alkol ile ilgili 500 bin civarı ölüm gerçekleşmektedir.

Rusya’nın tarihindeki en önemli liderlerden olan Stalin, Gürcü asıllıdır. Hatta Rusça konuşmayı bile 8 yaşındayken öğrenmiştir.

Utangaçlığı Yenmenin 8 Kolay Yolu

Utangaç bir insan mısınız? Utangaçlık, etrafınızda insanlar bulunduğu zaman gergin ve beceriksiz hissetmektir. Kim olursak olalım zaman zaman hepimiz utangaçlık hissederiz. Mesela iş yerindeki ilk gününüzde, bir partiye katıldığınızda ve etrafınızdaki herkes yabancıyken ya da ilgilendiğiniz birinin yanındayken, hatta kalabalık dinleyici kitlesinin karşısında konuşurken hepimiz bu hissi duyarız.
Utangaçlık hissiyle karşılaştığımızda, çoğumuz kendimizi korumak için belli davranışlar geliştiririz. Kimimiz yalnız başına durur. Bazılarımız içine kapanır. Bazıları ise bu durumdan tamamen kurtulmayı dener. Bu tutumları sürdürmek sizi güvende hissettirse de bunlar tam olarak olumlu davranışlar değildir. Mesela, sizi utandıran bir durumdan kaçabilirsiniz fakat bu davranışlarınız sadece kafanızda kurduğunuz bir güvenlikten öte bir şey değildir. Yabancılardan ve sosyal davetlerden kaçtığınız sürece günün sonunda yine aynı insan olarak kalırsınız. Yani ne kendinizi geliştirebilirsiniz ne de yeni sosyal bağlar kurabilirsiniz.
Bu tür davranışlardan kaçmak yerine, neden utangaçlığınızı yenmeye uğraşmayasınız ki? Ben ne zaman utangaç hissetsem bu duyguyla yüzleşir, onu yönlendirir ve yerini arzularımla değiştiririm. Bunu ne zaman yapsam çok daha verimli sonuçlar aldığımın farkına vardım.

1. Utangaçlığa sebep olan şeyin ne olduğunu bulun

Utangaçlığınızı tetikleyen durumlar neler? Aslında düşündüklerinizin tersine her zaman utangaç değilsinizdir. Mesela, en yakın arkadaşınızın yanındayken, çok daha dışa dönük ve kendiniz gibi davranmak konusunda rahatsınızdır. Utangaçlığınız yalnızca belli durumlarda baş gösterir.
İşe, utangaçlığınıza neyin sebep olduğunun farkına varmakla başlayın. Geçmişte utangaç hissetmenize neden olan 5 durumu belirleyin. Mesela, bir yabancıyla yalnız kaldığınızda, bazı belli konular hakkında konuşurken ya da büyük bir kalabalığın içinde olduğunuz sizi utandıran durumlar gibi. Sonra bu durumları analiz edin. Bu durumlarda sizi utandıran şeyler neyle alakalı? Bilmelisiniz ki, utangaçlığın temelinde güvensizlik duygusu yatar. Kendinizi güvende hissetmemenize sebep olan şeyin ne olduğunu bulursanız bu konuda bir şeyler yapabilirsiniz.
 

2. Kendinize güvenmediğiniz konularda kendinizi geliştirin

Güvensizlik hissettiğiniz alanları belirledikten sonraki etap bu konuda bazı adımlar atmaktır. Mesela, iş yerinde sunum yapma sırası size geldiğinde utangaç olabilirsiniz. Şayet sorun buysa sunum becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Bu konu üzerinde tekrar tekrar pratik yapın. 10.000 saatlik sıkı bir çalışma yapın – uzmanların söylediğine göre üstün becerilere sahip olmanın yolu ortalama 10.000 saatten geçiyor. Güvensiz hissettiğiniz alanlarda kendinizi geliştirmeye ne kadar çok vakit ayırırsanız, utangaçlığınız da doğal olarak o kadar kaybolacaktır.
Kendimden bir örnek vermem gerekirse; gençliğimde topluluk içinde konuşmaktan korkardım. Fakat üniversiteye başladığımda sınıfta yaptığım sunumlar sayesinde topluluğa konuşmak konusunda daha fazla tecrübe kazandım. Daha sonra, iş hayatına girdiğimde de haftalık olarak sunum yapmaya devam ettim. Düzenli olarak yaptıkça, sunum konusunda kendimi daha da geliştirdim ve bu konudaki korkularım kayboldu. Şimdi, kişisel gelişim işinde haftada en az bir gün eğitim semineri veriyorum ve sunum yapmak çoktan rutin işimin bir parçası oldu. Aslında tam bu alanda 10.000 saatlik bir çalışma yapmamış olmama rağmen, şurası kesin ki; bugüne kadar yaptığım sunumlar bana konuşma yapmak konusunda kabiliyet kazandırdı ve bu konudaki utangaçlığımı ortadan kaldırdı.

3. Güçlü yönlerinizi belirleyin
 
Birçoğumuz hangi konularda iyi olduğumuza odaklanmak yerine iyi olmadığımız konulara odaklanırız. Bu nedenlerden, kendimizde etrafımızdakileri etkileyecek beceriler olmadığını düşünerek kendimizi beceriksiz hissederiz. Artık kendimizi ucuza satmayı bırakıp güçlü olduğumuz yönlerimize odaklanmamızın zamanıdır.



Hangi konuda iyisiniz? Geçmişteki başarılarınız neler? Başarmış olmaktan gerçekten gurur duyduğunuz şeyler neler? Bunları belirlemek için biraz zaman harcayın. İyi olduğunuz konuları içeren uzun listeyi görünce şaşıracaksınız. Aslında, artık alıştığınız için farkında olmadığınız, kendinize dair çok fazla harika şey var. İyi olduğunuz yönlerin farkına varmak kendinize olan güveninizi arttırmanıza yardım eder. Unutmayın ki, aslında hepimiz kendi içimizde kazanan tarafızdır.


4. Durumu somutlaştırın


Birçok insan, diğerlerinin kendileri hakkında ne düşündüğünü umursamazlar. Ne zaman özgüvenlerini geliştirmek isteyen müşterilerle çalışsam, onların korkularının hep başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü ve düşüneceği konusunda korktuklarını görürüm. Mesela; insanlar onların hakkında “Y” diyecekler diye “X”i yapmaktan korkarlar. Ya da, “Y” kişisinin karşısındayken hakkımda ne düşünür acaba diye düşünerek ne diyeceğini bilemezler.
Fakat komik olan şey şu ki; bu yalnızca kişinin kafasında kurduğu bir şeydir. Aslında, çoğu insan kendisiyle sizin ne yaptığınıza dikkat edemeyecek kadar meşguldür. Hatta siz davranışlarınız konusunda endişeliyken, diğer insanların aklı da, sizin davranışlarınızı takip edemeyecek kadar kendi davranışlarıyla meşguldür. Bu yüzden, ortada aslında utangaç hissedecek bir şey yoktur. Utangaçlığınız, bu davranışları sadece sizin yaptığınızı düşünerek, kendinizi fazla incelemenizden kaynaklanır. Objektif bir bakış açısı yakaladığınızda utangaçlığınızın aslında asılsız bir şey olduğu ortaya çıkar. Gücünüzü azaltan bir duyguya odaklanmaktansa artık başarmak istediklerinize odaklanabilirsiniz.

5. Kendinize bir rol model seçin


Özgüveni yüksek, sempatik ve kendinden emin birisini (tanıdığınız veya ünlü birisi olabilir) seçebilir misiniz? Seçtiğiniz kişiyi rol model olarak kullanın. Utangaç olmayan gerçek hayattan bir insan belirlemek, utangaçlığınızı kırmanızı daha kolay hale getirecek ve size bir referans noktası sağlayacaktır. Utandığınızı hissettiğinizde kendinize “referans aldığım kişi benim yerimde olsa ne yapardı?” diye sorun. Sonra düşündüğünüzü yapın. Sonrasında, o insan gibi davranmak mizacınız haline gelir.

6. Soru sorun
 
Soru sormak benim keşfettiğim işe yarar bir numaradır. Bazen ne söyleyeceğinizi bilemediğiniz için kendinizi tuhaf hissedersiniz, böyle durumlarda karşınızdakine soru sorun. Mesela, “Bu konuda ne düşünüyorsun”, “Neden ki?” veya “Kendinden biraz daha bahsedebilir misin?” gibi basit sorular sorabilirsiniz. Bu şekilde, dikkat sizin üzerinizden karşı tarafa kayacaktır. Karşınızdaki kişi fikirlerini toparlayıp size cevap verirken, siz de kendinizi toparlamak için zaman kazanmış olursunuz. Karşınızdaki kişi konuşmasını bitirdiğinde, etkileşim kurmak için iyi bir pozisyonda olursunuz.

7. Diğer insanların etkileşimlerini gözlemleyin


Utangaçlığınızdan kurtulmanın bir yolu da etrafınızdaki insanların davranışlarını gözlemlemektir. İnsanların sizi nasıl algıladığı konusunda endişe duyduğunuz süreyi azaltın (hatırlayın ki bunların hepsi aslında kafanızda) ve etrafınızı izleyerek diğer insanların sosyal davranışlarını gözlemleyin. Ne söylüyorlar? Nasıl hareket ediyorlar? Onlardan ne öğrenebilirsin? Öğrendiğin bu şeyleri gelecekteki davranışlarına nasıl adapte edebilirsin?

8. İlk adımı atın


İçgüdülerinizle çatışsa bile ilk adım utangaçlığınızı yenme konusunda size yardımcı olacaktır. Öncelikle, bilinçli olarak hareket ettiğinizde, bu, utangaçlığınıza hükmedebilmek için size bir güç sağlayacaktır. İkinci olarak, ilk adımı uyguladıktan sonraki pozitif değişim size diğer adımlar için hız kazandıracaktır. Mesela, ben seminerlerimi sunarken farkına vardım ki; konuşmaları için herkese aynı fırsatı tanımama rağmen, kendisini önce tanıtan katılımcılar seminer boyunca sesi en gür çıkan ve en aktif katılımcılar haline gelirler.
İlk adımın çok karmaşık olmasına gerek yoktur sadece gidip bir merhaba demeniz yeterlidir. Bir kez küçük bir adım attığınızda, gerisi kendiliğinden gelir.

Mareşal Fevzi Çakmak Kimdir ?

  
    876 yılında İstanbul'da doğdu. 1895 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Harp Akademisi'ni 1898 yılında bitirerek Kurmay oldu. Bu tarihten itibaren ordunun çeşitli kademelerinde karargah ve birlik komutanlığı görevlerinde bulundu.

1914 yılında Tümgeneralliğe yükseldi. Çeşitli birliklerde Kolordu Komutanlığı, Anafartalar Grup Komutanlığı ve Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. 6 Ocak 1918 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 28 Temmuz 1918 tarihinde Korgeneralliğe yükseldi. 27 Mayıs 1919 tarihine kadar bu görevi yürüttü. 1 nci Ordu Müfettişliği'nden sonraki Harbiye Nazırlığı görevinden 21 Nisan 1920 tarihinde istifa ederek Anadolu'ya geçti. Milli Müdafaa Vekili ve Heyeti Vekile Reisliği görevine atandı. 3 Nisan 1921 tarihinde Orgeneral, 31 Ağustos 1922 tarihinde de Büyük Zafer'in kazanılmasındaki yüksek hizmetlerini takdiren Mareşalliğe terfi ettirildi.

12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği, 3 Mart 1924 tarihinden 12 Ocak 1944 tarihine kadar Genelkurmay Başkanlığı yaptı. 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Fransızca, İngilizce, Almanca bilir. Evli 2 çocukludur.
Arnavutluk Harekatı ve İsyanı'na, İtalya, Balkan, 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

      12 Nisan 1950 tarihinde vefat etti. Eyüp Sultan'da toprağa verildi.

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir ?

4145_11sennur

Edebiyat dünyasının usta isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Doğduğu şehirde öğrenim hayatına da başlayan Tanpınar’ın babası kadılık mesleğini yerine getirmekteydi. Babasının mesleğinden ötürü Ahmet Hamdi Tanpınar, Anadolu’’nun birçok yerinde bulunmuştur. Eğitimini de bu şekilde başka şehirlerde sürdüren Tanpınar’ın annesi ise bu yıllarda yaşama veda etmiştir. Bu sırada henüz 13 yaşında olan usta kalem, annesinin ölüm hadisesini eserlerine de yansıtmıştır. Daha sonra Tanpınar ve babası Antalya’ya yerleşir ve Ahmet Hamdi Tanpınar, lise eğitimini burada nihayete erdirir. Liseden sonra ise Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kaydolur. Tanpınar’ın edebiyat yaşamı için bu büyük bir adımdır. 1919 yılında kaydolduğu Edebiyat Fakültesi’nde hocaları arasında Yahya Kemal Beyatlı bulunmaktadır. Böylesine büyük bir şairden ders alarak Tanpınar, bu şekilde kendisini derin bir edebiyat deryasında bulmuştur. Üniversite eğitiminden ise usta kalem Tanpınar, Hüsrev ü Şirin mesnevisi üzerine hazırladığı bir tez ile bitirerek muzun olmuştur.
Ahmet Hamdi Tanpınar, şiirlerini ilk olarak Dergâh dergisinde yayımlamıştır. Üniversite mezuniyetinden sonra Tanpınar, edebiyat öğretmenliği yapmaya başlamıştır. Liselerde, enstitülerde edebiyat öğretmenliği yapan Ahmet Hamdi Tanpınar, Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi öğretmenliği yapmıştır. Bu görevi Ahmet Haşim’in ölümü üzerine devralan Tanpınar için böylesine önemli bir akademide hocalık yapmak büyük bir adım olmuştur. İlerleyen zamanlarda Ahmet Hamdi Tanpınar, söz konusu akademide estetik dersi de vermeye başlamıştır. Yine bu yıllarda usta yazar, mitoloji derslerini de ekleyerek kariyerinde önemli adımlarla ilerlemektedir. 1939 yılında ise Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atanmıştır. Edebiyat yaşamının yanı sıra Tanpınar, 1942 yılında milletvekili olarak meclise girmiştir. Bir süre bu görevi yerine getiren usta yazar bu görevinin ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nda müfettişlik görevini de üstenmiştir. Birçok ülkede görev yapan Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Ocak 1962 tarihinde kalp krizi nedeniyle yaşama veda etmiştir.
Edebi Yaşamı
Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşamı boyunca sürdürdüğü öğretme misyonunun yanı sıra roman, öykü, deneme gibi edebi türlerde eserleri kaleme almıştır. Ancak düz yazıda gösterdiği başarının yanı sıra onun şairliği de büyük bir öneme sahiptir. Hocası Yahya Kemal Beyatlı’’nın da etkisi ile Tanpınar, hem klasik Türk şiirini hem de Batı’da büyük yankı uyandıran birçok önemli şairi tanıma fırsatı bulmuş ve bunu şiirlerine yansıtmıştır. Şiir alanında çok fazla eseri bulunmayan Tanpınar, sayısal azlığa rağmen kaleme aldığı şiirleri ile dikkat çekmeyi başarmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar, özellikle edebi eserlerinde dili kullanma biçimi ve bu konudaki ustalığıyla da anılmaktadır. Fakülte eğitim sırasında hocası olan Yahya Kemal’in bu konudaki etkisini yadsımamak gerekir. Tanpınar, hocası Yahya Kemal’in de etkisi ile lisanı bir musiki eseri gibi ahenk eşliğinde titizlikle ve ustalıkla kullanmıştır. Özellikle de Tanpınar’ın şiirinde bu durum fazlasıyla göze çarpmaktadır. Musiki özelliğinin yanı sıra Ahmet Hamdi Tanpınar resim sanatına da ilgi duymuş ve bu ilgiyi şiirlerine de ustalıkla yansıtmıştır. Şiirlerinde adeta bir tablo gibi manzaralar çizen Tanpınar, çeşitli simgeci özellikleri de yönelmiştir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, nesirlerinde de bazı önemli hususlar dikkat çekmektedir. Bunların başında ise özellikle de Türk toplumunun o yıllarda içinde bulunduğu medeniyet karmaşası gelmektedir. Doğu Medeniyeti ile Batı Medeniyeti arasında büyük bir med-cezir hali ve bu durum sonucu toplumun yaşadığı durumlar, Tanpınar’ın nesirleri içinde vücut bulmuştur. Bunun yanı sıra Ahmet Hamdi Tanpınar’’ın eserlerinde tarih de büyük bir yer tutmaktadır. Nitekim romanlarının başlıca konuları arasında Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve savaş yılları dikkat çekmektedir.
Başlıca Eserleri

Öyküler:
*Abdullah Efendi’nin Rüyaları
•*Yaz Yağmuru
•*Hikâyeler
•*Mahur Beste

Romanları
•*Huzur
•*Saatleri Ayarlama Enstitüsü
•*Aydaki Kadın
*Deneme
•* Beş Şehir
•*Yaşadığım Gibi


Araştırma-İnceleme
Ahmet Hamdi Tanpınar’’ın araştırma ve inceleme kitapları yayımlandıkları tarihten itibaren günümüzü kadar hâlâ üniversitelerin ilgili bölümlerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır. Tanpınar, bu özelliğiyle de günümüz eğitim hayatına ve edebiyat dünyasına ışık tutmaktadır.
• 
Tevfik Fikret: Hayatı, Şahsiyeti, Şiirleri
• Namık Kemal Antolojisi
• Edebiyat Üzerine Makaleler
• 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi

Aziz Nesin - Boşuna Şiiri



BOŞUNA 

Sen yoksun
Boşuna yağıyor yağmur
Birlikte ıslanmayacağız ki...
Boşuna bu nehir
Çırpınıp pırpırlanması
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider
Boşa yorulur yollar
Birlikte yürüyemeyeceğiz ki...
Özlemler de ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız
Birlikte ağlayamayacağız ki...
Seviyorum seni boşuna
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı bölüşemeyeceğiz ki ... 

Aziz Nesin 

Mevlana'nın Edebi Kişiliği

Edebiyatımızda daha çok Mesnevi adlı eseri ve kendi adına kurulan Mevlevilik tarikatı ile tanınan ama aslen bir ulema olan Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin eserlerine kısa bir bakış attıktan sonra önce Prof. Dr. Mine Mengi’nin kaynaklarından daha sonra çeşitli ansiklopedilerden faydalanarak onun edebi kişiliği hakkında fikir edinmeye çalışacağız.

Mevlana olarak Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin hayatı da edebi kişiliği de Şems geldikten sonra ikiye ayrılır. Şems hayatına girdikten sonra Mevlana’nın öğretmen edasından kurtulup aşk dolu, heyecanlı ve duygulu şiirler yazdığını görüyoruz. Nitekim Mevlana’nın Şems’e yazdığı mektuplarda bu çok daha net görünmektedir.

Mevlana’nın edebiyatımızda bu  kadar çok sevilmesinin nedenlerinden birisi anlatımındaki kuru öğreticiliği aşarak  duygusal bir anlatımla tasavvufu öğretmesidir. Yani aslında, tasavvufun orijinalinde olan aşkı, edebiyat ile birleştirebilmiştir. Bu yönü ile sadece Türk şiirinde değil Doğu şiirinde de büyük ilgi görmüştür.

Mevlana, iki büyük eser meydana getirmiştir, birisi Divan-ı Kebir adlı eseri diğeri ise Mesnevi adlı mesnevi nazım şekli ile yazılan eseridir. Mesnevi’nin ortaya çıkmasında, neşredilmesinde Hüsamettin Çelebi’nin rolünü hatırlatarak Mevlana’nın bu eserlerini tanıtmaya başlayalım.

Mesnevi de Divan-ı Kebir de manzum eserlerdir. Aslen Divan-ı Kebir direk Divan adıyla da anılır. Mesnevi uzun uzun başka bir yazıda ele alınacağı için şimdi Divan’dan ve buradaki manzumelerden söz edeceğiz.

Divan: Şems’in etkisinin belli olduğu bir eserdir ama burada da elbette ki bir mutasavvıf olan Mevlana, ilahi aşkı işler. Divan’da Mevlana’nın Şems’e olan yakınlığının anlatıldığı bölümler de vardır, ayrıca Mevlana birçok şiirde mahlas olarak “Şems”’i kullandığı için bu eserinin adı “ Mevlana Divanı, Divan-ı Şems-i Tebriz, Şemsü’l Hakayık” şeklinde de söylenegelmiştir.

Divan’da çok sayıda rubai vardır ki bu rubailer daha sonra ayrıca yayımlanmıştır. Ayrıca babasının rubailerini Sultan Veled de ayırmıştır, günümüzde birçok çeviri ve eser de Sultan Veled’in eserinden yayınlanmaktadır.

Divan manzumelerini incelemeden  önce Mevlana’nın edebi kişiliğinden söz etmeliyiz..

Mevlana’nın Edebi Kişiliği

Mevlana’nın babasından başlayan bir dinî eğitimi olduğunu ve aslında çocukluğundan bu yana zaten mutasavvıf olarak yetiştirildiğini bilmemiz gerekir. O, sufi olmasının yanında şairlik yeteneklerini de sergilediği için edebiyatımızda önemli bir yerdedir. Yani çocukluğundan bu yana aldığı dini eğitimi,  estetik bir dille bize ifade edebilmiştir. Şems’in Mevlana’nın hayatına girmesi Mevlana içindeki aşkı ortaya çıkarmıştır ve bize bu edebiyat eserlerini bırakmasını sağlamıştır bir bakıma. Mevlana, Divan adlı eserini yazdıktan sonra uzun bir sessizlik dönemine kapılıp daha sonra Mesnevi adlı eserini yazması da bu işi para ya da ün için değil aşk için yaptığının en büyük simgesidir.

Mevlana, kendini şiirlerinde açık ve net olarak ifade edebilmiş bir sanat adamıdır. “Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım ...” beyitinde de ilan ettiği gibi kendisinin en büyük iki dayanağı Kuran ve Sünnet’tir. Ayrıca o, tüm insanlığı kucaklayıcı bir yapıya sahip olduğunu yine beyitlerinde ifade eder.

Mevlana ve Birlik Anlayışı..

  • Mevlana, müthiş bir vahdet fikrine sahiptir. Ona göre, iyi - kötü,  güzel - çirkin , iman - küffar insanın ayrımıdır, Allah asla bunları ayırmaz, Allah için hepsi birdir. Ona göre kötülüğü yaratan ile iyiliği yaratan yaratıcıdır. Bu bakımdan kötü olmadan iyi  olunmaz. Yani siyahın olması için beyaz beyazın olması için siyah gerekir; önemli olan bu ikilemden kurtulmaktadır. Bu da ancak “ölmeden mezara girmek” ile yani faninin kendi varlık elbisesini çıkarması ile olur. Mevlana  için bu gerçek bir tevhid’dir.  Bu konu, onun şiirlerinde sıkça işlenir: 
“Sen ‘ben’ diyorsun, O da ‘ben’ diyor. Ya sen öl ya da O ölsün ki bu ikilik kalmasın. O’nun ölmesi imkânsız olduğuna göre ölmek sana düşer”

  • Mevlana Türkçe - Farsça bazen de Arapça karışık şiir yazar. Bu bakımdan yukarıda bahsedilen düşünceleri tüm Doğu şairlerini etkilemiştir. Genelde Farsça yazdığı için  ve konuları tasavvufi konular olduğu için de Doğu - İslam kültüründe geniş bir yer bulmuştur kendine. Mevlana, kendisinin Türk olduğunu üzerine basa basa beyitlerinde söylemektedir. Onun Farsça şiirler yazmasının nedeni döneminin edebiyat dünyasının Farsça üzerine kurulmasından başka bir şey olmamalıdır.
  • Mevlana, ilah-i aşk üzerine durmuş, kişiyi ancak ilahi aşkın olgun insan mertebesine çıkaracağını düşünmüş bu uğurda aklı göz ardı etmiştir. Ona göre akla önem veren filozoflar noksandır, akla önem veren kelamcılar noksandır. Kuran’da “Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever” buyrulmuştur, dolayısıyla Allah’a giden yol akıldan değil aşktan geçer.
  • Mevlana’nın edebiyatımızda bu kadar önemli olmasının nedeni de budur aslında, yani aşkı temel almasıdır. O ilahi aşk ile her şeyin Allah’tan gelip Allah’a gideceğini söyler. Bu bakımdan da müthiş bir hoşgörüsü vardır. İnsanları iyi – kötü, Müslim  - gayrimüslim statülerinde değerlendirmez, Mevlana için insan Allah’ın aşk ile yarattığı varlıktır.
  • Mevlana’nın fikirleri Batı’da Darwin’in erken bir hali olarak yorumlanır. Mevlana, insanın unsurlardan oluştuğunu söyler çünkü. Bu fikir de Batı’yı fazlaca meşgul etmiş ve hala da meşgul etmektedir.

Mevlana Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Mevlana, şeyhlik ya da ulemalık nefsinde birisi değildir ki bunu da hayattayken herhangi bir tarikat kurmamasından ve Sultan Veled ile birlikte önce Zerkub daha sonra Çelebi hilafetine girmesinden anlayabiliriz.
  • Hemen hemen tüm eserlerinin Farsça, biraz da Arapça olmasının nedeni o dönemin etkin gücü olan Selçuklu Devleti’nin yapısından başka bir şekilde açıklanamaz. Selçuklular, edebiyat dili olarak Farsça kullanmışlardır bu bakımdan da ulema tabaka da Farsça kullanmıştır.
  • Mesnevi onun en önemli eseridir ama tek eseri değildir. Divan, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba, Mektubat ve oğlunun ayrıca toparladığı rubaileri vardır. 
  • Eserleri bugüne kadar gelmişse Hüsamettin Çelebi’nin katkısı olağanüstüdür. Mesnevi’yi Mevlana’nın irticalen söyleyip Çelebi’nin onu  yazdığı dahi söylenir ki zaten bu konuyu “Mevlana ve Mesnevi” adlı yazıda göreceğiz.
  • Mevlana, eserlerinde de Türk olduğun dile getirir. Mevlana’nın ırkı ile yapılan diğer her şey uydurmadır.
  • Mevlana, Moğollar ile yakınlık kurmamış, onları yücelten şiirler yazmamıştır. Mevlana, tasavvuf anlayışından dolayı herkese kapısını açan birisidir. Bu bakımdan o kapı Moğollara da açılmıştır ama Mevlana, onların yaptıkları zulmün akıl almaz olduğunu ve bu durumun uzun sürmeyeceğini de kendi beyitlerinde dile getirmiştir.
  • Mevlana’nın görüştüğü söylenen Moğol komutanın adı Baycu’dur. Nitekim Baycu, Konya şehrini kuşatmış ama şehre saldırmamış ve üstelik Müslüman olarak bundan sonraki hayatına devam etmiştir.
  • Mevlana, dönemin devleti Selçuklu devletinden birçok övgü almıştır. Selçuklu sultanları ile yakınlık kurduğu da doğrudur. Bu bakımdan da hitap ettiği kitle oldukça geniştir.
  • II. İzzeddin Keykâvus, Celâleddin Karatay, Konyalı Kadı İzzeddin, Emîr Bedreddin Gevhertaş, IV. Kılıcarslan, Muînüddin Pervâne, Mecdüddin Atabeg, Emînüddin Mîkâil, Tâceddin Mu‘tez, Sâhib Fahreddin, Alemüddin Kayser, Celâleddin Müstevfî, Atabeg Arslandoğmuş, Kırşehir hâkimi Cacaoğlu Nûreddin, doktoru Reîsületibbâ Ekmeleddin en-Nahcuvânî, Muînüddin Pervâne’nin eşi Gürcü Hatun, IV. Kılıcarslan’ın eşi Gömeç (Gumaç) Hatun Mevlana’nın sohbetinde bulunan ve ona bağlılığını  bildiren önemli kişilerdir. Daha sonra Mevlevilik tarikatı kurulunca Mevlevi olan Osmanlı padişahlarına da rastlayacağız.
  • Mevlana’nın sohbetinde her tabakadan insan vardır ama en çok halk tabakasından insanlar vardır. Mevlana, üst tabakaların çekişmesine, siyasi oyunlara asla karışmadı. Sadece sohbet ve zikir toplantılarında bulundu. 
  • Mevlana’nın sohbetlerinde bulunanalr arasında Kübreviyye’nin kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ’nın halifesi Necmeddîn-i Dâye, Haydariyye’nin kurucusu Kutbüddin Haydar’ın halifesi Hacı Mübârek Haydar, Sa‘dî-i Şîrâzî, Kutbüddîn-i Şîrâzî, Hümâmüddin Tebrîzî ve Hoca Reşîdüddin vardır. Ayrıca Sadreddin Konevî ilk başlarda kötü daha sonra da iyi ilişkiler kurduğu doğrudur.
  • Bütün bu çevreye rağmen Mevlana sadece ulema maaşı alırdı.
  • Mevlana eşcinsel değildir. Bu hem Mevlana hem Şems için berbat bir iftiradır. İkisi de Allah yolunda kendi benliklerini terk eden kişilerdir ki bırakın haramı, zinayı mekruh görülen şeyleri bile yapmamaya özen gösteren dervişlerdi. 
Mevlana ve Eserleri…

Mevlana’nın Divan ve Mesnevi adlı eserlerinin üstünden az önce geçtik. Şimdi ise manzumelerine bakıp konuyu kapatalım:

Fihi Ma Fih : İçeriği, Mevlana’nın sohbetlerinde bahsettiği tasavvufi ve ahlaki öğretileridir. Din, ahlak, sosyal hayat  ve felsefe üzerine olan düşüncelerinin toparlanması ile oluşturulmuştur. Lakin, bu eseri Mevlana’nın kendisi kaleme almamıştır. Diğer eseleri gibi bu da sohbetlerinde bulunan yakınlarınca kaleme alınmıştır.

Mecalis-i Seba : Seba bir rakam olarak “7” demektir. Mevlana’nın yedi meclis sohbetinin yazıya dökülmüş halidir.

Mektubat : Mensur bir eserdir.  145 adet mektubun bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. Bu mektuplar Mevlana’nın dostlarına, Selçuklu hükümdarlarına , dönemin devlet adamlarına Mevlana tarafından yazılmıştır. 

Sonsöz

Mevlana’nın işlediği konular yılların tasavvuf konulardır. Mevlana’yı etkili kılan, onun sarsıcı ve duygu dolu söylemleridir. Aşkı ön palana tutarak hiçbir ayrım gözetmeden insanları gözetmesi onu, bugünlere kadar taşımıştır. Duygu ve heyecan onun varlığında oldukça iyi bir yere sahiptir bu bakımdan o, aydın ve ulema kimliğinin yanında Allah aşkı ile yanan bir derviştir. Bu bakımdan da hala çok sevilmekte ve sayılmaktadır.

Elma Sirkesi Nerelerde Kullanılır ? Nelerde Kullanılır ?

  •  Elma sirkesi çamaşırları yumuşatıcı özelliğine de sahiptir. Bu uygulamada çamaşırlarınızda asla sirke kokusu kalmaz çamaşır yıkarken biraz elma sirkesi kullanımı son derece iyi olacaktır.

  • Elma sirkesi özellikle kilo vermede çok etkilidir. Sabahları bir su bardağı ılık suya bir yemek kaşığı kadar elma sirkesi ve bir çay kaşığı da bal ekleyip aç karnına içebilirsiniz.

  • Elma sirkesi uyku düzeninizi sağlayacaktır. Uyku probleminiz varsa uyku saati geldiğinde bir su bardağı ılık suya bir yemek kaşığı kadar elma sirkesini koyup bir çay kaşığı da balı ekleyerek karıştırıp içiniz.

  • Saçları kuvvetlendirme özelliği ile elma sirkesinin faydalarını kolayca görebilirsiniz. Elma sirkesi özellikle saç dökülmesini önler ve kepekleri giderir. Banyodan çıkmadan önce saçlarınıza elma sirkesi sürünüz ve bir süre bekletip sonrasında durulayınız.

  • Elma sirkesi diş etlerini güçlendirecektir. Günde bir kez elma sirkesiyle ağız gargarası yapmak diş eti kanamalarının önüne geçecek ve diş etlerini kuvvetlendirecektir.

  • Elma sirkesi sivilceleri iyileştirmektedir. Uyumadan önce bir parça kadar pamuğa elma sirkesi batırarak sivilcenin üzerine koyunuz yerinden kaymaması adına yara bandıyla bantlayınız. Gece boyu kaldıktan sonra faydasını görmüş olacaksınız.

  • Elma sirkesi göbek eritmede birebir fayda sağlayabilmektedir. Bir litre su içerisine bir çay bardağı elma sirkesi koyup gün boyunca içtiğinizde faydasını görebileceksiniz.

Osmanlı Tarihinde İlginç Yasaklar



1554 – Kahve ve kahvehane yasağı

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türkiye’ye Halep ve Şam’dan gelen kahve, kısa sürede sosyal yaşamın bir parçası olmuş, ilk kahvehane 1554 yılında açılmıştır. Kahvehaneler giderek çoğalmış, insanların uğrak noktası olmuş, kahve önce ulema tarafından hoş karşılanmamış ve yasaklanmış ancak sonra payitahtın tanınmış uleması ve şeyhleri kahve müdavimlerini hoş görerek yasağı kaldırmıştı.
Dördüncü Murad zamanında tütün ve içkinin yasaklanmasının ardından “kahvehanelerde devlet aleyhine konuşmalar yapıldığı” düşünülerek tüm kahvehaneler kapatılmış ve faaliyetleri durdurulmuştu. Yasağa rağmen kahvehane açanlar bazı kişiler idam edildi. İkinci Mahmud döneminde, yeniçerilerin toplanma ve buluşma yeri olmaması için kahvehane yasağı bir süre daha sürdürülmüş ancak birkaç sene sonra bu yasak kaldırılmış ve tarihe karışmıştır…


Kadınların Eyüp’te kaymakçı dükkanına girme yasağı

6. yüzyılda özellikle Eyüp semtinde yer alan kaymakçılar büyük bir şöhrete sahipti. “Türbe ziyareti bahanesiyle bu kaymakçı dükkânına gelen bazı kadınların önceden anlaştıkları ve tanıştıkları erkeklerle buluştukları” yönünde bazı iddia ve şikâyetler üzerine bu durum Eyüp Kadısı tarafından hükûmete şikâyet edilmişti. Kısa bir süre sonra 1573 tarihli bir yasak geldi.Eyüp Kadısı’na gönderilen ferman şöyleydi:
“Kaymakçı dükkânlarına bazı nisa taifesi kaymak yemek bahanesiyle girip oturup namahremler cem’olup hilafı şer’ işleri vardır diye Müslümanların haber verdiklerini bildirmişsin; bu babda ihmal caiz değildir; kadınlar kaymakçı dükkânlarına gitmeyecektir, gelen kadınların dükkâna alınmamasını dükkân sahiplerine şiddetle tenbih et, tenbihini dinlemeyen ve dükkanına kadın müşteri alan dükkân sahibini muhkem cezaya çarptır.
© Copyright 2013TÜM GALERİLER

1580 – Kadınların, kayıklara erkeklerle binme yasağı

1580’den İkinci Abdülhamid döneminin sonlarına kadar süren bir yasaktı. Yasağın konulmasına “bazı kadınların kayıklarda, önceden anlaştıkları erkeklerle buluşması” sebep olarak gösterilmişti. Bazı kayıkçılar bu yasaklara uymadığında “erimdir dedim aldım” diyerek kendilerini savunurlar,
Üst yetkililerden kayıkçı kahyasına ve bostancıbaşıya sık sık uyarılar ve emirler gelirdi. Kadınların, Haliç ve Boğaziçi iskelelerine dolmuşa işleyen kayıklara bile erkekle binmesi yasaktı. Bu yasaktan sadece ihtiyar kadınlar, dolmuş şeklinde işleyen kayıklara binmeleri kısıtlamasıyla kısmen nasibini almıyordu.
Kayıkçılar kahyasına gönderilen fermandan birkaç satır:
“Bundan evvel de tenbih edilmişti; taze avretlerin levend taifesile kayığa girip gezmelerine mani ol ve bu hususu bütün kayıkçılara tekrar tekrar tenbih et.”

Çingenelere ata binme ve kısrak besleme yasağı

Çingenelerin yollara ve bellere inip fesat ve şenaat işledikleri sebep gösterilerek 1595 yılında Divanı Hümayun’dan İstanbul Kadısı tarafından Çingene subaşısına gönderilen fermana göre Çingene halkının büyük şehirlerde ata binmesi, atla dolaşması ve kısrak beslemesi yasaklanmış, bu yasak Rumeli bölgesinde de uygulanmıştır.Yasağın metni şöyledir:
“Çingene tayfasının ata binmesi ve kısrak beslemesi yasak edilmiş olup lazımgeldikçe eşeğe ve arabaya bineceklerdir; muhalif hareket edenler siyaset olunurlar. Ona göre tenbih ve ilan eyleyesiniz. Sene 933.”
Hamama giden gayrimüslimlere nalın giyme yasağı
Hamamlara giden, Osmanlı tarihinde “gayrimüslim” ve “zımmi” olarak tanımlanan Müslüman olmayan (Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani vb. gibi) Osmanlı yurttaşlarının, Müslümanlardan ayırt edilmesi için çıkartılan bir yasağa göre gayrimüslimlerin nalın giymesi yasaklanmış ve nalınsız gezmesi uygun görülmüştür.
Ancak Müslümanların da tercihen nalın giymeme ihtimali karşısında bu yasak zayıflayınca, fermana yeni ve garip bir madde eklenmiş, gayrimüslimlere verilecek peştemallara, alameti farika olarak birer demir halka takılması uygun görülmüştür

Arnavutlara hamam tellakı olma yasağı

Osmanlı’da Lale Devri’nin sonunu getiren meşhur 1730 Patrona Halil İsyanı’nın lideri olan Horpeşteli Arnavut Halil, Bayezid hamamında çalışan bir tellak olduğu için, olası yeni bir isyanı önlemek adına, o tarihlere kadar İstanbul hamamlarının tamamında tellaklık görevi yapan Arnavutların, artık tellak olmaması yönünde bir yasak yürürlüğe girmiştir.Konaklardan yalılara, yalılardan konaklara taşınma yasağı
Üçüncü Selim döneminde ortaya çıkan bu yasak, Tanzimat dönemine kadar yürürlükte kalmıştır.
Yazın, kendi mülkü olan veya kira ile tuttukları yalılara canlarının istediği zaman taşınamazlar ve mevsim sonu, keza canlarının istediği zaman şehirdeki konaklarına dönemezlerdi. Hükûmet, herkesin, o yazı, Boğaziçi’nin hangi köyünde veya Haliç’in hangi tarafında oturacağını önceden öğrenir, o yılın havalarına göre, nihayet bir gün yalılara göç müsaadesi çıkardı.

Evlerde yemek çeşidi yasağı

1821’de Nişancı Halet Efendi’nin girişimiyle İkinci Mahmud tarafından uygulamaya konulan bu yasağın çıkış nedeni israf olarak gösterilmişti. Gerekçe olarak ise devlet erkanının eğlencelerini, ayrıca konaklarda ve yalılarda gerçekleştirilen olarak gösterilmişti. Gerekçe olarak ise devlet erkanının eğlencelerini, ayrıca konaklarda ve yalılarda gerçekleştirilen dondurmalarla ve meyvelerle donatılan ve Osmanlı aşçılarının hünerlerinin ortaya konulduğu sofraları göstermiştir.

Bu yasağın kısaltılmış yazılı sureti şu şekildedir:
“…İsraf günahtır, bundan böyle evlerde nihayet beş türlüden yedi türlüye kadar yemek pişirilebilir, yedi türlüden fazla yemek pişirtilmeyecektir.

İstanbul’a bekâr erkeklerin girme yasağı

17. ve 18. yüzyıllarda İstanbul’da kefilsiz oturmak yasaktı. Ancak “İstanbul’a, Rumeli’den ve Anadolu’dan gelen bekâr erkeklerin, kaldıkları han ve odalarda fuhuş yaptıkları, şehirde kan döküp kavga ettikleri, askeri darbelerde silaha sarılıp çeşitli ayaklanmalara katıldıkları, kargaşa sırasında çarşı ve pazarları yağmaladıkları” yönündeki yaygın kanaat nedeniyle 1826’da çıkan ferman ile bekâr erkeklerin şehre girmesi yasaklanmıştır.
Kiliselerde çan çalma yasağı

Osmanlı döneminde kiliselerdeki çanlar kaldırtılmış,çan çalınması yasaklanmıştı. Bu yasak, 1856’ya kadar devam etmiş, bu tarihten sonra, kiliselere çan kuleleri yaptırılmış ve kiliselerde çan çalınmaya başlanmıştır.
Ekstra: Bekçilere davul çalma ve kahvehanelerde oyun oynama yasağı

1821 yılının Ramazan ayında, geceleri bekçilerin davul çalması, mani ve türkü okuması, kahvehanelerde tavla, dama ve satranç vb. gibi oyunlar oynanması, meddahların hikâyeler anlatması yasaklandı.Bu yasağın sebebi aynı yıl İstanbul’da yaygınlaşan veba salgını için bir nevi önlem alma olarak gösterilmişti. Ancak Ramazan ayında 3 bine yakın İstanbullunun veba salgınından dolayı ölmesinin önüne geçilememişti…


Makale Nedir ?

Makale, belirli bir konuda, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak ve kanıtlamak için yazılan yazı türüne denir. Gazete dergi ve internette yayınlanır. Ayrıca herhangi gerçeği açıklığa kavuşturmak, bir konuda görüş ve tezler ortaya koymak ve bir hipotezi savunmak, desteklemek için yazılmış olan yazılara da makale denir.
 
Makale yazarken aşağıdaki kriterler önemlidir.

-Anlatımda sade ve belirli bir formata uygun olursa daha iyi olur.
-Somut özellikler ön plandadır.
-Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlamak icap eder.
-Makele yazarken belirli bir konu yoktur. Yazar her konuda yazabilir.
-Gazetee dergi ve internette yayımlanır.

Ayrıca bilimsel standartlarda makale yazmak çok önemlidir. Örneğin çok önemli bir hipotezi ispatlasanız dahi eğer bu bilimsel makale formatına uygun değilse hiç bir bilimsel yayında itibar görmez hatta yayınlanmaz. Bu sebeple akademik kariyer sahibi insanlar makalelerini belirli bir formata uygun kalarak yazmak zorundadır. Bu okuyanların işini kolaylaştırır. 

Akademik bilgi düzeyi ve yazılan hipotezin doğruluğu ile ilgili makale arasında bilimsel bilgi düzeyi açısından direk bir bağlantı olmasa da, bilimsel makale yazma alışkanlığınız ve formata uygunluğunuz karşı tarafın sizi değerlendirmesinde rol oynayabilir. Akademik süreçde bilimsel Dünya ya sunulan  bir bilgi demetinin başarısı anlaşılır bir düzeydeki dille ve formatına uygun bir biçimde karşı tarafın yargı gücüne sunulmuş olma özellikleri ilr doğru orantılıdır.

Mısır Piramiti Hakkında İlginç Bilgiler

Mısır Piramitleri
PİRAMİTLERİN GİZEMİ* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.
* Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)
* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.
* Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit’in içine bıirakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.
* Piramit’in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
* Bitkiler Piramit’in içinde daha hızlı büyürler.
* Piramit’in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.
* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit’in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.
* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.
* Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur.
* Büyük Piramitin açilari,Nil’in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.
* Gize’deki üç piramit aralarinda bir Pitagor üçgeni olacak sekilde düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani 3 e 5’dir.
* Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.
* Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin k****ine esittir.
* Büyük Piramit,dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.
* Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.
* Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.
* Büyük Piramit’le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi arasindaki uzakliga esittir.
* Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici üçgenleridir.
* Gizde’den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir noktasini olusturur.
* Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.
*Gize piramitleri tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilmekte. Bunlar; Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleridir ve isimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır.
*Gize piramitleri dünyanın en büyük piramitlerdir. Bunlarla birlikte ve Mısır’da yüzlerce irili ufaklı piramit mevcuttur. Gize piramitlerini diğerlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamış olmasıdır.
*Keops’un oğlu Kefren için yapılmış piramit 136 metre yüksekliğe sahip.
Kefren piramidinin dış yüzeyinde yer alan kaplamalar bugün sadece tepesinde görülebilmekte.
*Gize piramitlerinden İçi ziyaret edilebilen tek piramit olan Kefren piramidinin mezar odası.
*Piramitler ile ilgili çeşitli matematiksel bulgular arasında ilginç olanları şunlar: Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyor. (149.504.000km)
*Piramitlerin üzerinden geçen meridyen karaları ve denizleri tam iki eşit parçaya bölüyor. Keops Piramidinin Taban cevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyor.
*Piramitler hala yapımları esnasında ki gizi korumaktalar. İşçilerin olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını kabul edersek keops piramidinde yer alan yaklaşık 2.5 milyon metreküp taş, 250.000 gün, yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor. Oysa piramitler 20 ila 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.
*62 metre yüksekliği ile Gize Piramitleri içerisinde en küçüğü olan Mikerinos Piramidi Kefrenin oğlu için yaptırılmış.
*70 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde olan Sfenks 14.yy da Memluk’lar tarafindan top bataryalarına talim hedefi olarak kullanılmış ve ciddi biçimde zarar görmüş.
*M.Ö. 2520 yılında Keops’un oglu Kefren’in mezar kompleksi için yontulmuş. *Sfenks Mısır dilinde ‘SEZP-ANHE’ Yaşayan görüntü) anlamında. Tarih boyunca Sfenks Nil nehrine bakiyor ve nehir yoluyla gelenleri karşılıyordu.