20 Mayıs 2017 Cumartesi

19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım

19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım
18 Mayıs günü, Yenimahalle Belediyesinin bir şehit askerimizin anısına yaptırdığı gençlik merkezinin açılışına katılmıştım.
Belediyeden, katılmam için cep telefonuma çağrı gelmişti, fakat açılış adresini tam olarak yazmadıkları için, ilgili olduğu söylenilen Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ne telefon ederek tam adresi sordum. “Tam bilmiyoruz ama Cemre Parkı’na yakın bir yerdeymiş” diyen bir bayan yanıt verdi.
Otobüsten Lalegül’de inip Cemre Parkı’nın kıyısından sokaklardan sora sora tören alanını buldum, ama yorulmuştum. Sırtımda daima taşıdığım, içinde fotoğraf makinem, şemsiye, her günkü gazete ve bir de boşluk bulursam okuyayım, diye taşıdığım bir kitap.
Tören alanını buldum, kalabalık toplanmaya başlamıştı. Ama oturacak bir sandalye bile yoktu. Bitişik parkta üstü yıpranmış seki gibi duran duvara beş altı kişi oturmuştu, ben de selam verip yanlarına oturdum.
Neyse tören başladı,  konuşmaydı, resim çekme derken bir saat kadar da ayakta durdum, çok yorulmuştum.
HASTALANDIM.
Tören bitti, bir km kadar uzaktaki metroya yürüdüm, bedenimde yorgunlukla birlikte bir kırgınlık da başladı. Metroyla AKM deki Urfa Günleri’ni izlemek istedimse de,  baktım bedenim, bacaklarım beni taşımada zorlanıyordu, vaz geçip oturduğum Batıkent’e yönelmek istedim. Metroya geldim çok yorulmuştum.
Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi, metroda tren beklerken müthiş bir hava cereyanı oluyor, gelen trenin cereyanı, giden trenin cereyanı insanı hasta ediyor. Gelip giden trenlerin cereyanı da eklenince, beni sıtma tutar gibi bir titreme aldı. Bu halle eve geldim, köpeğim Badi’yi gezdirmeğe çıkardım (her gün saban akşam onu gezdiririm); sonra da çektiğim filimleri,  Yenimahalle Belediyesince bir şehit Asker anısına yaptırılan gençlik merkezi haberini yazmaya çalıştım, ama yorgunluktan, bedenimin kırgınlığından gözlerim küçülüyor, uyumak istiyordum. Yazıyı yarım bırakarak, pijamayı bile giymeden kendimi yatağa attım. Her yanımın titreyen halimden, sık sık hapşırmamdan,  gözlerimden ve burnumdan sular yürüyünce üşüttüğümü anladım.

MUAYENE OLMAM BENİ NERELERE GÖTÜRDÜ
Sabahleyin yani 19 Mayıs günü, Badi’yi güç bela gezdirdikten sonra, yine o çantayı sırtlayıp komşu Uğur Mumcu Mahallesindeki sağlık ocağına muayene olmak için gittim. Oraya varmak için 400-500 metre düz, 300-400 metre çok dik bir sokaktan sağlık ocağına gidilir. Dik yokuşun sonuna doğru çıkarken, bacaklarım ve ayaklarımın beni taşımamak için direndiğini, yani “çekişten düştüğümü hissettim”. Durdum, yarım dakika soluklanayım, dedim. “Sünnetçi çantasına” benzer çantam sırtımda.
Burada bir parantez açayım. Çok yıllar önce, elimde böyle bir çanta bir yere gidiyordum, yolda oyun oynayan üç dört çocuğa rastlamıştım, çocuklardan biri, gerek samimi gerek dalga geçmek için, “amca sünnetçi misin”  demesin mi…Aman Tanrım çok şaşırmıştım, çocuğun bu sözüne. Yok, arkadaşım, sünnetçi mi lazım, diye şaka yapmıştım.
Neyse arkamdan bir delikanlı geliyordu, onun duyacağı şekilde çekişten düştüm yahu, dedim. O da gülerek, “amca vites düşür çekmez bu bayırda” diye esprisini patlattı ve gitti.
Neyse yaklaştım sağlık ocağının önüne doğru, karşıdaki kahvehanenin önünde bir adam oturuyordu, ona sordum, bu gün sağlık ocağı kapalı mı yoksa dedim. Adam, umarsız bir tavırla, “bilmiyon mu bu gün resmi tatil, 19 Mayıs Bayramı, sağlık ocağı kapalı hemşerim”  dedi.
Kendi kendime, vay anasını, resmi tatil-bayram diye sağlık ocaklarını, resmi daireleri kapatıyorlar, bayramı da yaptırmıyorlar, diye mırıldanarak geri döndüm. O günkü gazeteler, TV-radyo haberleri İstanbul’da, İzmir’de 19 Mayıs Bayramı kutlamalarının yasaklandığını yayıyorlardı. Ulusal bayramları yasaklıyorlar, sonra dini günleri kutluyorlar, diye düşüne düşüne durağa aşağı yürüdüm.
AKP İktidarı mensupları önceleri ulusal bayramlara birer bahane ile katılmıyorlardı, şimdilerde de bu bayramları yavaş yavaş yasaklamaya başladılar. Bu yetmiyormuş gibi, sanki başka gün, hafta, ay yokmuş gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, 19 Mayıs 1919 Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramında AKM yanında hayvancılık fuarı düzenliyor, böylesine isabetsizlik, yakışıksızlık olmasa gerek.
Bu da bir şey mi? Bakınız, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in internetten rastladığım bir mesajında neler deniliyor, aynen alıyorum:
19 Mayıs’ta Hastaydım, Nasıl Muayene Oldum Ve de Anımsadıklarım
“ 19 MAYISFA DİNİMİZ VE ÜLKEMİZ İÇİN FAYDALI BİR OLAY YAŞANMAMIŞTIR! PUTPERESTLERİN BAYRAMIDIR!” Yazının hemen altında da bir vatandaş şu sözleri ile tepkisini dile getiriyor: “Bizim Gibi Putperestlerin Vergileri ile Maaş Alan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez O Zaman  Derhal  İSTİFA ET, HARAMDIR!...”  Rengiyle falan yazı aynen böyleydi. Şaşırmamak mümkün mü? Artık yorum size aittir.
Unutmuştum, resmi tatili, bu gün Cuma, sağlık ocağında muayene olurum demiştim kendi kendime. Eyvah dedim, geri döndüm, 300-400 m lik yokuş  aşağı doğru yolu rahat kat edip durağa geldim.  Otobüsün güzergâhındaki Gazi Ün. Hastanesinin acil servisine gittim, muayene olurum diye. Öyle ya bu gün Cuma tatil, cumartesi tatil, pazar tatil, onun için bir hastanede muayene olayım diye düşündüm.
Acile vardım, sedyeler geliyor, sedyeler gidiyor, bir hareketlilik var. İçeride yetkili bayana vardım, muayene olacağım, dedim, kimlik kartımı uzattım. Gözlüklü, sincap dişleri gibi dişleri olan bayan memur:
“-Amca çok beklersin, tabanca, tüfekle yararlananlar var, trafik kazaları var yoğunluk var, çok beklersin, sen en iyisi, yakındaki eski DDY Hastanesine git, orası devlet hastanesi orada muayene olursun, dedi.
Ben, yorgunu yokuşa sürme, burada muayene olayım, dedim. Beklerim, ama yarım saat sonra giderim, dedim. Bunun üzerine bayan memur, “öyleyse kayıt yapamam boşu boşuna sen zaman kaybetme o hastaneye git”, dedi. İçimden, dişlerin de sincap dişine benziyor, desem miydi, diye söylendim, ayrıldım.

SAKALLI DOKTOR
Neyse vaz geçip bayan memurun dediği hastaneye gittim. Kalabalık da yokmuş, hemen muayeneye girdim.
İçeri girdim, aman Tanrım, 30-35 yaşlarında gencecik bir doktor, cami hocası gibi sarıya çalan bayağı uzunca sakalı olan bir doktor… Bu sakal da ne oluyor diye, kendi kendime içimden yorumlayıp durdum.
Bu doktorun sakalını görünce, aklıma oğlumun sakalı geldi, oğlum da yeni doktor olduğu sırada sadece çenesi çevresinde bir sakal uzatmıştı. Rahmetli dedesi, oğlumun-torunun sakalından tutmuş, “yav evladım senin sakala Müslüman sakalı mı desem, Frenk sakalı mı desem”  diyerek sevecen bir tavırla espri yaptığını hatırlıyorum.
Aklımdan, laf aramızda, Suriye bataklığında yaratılan sakallı DEAŞ-IŞİT militanları geldi. Sakala öylesine takıntılı imişler ki, sakalı kesiyorlar diye, yöredeki berber dükkânlarını yasaklamışlar.  Bu doktora, “aman doktor bey sakalı fazla uzatma IŞİT çi derler sonra, diye bir espri yapsam nasıl olur, diye de düşündüm, sonra vazgeçtim.
Bu sakallı doktoru görünce, sağlık ocağımızdaki bayan doktor aklıma geldi. Bu bayan doktor, eskiden başı açıkmış, her nedense bir yıl önce tesettüre başlamış, başını başörtüsü ile örtmüştü. Her muayeneye vardığımda hiç yüzünün güldüğünü görmedim, bir gün de gördüm elinde tespih çekiyordu. Daha önce bir gün, dışarıda bir boşboğazın, “bu doktor tarikata girmiş” diyen dedikodusunu duymuştum.
Demek ki ülkede Tayyip’in “dinci” rüzgârları esmeye başlamış, diye kendi kendime söylendim durdum.
Kendimi yorgun ve rahatsız hissettiğim için Anıtkabir yürüyüşüne katılamadım. Yine resmi tatil olduğundan eczanelerin çoğu kapalıydı, güç bela nöbetçi eczaneyi Kolej yakınlarında bulup ilaçlarımı alarak eve yorgun argın döndüm.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

 Cevat Kulaksız



Hâkim bey rica ediyorum, bağımsız bir yargı mensubuysanız…

Hâkim bey rica ediyorum, bağımsız bir yargı mensubuysanız…
WhatsApp'ıma gelen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
                                                                          ***
Fetö darbesinde görev aldığı iddiası ile tutuklu bulunan, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle ceza istenen bir komutanın savunması…
 15 Temmuz günü ölen 249 insanımızın otopsileri neden yapılmadı?
Neden balistik raporlarını dava dosyasına girmesini istememize rağmen almıyorsunuz?
 Kullandığım, zimmetimde olan ve askerlerimin kullandığı silahların seri numaraları ve mermi balistikleri alınabilir, neden alınmıyor?
 600 bin subay,  er ve erbaş var. Sadece 1000 kişi darbe yapmaktan tutuklu.
Bunların 670 tanesi 16 yaşında askeri okul öğrencisi. Silahlarında mermi yok.
 Emrimiz altında bulunan 460 uçaktan sadece 5 tanesi darbe girişimine katılmış, bu uçakların silah ve mühimmatları seri numaraları ile bellidir. Kullanılıp kullanılmadığı ortaya çıkarılabilir…
 Rus uçağını 20 saniyede düşürecek teknolojiye sahip bir ülke ve ordusu 9 saat boyunca başkentinde uçan bir uçağı neden düşürmemiştir?
 Ayrıca hâlihazırda 13 bin tank bulunmakta ama ne hikmetse bizim 15 tank ile Türkiye Cumhuriyetine darbe yapmak gibi bir niyetimiz olduğu söyleniyor.
Yıllardır askeri eğitim almaktayız. Bu bize aptal demekle aynı şeydir.
Milli İstihbarat Teşkilatından değil de enişteden alınan istihbarat olabilir mi?
 Hâkim bey rica ediyorum, bağımsız bir yargı mensubuysanız…
 Sözde darbe girişiminden 1 saat sonra tüm askeri birimlerinin kapılarına belediye araçları dolu olarak nasıl gelmiştir?
Binlerce kamyon nasıl doldurulmuştur?
Evet, tutuklu komutanın savunması böyleymiş. Doğru olup olmadığını bilemem ama bizlerde düşünen insanlar olarak hükümetten bir açıklama beklemiştik.
Halen beklemekteyiz…
                                                             ***
Yaşasın OHAL…
Erdoğan eline geçirdiği fırsatı dibine kadar değerlendiriyor.
                                                           ***
Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı Donald Trump dün ilk defa bir araya geldiler.
Kısa bir baş başa görüşmesinden sonra birlikte yaptıkları basın toplantısında çevirmen Erdoğan’ın bazı ifadelerini İngilizceye yanlış çevirmiş.
Bu kasıtlımıdır yoksa Erdoğan çevirmene verilen konuşma metnini son anda değiştirdi mi?
Beyaz Sarayın çevirmeni orada da neden Erdoğan’ın Türk çevirmeni orada değildi?
Oradaysa neden Erdoğan’ın sözlerini İngilizce olarak Trump ve orada bulunanlara doğru anlatmadı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 senede İngilizce öğrenemedi mi?
Ayrıca Erdoğan’ın koruma polislerini Amerikan polisinin coplaması bir rezalettir.
Bence bu toplantının tarihi bir toplantı olması, yandaş basının şişirerek yazması ayıptır.
Halkı kandırmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Erdoğan katıldığı TÜSİAT toplantısında TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik'in "10 aydır devam eden OHAL'in bir daha uzatılmamasını umuyoruz" sözlerine karşın "Her şey huzura, refaha kavuşmadan OHAL'i kaldırmayacağız" diye yanıt vermiş.
Sanırım Erdoğan yetkiyi tamamen eline geçirene kadar bu OHAL kalkmayacak. (Türk usulü başkanlık)
                                                                ***
Son yıllarda Milli bayramlarımız değişik gerekçelerle iptal ediliyor veya yasaklanıyor.
Çünkü adı üstünde “milli” …
AKP milli değerlerimizi unutturmak, milli duygularımızı yok etmek istiyor.
İptal veya yasak için gösterilen gerekçeler hep bahane.
Aslında Atatürk’ten ve onun kurmuş olduğu cumhuriyetten rahatsızlar…
FETÖ darbe girişiminde demokrasi nöbeti diyerek milleti bir ay meydanlara döken irade patlama riski can güvenliği filan düşünülmemişti.
Nedense milli bayramlar olunca kötü şeyler geliyor akıllarına.
Oysa milli bayramlarımız ulusça kutladığımız birlik ve beraberliğimizi pekiştiren mutlu günlerdir.
19 Mayıs Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşımızı başlatmak üzere Samsuna çıktığı önemli bir gündür.
Bu önemli günü Atatürk, Türk gençliğine armağan etmiştir.
AKP’nin getirdiği tüm yasaklar Atatürk sevgisini çığ gibi büyütürken onun kurmuş olduğu Cumhuriyeti birlik beraberlik içinde ebediyen yaşatmaya antlar içiliyor.
Mustafa Kemal’in askerleriyiz sesleri yerden gök kubbeye uzanıyor.
İşte dün tüm ülkede Atatürk’ü Anma, Gençlik ve spor Bayramımızı böyle bir coşkuyla kutladık…
Tünay Süer
20 Mayıs 2017

Tünay Süer

19 Mayıs 2017 Cuma

Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız

Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız
Yenimahalle Belediye’si, 6 Mart 2016 da İdil’de şehit olan Jandarma Astsubay Mehmet Uygun anısına Demetevler semtine gençlik merkezi yaptırdı.
18 Mayıs 2017 günü yapılan gençlik merkezinin açılışına Belediye Başkanı Fethi Yaşar, CHP Başkan Yardımcılarından Tekin Bingöl’le bazı milletvekilleri, partililer, mahalle muhtarları ve kalabalık bir mahalle halkı katıldı.
Açılış töreninden önce, Ankara’da en çok göçmenlerin oturduğu Irak’tan ve Suriye’den gelenlerin çocukları (özellikle Musul’dan gelen) yan yana dizilmişler, merakla bakıyorlar ve merakla soruyorlardı, “ağabey burada ne olacak” ; ben de, sizin oralarda şehit olan bir askerimizin adına yapılan bu binanın açılışını yapacağız, dedim, şaşırdılar.
Açılış töreninde Belediye Halk Dansları ekibinin Ege yöresine ait oyunları beğeni ile alkışlandı. Demetevler Mahallesi Muhtarı Önder Özçelik Belediye başkanına teşekkür konuşmasından sonra 
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız

Şehit Astsubayın babası Hayri Uygun şunları söyledi:
 “-Her zaman yanımızda olan belediye başkanımız ve muhtarımıza teşekkür ederim. Oğlum vatanımızı bölmeye çalışan alçaklarla gözünü kıpmadan savaşıp şehit düşmüştür. Bedeni aramızda olmasa da ismi burada daima yaşayacaktır. Bu binanın yapılmasında katkısı olanlara teşekkür ederim”.
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız

Gençlik Merkezinin açılış töreninde Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Yenimahalle’ye yaptıkları, yapacakları ve açılışını yapacak tesisleri uzun uzun sıraladıktan sonra özetle şöyle dedi:
“-Bu gün Demetevler’in 50 yıllık geçmişinde önemli bir kuruluşunu açıyoruz. Demetevler’i biliyorsunuz, daha çok şeyler yapmak isteriz, ama belediyemiz adına bir karış arsa yok. Park, otopark yapacağız yer yok, diğer mahallelerde yaptığımız kültür merkezlerini yapacağız yer yok, ama bu yeleri de kendimiz alarak, sizler için alarak bu gençlik merkezini, karşı binayı kreş olarak yapmak çocuklarınıza armağan etmek bize nasip oldu.
Şehitlerimiz ülkemizin bölünmez bütünlüğü için, huzur içinde yaşamamız için genç yaşta bedenlerini toprağa verdiler. Ankara’da en çok şehidin geldiği ilçe olarak, Yenimahalle Belediye Başkanı olarak hep beraber şehitlerimizin acısına hep sahip çıktım, sahip çıkmaya da devam edeceğiz. Şehidimizin adına Anısına yaptığımı bu binada yöre insanına hizmet verilecektir. Binamız bodrum, zemin kat, iki ve çatı katı olmak üzere beş kattan oluşmaktadır. Bodrum kat da spor alanı olarak düzenlenmiş, hanımlar için ayrı, erkekler için ayrı aletli duşları vardır. Zemin katta oyun salonu ve açık teras yer almaktadır. Bir ve ikinci katlarda YENİMEK kurslarına sınıflar vardır, çeşitli branşlarda mahalle halkına eğitim verilecektir. Çatı katında okuma salonu kütüphane bulunmaktadır. BU hizmetleri biz vereceğiz.
Yarın TC nin kurucusu, kurtarıcısı G.M. Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 98. Yıldönümü. Büyük Atatürk ülkeyi gençliğe emanet etmişti. Her şeyini bütün varlığını Türk milletine emanet etmişti. Bu eserleri gençlerin geleceği için yapıyoruz. Semtimize Ankara’nın ikinci büyük kapalı spor sahasını bu yıl açacağız. Yenimahalle’de gecekondu kalmayacaktır, bütün hızımızla Yenimahalle’ye hizmete devam edeceğiz.
Bu ülkenin nasıl kurulduğunu, nasıl kurtulduğunu hepimiz biliyoruz. Geçenler TV kanallarının birinde, bu ülkenin kurucusu ve kurtarıcısı G. M. Kemal Atatürk’e ve onun yüce annesi Zübeyde Hanım’a ahlaksızca bir saldırı oldu. Bunu kanında Türk kanı olan hiç kimsenin kabul etmesi mümkün değildir. Bunun dinimizde de yeri yoktur. Türk milleti olarak böyle haksızlıklara karşı çıkacağız, böyle ahlaksızlara bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz. Ülkeye hizmet eden devlet adamlarımız rahmetle anıyorum. Yenimahalle Cumhuriyetin ilçesidir”.
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız

CHP Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl konuşmasında şunları söyledi (özetle):
“- Sekiz yıllık süre içerisinde Yenimahalle’nin her sokağında, her caddesinde en ücra köşesinde dahi Yenimahalle Belediyesinin mutlaka bir eseri vardır. CHP nin Sosyal Demokrat Belediyenin belediyecilik anlayışı bu tür yatırımlara, bu tür eserlere öncülük ediyor. Sosyal demokrat belediyeciliğin temelinde insan yatar, insan odaklı belediyecilik anlayışı vardır. Sosyal demokrat belediyeciliğin temelinde sosyal belediyecilik vardır. Sosyal demokrat belediyeciliğin temelinde şeffaf, üretken ve mutlaka hesap veren belediyecilik anlayışı vardır. Onun için bizim belediyelerimiz bu anlayışla hizmet veriyorlar, yatırımların ardı arkası kesilmiyor. Yenimahalle Belediyesi Başkan Fethi Yaşar ve değerli personeli ile Ankara’ya değer katmaya devam edecektir.
Yarın 19 Mayıs, 19 Mayıs TC tarihinde çok önemli yeri olan bir dönüm noktasının tarihidir. 19Mayıs’ta bir ülkenin yeniden küllerinden doğuşunun temelinin atıldığı gündür.19 Mayıs M. Kemal Atatürk’ün bir elin parmakları kadar olan arkadaşlarıyla birlikte bir ulusal kurtuluş mücadelesinin işaret fişeğinin atıldığı gündür. 19 Mayıs TC nin ilelebet yaşatacak Cumhuriyetimizin kuruluşunun müjdecisidir.
Biz CHP ve CHP li partililer olarak unutturmaya çalışılan bu resmi törenleri mutlaka büyük anlamlar yükleyerek kutlayacağız, kutlamaya devam edeceğiz. Asla ne 19 Mayısları ne 30 Ağustosları ve 29 Ekimleri unutmayacağız, asla unutturmayacağız.
Yarın Kızılay’dan Anıtkabire yürüyeceğiz, atamıza, anıtkabire gideceğiz. Yarın bu coşkuya hepinizin katılmanızı bekliyoruz. Son dönemlerde G. M. Kemal Atatürk’e yapılan çirkin, ahlaksız, adice saldırılara bir ders vermek adına hepinizi yarınki yürüyüşe davet ediyorum.
Yenimahalle Belediyesi birbirinden değerli eserleri verirken onların adlarına burada olduğu gibi şehitlerin adlarıyla ölümsüzleştiriyor, onları kutluyorum”.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız
Şehit Astsubayın Anısına Gençlik Merkezi Yapıldı - Cevat Kulaksız

18 Mayıs 2017 Perşembe

Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız

Ulusal Eğitim Derneği’nin her hafta Cumartesi günü düzenledikleri konferanslardan 13.05.2017 günlü konferansta, Okullarda Müzik Eğitimi konulu sunumu, Müzik Eğitimciler Derneği Genel
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız
Başkanı Refik Saydam [1] tarafından dernek salonunda üyelere sunuldu.
Konuşmaya geçmeden önce, konuya ışık tutacak bir anıya yer vermek istiyorum. Giden yıl aynı dernekle Gönen Köy Enstitüsünün geleneksel Fasulye Gününe katılmıştık. Orada halen hizmet veren binalarda müzenin önünde Atatürk büstü ile birlikte, insan boyundan büyük bir mandolin heykelini görmüştük. Bu bile bize enstitülerin müziğe verdiği önemini hatırlatıyordu.  Ayrıca Aşık Veysel gibi halk ozanları enstitülere çağırılarak  halk müziğinin önemi anlatılırken, öğrenciler de ozanlar ve halkla kaynaştırılmağa, sevdirmeğe çalışılıyordu.  Ne yazık ki günümüzün iktidarı,  müzik dersini yadsıyarak ya seçmeli hale getirmek ya da kaldırmak girişimleri olduğunu aşağıda Müzik Öğretmeni Refik Saydam’ın sunumundan açıklanmaktadır.
Emekli Öğretim Üyesi Refik Saydam konuşmasında şunları söyledi:
“-Bizler müzik eğitimcisi olarak okullarda sanat eğitiminin, müzik eğitiminin yetersiz olduğunu söylüyoruz. Bu konuda ortak çalışmalar yürütüyoruz, ama bunu yürütürken, şunu belirtelim, kesinlikle kendi dersinizden yana dar bir mesleki branş tutuculuğu yapmıyoruz. Şunu istiyoruz, Mili Eğitim Temel Kanununda öngörülen biçimiyle gerektiği ölçüde sanat eğitimi de, bilim derslerinin yanında sosyal, fen, matematik ve diğer derslerin yanında bunlar da verilmeli. Dolayısıyla böyle dar meslek tutuculuğu değil, diğer meslekler içerisinde, diğer gruplar içerisinde sanat eğitiminde yeteri boyutta olması gerektiğini özellikle vurguluyoruz.

MÜZİKSİZ İNSANIN YAŞAMI DÜŞÜNÜLEMEZ
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız
Elbette müziksiz insanın yaşamı düşünülemez. Bu tarihten bu yana böyle, yani ilk uygarlıklardan bu yana gelişmelere baktığımızda Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne baktığımızda Karkamış’tan Gaziantep tarafından getirilen buluntular üzerindeki müzik aletlerine, Gordion’dan ya da Hattuşaş’tan getirilen Frig, Eti Uygarlıklarına ait buluntular üzerindeki müzik aletlerini görüyoruz.
Eski Yunan’da dört önemli ders olduğu söylenir. Bunlar matematik, felsefe, jimnastik ve müzik. Felsefe tüm dersleri içeriyor, bu günkü sosyal e fen bilimleri alanındaki dersleri. Eski Yunan’da önemli derslerden birisiymiş. Orta Çağ üniversitelerinde ya da o dönemin kendi koşullarına göre yüksek oklularında müzik okutulmuş.
Bizim tarihimizde de kimi düşünürlerin müzikle uğraştığını, örneğin İbn-i Sina’nın ve daha sonra başka düşünürlerin uğraştığını biliyoruz. Ancak yakın, bizde yazılı kaynak yeteriz olduğu için, ülkemizdeki gelişmeyi 19 ncu ve 20 nci yüzyıllarda daha ayrıntılı inceleyebiliyoruz. Önceki kaynaklar tabi kulaktan gelen kaynaklar sonra kayıt altına alınmış kaynaklar.
Müzik eğitimi dediğimizde elbette diğer bilim dallarının, diğer disiplinlerin olduğu gibi, müziğin de, sanatın da eğitim öğretim kurumlarında örgün ve yaygın kurumlarda eğitimi söz konusu. Müziksel bir beceriyi, bir bilgiyi, bir davranışı kazandırma sürecine müzik eğitimi diyoruz.
Cumhuriyet öncesi dönemde çok sınırlı bu daha çok usta çırak yöntemiyle alakalı ama biz eğitimi okullar boyutuyla alırsak,  1827 Mızıka-i Hümayun’un kurulması, askeri okulda, tabi bir eğitimin başlaması, kaldırılan Mehter takımlarının yerine, o süreçte ülkemizde Donizetti, Guatelli gibi ünlü bestecilerin gelmesi gibi, karşılıklı etkileşimin olması yabancı bestecilerin yanı sıra ülkemizde de ilgi duyan bestecilerin, sanatçıların yetişmesi ilk eğitim kurlu olarak Müsik-i Hümayun’u sayabiliriz.
Ancak Darulmuallimin gibi Öğretmen yetiştiren kurumda da Cumhuriyete yakın tarihlerde müzik dersi okutulmuş GINA adıyla, gına dersleri adıyla okutulmuş; gına teganniden geliyor, gına şarkı demek.
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız
Bu arada atasözleri konusunda epey bir incelemem oldu, bunlardan müzik eğitiminde yaralanabilir miyiz, ritim anlamında, tartım eğitimi anlamında. Bu arada binlerce atasözünü taramış oldum, müzikle ilgili karşıma çıkan atasözlerinin büyük çoğunluğu taradım, nerde ise “gına” gelmişti.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE ATATÜRK’ÜN BİR YAKLAŞIMI VAR, pek çok söylemi var ama 1 Kasım 1934 tarihinde TBMM nin açılış konuşmasında, size sunduğum “güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğini bilirim” diyor, bu yapılmakta. Bunların içinde en önde götürülmesi gerekli olan Türk Musikisi olarak görüyor ve bir ulusun değişikliğinde ne ölçüyü, müzikte ölçüyü alabilmesi ve kavrayabilmesine bağlıyor, Cumhuriyetimizin kurucusu. O gün dinletilmesi istenilen müziği yüz ağartıcı değerde olmaktan uzak görüyor. Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri söyleyişleri toplamak ancak bu düzeyde, (kaynaklarda sayede olarak belirtiliyor) “Türk ulusal musikisi yükselebilir. Evrensel musikide yerini alabilir.
Tabi 1934 e varmadan önce de, söylediği pek çok şey var, yerli toplu olduğu için bunu verdim. Örneğin1925 yılında İzmir Kız Öğretmen Okulunda, “hayatta musiki lazım mıdır”  diye soruyor. Daha sonra kendisi yanıtlıyor,”lazım değildir, çünkü hayatın kendisi müziktir. Musikiyle meşgul olmayan zaten insan değildir, anlamında. Diğer yanıtı veriyor, Adana sanatkârlarını ziyaret ettiğinde de, “sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diyor. Cumhuriyet Devrimi önderinin görüşleri bu yönde olunca, tabi bunlar uygulamalara da yansıdı.
Musiki Muallim Mektebi mart ayında kararı alındı. İlk Devrim Yasası, yani Tevhid-i Tedrisat Kanunun- Eğitim Öğretim Birliği, Şeriye evkaf Vekâletinin kaldırılması ve Halifeliğin lağvedilmesi. Yani bu kararlarla birlikte, aynı kararlardan bir tanesi de Musiki Muallim Mektebi’nin kurulması idi. Bu 1 Kasım 1924 tarihinde gerçekleşebildi. 1 Kasım’a kadar bunun hazırlıkları yapıldı. Şimdi Cebeci’deki Mamak Belediyesi’nin kullandığı o eski Konservatuar deniliyor, Musiki Muallim Mektebi olarak onun yerinde bir bağ evinde açılıyor, orası Cumhuriyetin sınırlı imkânlarıyla önemli bir yatırımla bir yabancı mimara da çizdirilerek yapılıyor, 1928, sanıyorum yapımı. Daha pek çok eğitim öğretim kurumu açılmadan, henüz harf devrimi yapılmadan 1928-29, üniversitelerle ilgili yeterli donanım yapılmadan en önemli görülen konulardan birisi, müzik alanında, sanat alanında bir adım atmak, bu da Musiki Muallim Mektebi olarak görülüyor. Musiki Muallim Mektebi, Zeki Üngör’ün (İstiklal Marşımızın bestecisi) yönetiminde açılıyor ve hem sanatçı hem de eğitimci yetiştirmeyi öngörüyor 1936 yılına kadar. O dönemde İstanbul’dan Ankara’ya getirilen Saray Orkestrası Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrasını alıyor, Zeki Öngör, aynı zamanda bu kurumun da yönetici şefi, musiki Muallim Mektebini kuruyor. Musiki Muallim mektebimizi kuruyor.
Bu dönemde ilköğretmen okullarında-öğretmen okulları diyelim o zaman- daha sonra Köy Enstitülerinde haftada iki saat müzik dersini görüyoruz, örneğin Köy enstitülerinde, birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar haftada iki saat müzik dersi var, resim dersi de var aynı zamanda. Bu öğretmen okullarında da bu gelenek devam ediyor ve aynı zamanda iş bilgisi dersi de var, bir başka onları tamamlayan ders olarak.
Genel Eğitim okullarında da, yavaş yavaş bu ders konusu görüşülmeye başlanıyor, programlarda yerini alıyor. Programlarda en kapsamlı bir şekilde yerini alması 1968 ilkokul programında Muammer Sun hocamız, Prof. Muammer Sun’un o zamanki müzik eğitimcilerinin çok önemli katkıları var, önemli bir adım atılmış oluyor.
Halkevleri var, halkevlerindeki sanat etkinliklerinde de burada önemli bir yer tutuyor, müzik eğitimi. Mandolin toplulukları, keman toplulukları, korolar, orkestralar, araştırmalar müzik araştırmaları etkin bir şekilde uygulanıyor.
Cumhuriyet Devrinde de 1936 da konservatuar kuruluyor, şimdi biz sanat eğitimini müzik eğitimini üç boyutta ele alıyoruz. Bu arada bunu da belirteyim, Genel Müzik Eğitimi, Profesyonel Müzik eğitimi ve amatör özengen müzik eğitimi. Profesör Ali Uçan hocamızın sınıflamasıyla genel müzik eğitimi herkesin alabileceği, eğitim öğretim kurumlarında ilkokullarda, ortaokullarda, yaygın eğitim kurumlarında eğitim. Yaygın eğitim kurumlarında tabi biraz amatör, özengen eğitim hükmünde var. Profesyonel müzik eğitimi konservatuar anlamına geliyor. Sanatçı yetiştiren kurumlar ya da, aynı zamanda bu işi öğretecek müzik eğitimcisi yetiştiren kurumlar.

YAŞAMINI TÜRK MÜZİĞİNE ADAMIŞ TÜRKİYE’DE ÖLMÜŞ BİR ALMAN MÜZİKÇİ
Musiki Muallim Mektebinden sonra 1936 da Konservatuar kuruluyor. Daha sonra müzik öğretmenliği yetiştirme görevi, Gazi Eğitim Enstitüsü, o zamanki adıyla Gazi Terbiye Enstitüsü müzik şubesine devrediliyor. O dönemde Zugmayer gibi Almanya’da önemli bir müzikçi piyanist parlak geleceği olan Zugmayer hocamız, aynı zamanda o dönemin koşulların da gereği davet ediliyor, ülkemize geliyor ve 72 de ölümüne kadar ülkemizde kalıyor. Onun da Türk müzik eğitimine çok önemli bir katkısı var, Gazi Eğitimin başında görev yapıyor, son, yaşamının sonunda ve ikinci vatanım diye benimsediği Türkiye’de hayatını kaybediyor. 1 Kasım 2016 tarihinde Müzik Eğitimcileri Derneği olarak Musiki Muallim Mektebinde Zukmayer adına bir etkinlik düzenledik. Kabrini bulduk, ziyaret ettik, epeydir bilinmiyordu yeri, taşı yaptırıldı filan. Cebeci Asri Mezarlığında yatmakta. [2]

CUMHURİYET DEVRİMİNDEN GERİYE DOĞRU ADIMLAR ATILMAYA BAŞLADI
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız
Cumhuriyet Devriminden geriye doğru adımların atılmasıyla birlikte Köy Enstitülerinin kapatılması, halk evlerinin kapatılması. Sanat eğitimi de buradan nasibini almaya başlıyor. Bu belki hemen belirgin olmuyor. Ancak 80 li yıllardan sonra özellikle, 12 Eylül yönetiminden sonra ve 2003 te, 2002 de ülkedeki iktidar değişikliğinden sonra belirgin gözle görülür biçimde sanat eğitiminde bir geriye gidiş başlıyor. Yani geriye gidiş şu anlamda, belki yetişmiş kuşaklar buna izin vermiyor, direniyor ama geriye götürme eğilimleri hızlanıyor, iktidar tarafından.
2003 de işbaşına gelen iktidar, o zamanki Hüseyin Çelik Milli Eğitim Bakanı, 2004 yılında “BİR YIL İÇİNDE ÜLKEDEKİ BÜTÜN PROGRAMLARI DEĞİŞTİRECEĞİZ” diyor. Bir program değiştirmede neye gereksinim duyulur, eskimiştir yenilenmesi gerekir. Elbette ki bir program yazıldığı andan itibaren eskimeye başlar. Ama tüm programları birden değiştirmek, ancak Cumhuriyet Devrimine ve geçmişe, o birikime karşı bir hıncın, onu ortadan kaldırma isteğinin bir ifadesiydi.
2005 yılında bu programlar değiştiriliyor, ondan önce de bazı program değişiklikleri var, 83 te filan var, oralarda da bazı geriye doğru gidişin adımları var ama burada tabi şeyi karşı karşıya getirmek istiyorlar, bir çağdaş ulusal evrensel müzikle geleneksel müziklerimizi, yani yapay bir Türk müziği bir Batı müziği ayırımı körükleniyor. Oysa biz ülkede yaratılan müziklerin tamamının biraz süsü olduğunu düşünüyoruz. Yani geleneksel müziklerimizin de, çok sesli müziklerimizin de, aynı zamanda uluslalararası sanat müziğimizin de hepsinin mirasçısı olduğumuzu düşünüyoruz.
Burada aslında geleneksel müziği savunduğunu söyleyen bu alanda Bakanlık içerisinde, YÖK içerisinde gizli kapaklı çalışmalar yürüten, program değişiklikleri yapmak isteyen bazı çevreler, bunların da kim olduğunu biliyoruz, bunlar aslında geleneksel müziklerimizi de bilmeyen, sanata da karşı yaklaşım içinde hevesli olan kişiler. Yani gericiliğe bu gün baktığımızda sanatın tümüne karşı, “bu gelenekseldir, bu çağdaştır” diye böyle bakmıyor ama tutundukları mevzi bugün muhafazakârlık adına geleneksel sanat.
1730 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunumuz Cumhuriyetin önemli kazanımlarından birisi. Burada genel amaçlar içerisinde, tabi birinci amaç çok önemli, Atatürk, inkılâp ve ilkelerine, anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliği diye devam eden bütün dersler için gerekli. İkinci madde de baktığımızda beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere diye devam ediyor. Bütün bunların geliştirmesi lazımdır, çocukta ve gençte. Bunlardan sanat derslerin eksik bıraktığınız zaman sağlıklı, kişilikli ve dengeli bir gelişme mümkün olmuyor. Yani biz özellikle bu açıdan Milli Eğitim Temel Kanunumuzun genel amaçlarına yansıyan boyutuyla da, burada görüldüğü boyutuyla sanat eğitimine gerektiği ölçüde yer verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Aynı şekilde 1730 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunun İlköğretimin amaç ve görevlerinde ya da her Türk çocuğunu bilgi, istidat ve kabiliyetleri yönünden yetiştirerek hayata ve üst öğrenime hazırlamaktır. Çocukların hepsinin ilgi, istidadı aynı yönde değildir. Bunları eğitimci keşfederek onları o yönde geliştirir.
Bu dönemde bazı değişiklikler olur, demiştim.
Cumhuriyet Tarihinden bu yana olumluluklardan başlayalım. Cumhuriyet devrinde kazanımlarımızdan bahsedelim.
Birincisi bu dönemde okullarımızda sanat eğitimi alanında çok önemli adımlar atılmıştır. Gerek sanatçı yetiştirme, gerekse sanat eğitimcisi yetiştirme anlamında, müzik alanında ve sanatın her türünde bu gün sanatın her türüne saldırı olursa olsun, bu gelişmeyi durduramayacakları boyutta bir birikim yaratılmıştır. Bu çok önemlidir, müzik alanında kazanılmalar olmuştur, yurdun her tarafında konservatuarlarımız vardır.  Sanat fakültelerimiz vardır, bunlar ne ölçüde niteliksel ölçüde başarılı, bu ayrı bir konu ama adım adım güçleniyor,  gelişiyor; o kurum açıldığı zaman birikim yaratıyor. İnsanlar arasında erişim etkileşim oluyor. Bu önemli bir kazanım diye düşünüyorum. Orkestralarımız, operalarımız, balelerimiz, korolar, geleneksel ve çok sesli boyutuyla çoksesli alandan örnek vereyim. Bu gün Türkiye’nin pek çok kentinde çok sesli koro festivalleri düzenleniyor. Daha geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Uluslar arası boyutta SANSET yani Sanat Sevenler Vakfı tarafından 3 cüsü ya da 4 cüsü yapılan çok önemli bir koro festivali düzenlendi.
Ankara’da 20 yılı aşkın süredir Türkiye Polinokorlar Derneği tarafından Mayıs ayı sonunda yapılacak Türkiye korolar, çok sesli korolar festivali düzenleniyor. Binlerce on binlerce insanımız korolar içinde, biz geleneksel müziğimiz, halk müziği, sanat müziği dahil ediliyor, bir zaman. Yurdun her tarafında orkestralarımız, ünlü topluluklarımız, güzel sanatlar liselerimiz vb böyle bir birikim yaratılmıştır. Bunlar Cumhuriyetin yarattığı olumluluklardır. Dünya çapında sanatçılarımız yetişmiştir, yüzümüzü ağırtan Suna Kan gibi, İdil Biret gibi, Fazıl Say gibi, Gülsün Onay gibi daha pek çok Türkiye’yi temsil eden, yüzümüzü ağartan solistlerimiz yetişmiştir.
Bazı orkestralarımız eksik kadroyla çalışıyorlar, orda da eksiklik var, onlar da kapatılmak isteniyor, bir Türk İmsak yasa tasarısı girişim oldu onlara karşı direniyoruz. Ama una rağmen orkestralarımızda da iyi bir düzey yakalanmıştır, operalarımızda, üyelerimizde. Uluslar arası düzeyde sanatla tanışma anlamında önemli bir gelişme olmuştur, sanatçılarımız hem ülkemizde hem de başka ülkelerde uluslar arası sanatı tanıma ve kendi sanatımızı tanıtma anlamında karşılıklı bir etkileşim çabasına girmişlerdir. Bu da Cumhuriyetimizin yaratığı önemli bir gelişmedir.
Türk Ulusal Müzik okulunu, (okul ekol anlamında) Türk ulusal müzik ekolünün yaratılması açısından önemli bir yol alınmıştır. Atatürk’ün demin size sunduğum söylevindeki konu ulusal duyguları anlatan yüksek deyişler toplanmış derlenmiş, bunlar üzerinde bestecilerimiz çalışmış, bestecilerimiz yurt dışına da gitmiş gelmiş, diğer bestecilerimiz, bu gün de çok önemli besteciler kuşağımız var; sanatçılarımıza ilaveten bestecilerimiz de ekleyelim.
Türk ulusal müzik okulu yaratılmış, bunun içinde de Türk okul müziğinde de önemli bir gelişme olmuş. Yani eğitim, çocuk şarkıları alanında kendine özgün, özgü şarkılarımız yaratılmış. Hepimizin bildiği, bunlardan bir iki tanesini bu sunumun sonunda birlikte okuyacağız. Bunlar olumluluklara.
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız

BU GÜN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ YETERSİZLİKLER, SORUNLAR NELER
Bu gün öğretmen yetersizliği niteliksel ve niceliksel boyutu ile ilkokullarda, dört yıl süreyle müzik dal öğretmeni girmiyor. Sınıf öğretmeni arkadaşımız giriyor. Bizler de sınıf öğretmenliği yaptık ama öğretmen okullarında iyi yetiştik. Gazi Eğitim Müzik Bölümüne gelmeden önce, mandolin çalmayı, blok filut çalmayı, diğer enstrümanları tanımayı, korolarda şarkı söylemeyi, bir 70-80 şarkılık okul müziği dağarcığını pek çok şeyi öğretmen okullarında öğrendik. Ama bu gün,  sınıf öğretmeni yetiştiren kurumlarda bu konudaki sanat eğitimi müzik eğitimi çok yetersizdir. Dört yıllık sınıf öğretmenliği bölümünde iki yarıyıl ders var, yani bir yıl demektir bu. Biri müzik öğretmeni diğeri de müzik öğretimi diye iki ders var. Şimdi iki yarıyıl dersi tek yarıyıla düşürmeyi planladıklarını geçende Antalya’da bir müzik platformunun düzenlediği bir Altıncı Uluslararası Eğitim Birimleri Kongresinde gördük. Bizim derneğimiz de bunu düzenleyen kuruluşlardan birisiydi. YÖK adına gelen Şişman bir beyefendi bazı şeyler sundu, taslak bazı programları, tabi bizim müzik programını bulamadık, müzik öğretimleri için programı, sınıf öğretmenliğini bulabildik. Tek yarıyıla düşürülüyordu. Yani üç-dört ayda sınıf öğretmeni, biz buna şiddetle karşı çıktık, oraya katılan bunun olmayacağını, bu durumu düzelteceklerini ve iki yarıyıl aşağı düşürmeyeceklerini söylediler. Yani önce bir düşündü devamında, ayrıca artırmaya çaba gösterelim.
Sınıf öğretmenliği bölümlerinde yetersiz. Taslak program şeklinde kendilerine görüşümüzü sunduk, Öğretmen yetersizliğinde şunu da belirtelim., daha doğrusu eğitimci açısından sorunlar.
Bu arada bir kaynak sorunu var. Biz şuna inanıyoruz, “öğretmen kaynağından yetişir”,  nedir bu. Eskiden öğretmen okuluydu şimdi, sınıf öğretmenliği bölümlerinde yetersiz, bunu da belirtelim

ÖĞRETMEN YETERSİZLİĞİ  konusunda şunu da belirtelim. Daha doğrusu eğitimci açısından sorunlar. Bu arada bir kaynak sorunu var. Biz şuna inanıyoruz, öğretmen kaynağından yetişir, nedir bu? Eskiden öğretmen okuluydu şimdi eğitim fakültesi, belki ileride öğretmen okullarının birikiminden, köy enstitülerin birikiminden yararlanarak yeni eğitim öğretim kurumlarının açılmasını önereceğiz ama bu gün için eğitim fakülteleri var. Eğitim fakültelerinin yanı sıra diğer açılmış olan güzel sanatlar fakülteleri ve konservatuarlara, Türk musikisi konservatuarları filan, buralardan mezun olan çocuklarımızın gençlerimizin istihdam sorunu için bunların hepsini müzik öğretmeni yapma yoluna gidiyorlar.
Biz arkadaşlarımızı kesinlikle küçümsemiyoruz, bu da önemlidir, bu da yaratılmalı, değerlendirilmeli, ama onlar okulda Türk Müziği konservatuarında veya bir orkestra bölümünde çocuklarımız müzik eğitimine yönelik bir eğitim almıyorlar. Yani oralarda yapılan tezsiz bir yüksek lisans, ya da çok yetersizdir uygulama yok. Örneğin kudüm bölümünde dört yıl kudüm çalmış arkadaş, şimdi sınıfa geliyor klavyesiz çalmayı bilmiyor, bir eğitim müziği şarkısı bilmiyor, çok yetersiz kalıyor.  Bu açıdan eğitimci arkadaşın o donanımda yetişmesi gerekiyor. Kulak eğitimi, ses eğitimi, kor eğitimi, yani çocukları yetiştireceği boyutta eğitim müziği çalgıları eğitme, zevk eğitimi, müzik, müzik tarihi, müzik kültürü bunun çok çeşitli boyutları var. Dolayısıyla bu tezsiz lisanla veya formasyon denilen şey de geçiştirilemeyecek bir olay değil.
Şimdi halk oyunları bölümünü bitiren arkadaşlara da “müzik öğretmeni olabilir” diye.  Burada aynı zamanda kurnazlık var, halk oyunlarını da kaldırmış oluyorlar. Bu arkadaşları alıp orada müzik öğretmeni yapıyorlar; halk eğitim merkezi ve diğer yerlerde halk oyunları olmayınca, müzik öğretmenliğine yönlendirme yapmış oluyor. Burada böyle bir kaynak problemi var. Ayrıca tabi öğretmen sayısı da yeterli değil. Biz bakanlıktan sağlıklı bilgiler alamıyoruz, son zanlarda ama yani on binin üzerinde olduğunu düşünüyoruz. Dört beş okula bir müzik öğretmeni düşüyor lisede. İlkokullarda zaten sınıf öğretmeni arkadaşlarımız giriyor.
Biz eskiden ilkokul ve ortaokul iken yani 5+3 ilköğretim iken şu kararı aldırmıştık:4 ve 5 de dal öğretmeni giriyordu, MÜZED in girişimiyle. Şimdi yine ilkokul 4 ve 5 e yine dal öğretmeni girmeye devam ediyor ama dörtten sonra almış oldular dal öğretmenliğini; aslında dal öğretmeni ile sınıf öğretmeninin birlikte girmesini öneriyoruz. O arkadaşımız da önemli katkıda bulunacak, o da gidip kütüphanede beklemeyecek ders esnasında sınıf öğretmenimiz. Hem dal öğretmeni hem sınıf öğretmeni birlikte girecekler, birlikte uygulayacaklar, önerimiz bu yöndedir.

DERS SAATLERİNDE BİR YETERSİZLİK SÖZ KONUSU İlkokullarda, ortaokullarda sekiz yıl boyunca haftada birer saat müzik dersi var. Yakın bir tarihe kadar, ilkokul 1-2-3 de haftada ikişer saati müzik ve resim dersleri. Bunu bire düşürdüler,  hatta tümüyle ilkokuldan seçmeli yapmak istediler. Bu bizim müzik eğitimcileri derneğinin girişimiyle çok önemli bir mücadele ile ortaya koymasıyla geri aldırıldı, seçmeli yapma girişimi.  Şu anda tek saat, 40 dakika, bu yeterli gelmiyor.
Size sundum Türk Milli Eğitiminin amacını sundum, bu amacı gerçekleştirmek açısından yeterli gelmiyor. Liselerde bir ara tümüyle kaldırmışlardı, yani kâğıt üzerinde seçmeli ders görünüyor, haftada iki saat. Hani geçmişte vardı, müzik ya da resim dersinden birisi seçmeliydi. Haftada iki saat seçiyordu. 2005 yılında getirilen bir uygulamayla 9 ncu sınıflardan seçmeli ders uygulaması kaldırıldı. Kâğıt üzerinde var ama seçmeli ders yok, çocuk seçemiyor, dokuzla almayınca bunu 10 da 11 de 12 de yani üniversite heyecanının artacağı şeylerde kalmıyor. Nerdeyse böyle kalkma durumundaydı, bu girişimlerimizle şimdi şu noktaya geldi, ortak dersler arasında müzik ya da resim, haftada bir saat, ortak ders. yani 20 tane ders dendiğinde iki dersten birini seçecek, müzik ya da resimden birini, ortak ders deniyor buna. Bu da yetmiyor, yani biz yine ancak bu konuda bir adım atacağız.
PROGRAM, DERS KİTABI YÖNÜNDEN SORUNLAR VAR
Programlar yazboz tahtasına döndü. Yani böyle işin uzmanı olmayan kişiler tarafından, şu anda bir program çalışması yürütülüyor.  Yani bu program çalışmasını kim yürütüyor belli değil, müzik eğitimi bölümlerinden.
Müzik eğitimi alanında çok önemli programlar vardır, 1962 Ortaokul Programı burada bir adımdır, ondan önceki dönemlerde yazılan. Ama 68 programı az önce değinmiştim, 1994 İlköğretim programı gelişmiş bir programdır, o da bazı yönlerden eleştirildi ama belki yoğun bilgi içermesi boyutuyla ama dönemde Türkiye’de 2000 li yıllarda o küreselleşme eğitimi başladı. Öğretmen Dünyasının geçmiş sayılarda naçizane ben bu konuyu yazmıştım, bildiri olarak da sunmuştum.
Bir küreselleşme eğiliminin sonucu olarak ülkemizde programlar, Avrupa’ya uyum adı altında, AB uzmanlarına yazdırıldı, yani programı direk onlar yazmadı da programa yön veren ilkelere, bu ilkeler ne gibi şeylerdi, örneğin “ne kadar bilgi az olursa o kadar bilgi iyidir” diyor. “Atın boşaltın”,  diyor.
Şimdi, ben bunu nerede gördüm, bir ders kitabı olarak bizleri de topladı, bu AB nin Hollanda’lı Span şirketin uzmanları, burada bakanlığın düzenlediği bir otelde, ders kitapçılarına, yayıncılarına diğer programcılara seminer yaptılar, orda da görüşlerimizi söyledik, daha sonra da yazdık. Şimdi görüyoruz, bir şey soruyorsun okulu bitirmiş ama bilmiyor. Programların içeriği boşaltıldı. Biz sadece ansiklopedik bilgi olsun istemiyoruz, bilgiye ulaşabileceği kaynaklar ama okulda gerektiği kadar bilgiyi öğretmelidir. Beceriyi, davranışı öğretmeli, davranışçılık eleştirildi. Çoklu zekâ problemi diye bu tartışılıyor, ama bu tartışılmadan hemen getirildi, eğitim sistemine uygulamaya konuldu. Geçmiş bütün programlar bunlar davranışçı şeylerdi,  yani eğitime tanımlıyoruz ya, öğrenciye istenilen yönde davranış kazandırma sürecidir, bunlar mahkûm edildi, bir taraftan atıldı.
Öğretmenlik koçluk ve gözleyicilik diye tanımlandı. Yapılandırıcılık dendi (konstrüktivizmim); nedir yapılandırıcılık? Öğrenci kendi kendisini yapılandıracak. İlkokul öğrencisi,  ortaokul öğrencisi bilgisayarın başına geçecek, diğer şeye geçecek öğretmen de burada koçluk gözleyicilik yapacak. Bildiğimiz öğretmenlik işlevi işlevsiz hale getiriliyor.
Tabi bunlar başka konular, bu süreç içerisinde müzik eğitimi programları da bilgi yönden boşaltıldı, şu anda nerede ise hemen hemen hiç nota öğretilmiyor. İlkokulda zaten öğretmen yok, müzik dersi zaten yapılmıyor; soruyorum ben çocuklara anaokulunda şarkı öğreniyor musunuz? Yok, ilkokula giden öğrencilere soruyorum, okulda öğrendiğiniz bir şarkı var mı? Yok, yani çocuklar, arkadaşlarından duyduğu, internetten öğrendiği şarkılar.
Okullarda Müzik Eğitimi - Cevat Kulaksız

MÜZİK DERS KİTAPLARI KALDILDI, 2005 yılında. Kitap var da güya bu ders kitabı değil. Öğrenci çalışma kitabı. Bir de öğretmene kılavuz kitabı veriyorlar. Kılavuz kitabının, çalışma kitabının amacı ders kitabını tamamlamaktır, arada ders kitabı yok, ders kitabı kaldırılmış oldu. Diğer kitaplarda da kayda değer hiçbir şey yok. Kitabı olmayan bir ders, olduğunda öğretmenler en temel kaynaktan mahrum kalmış oluyor. Biz istiyoruz ki, Edirne’de de, Trabzon’da da, Hakkâri’de de veya başka bir ilimizde de, çocuklarımız ortak ulusal bir şarkı dağarcığı olsun. Yerel şarkıları da öğrensin, kendi yerelinin şarkılarıyla başlasın ama hepimizin hep beraber söyleyebileceği bir şarkı dağarcığımız bir kültürümüz olsun. Şimdi bunu kaldırdığınız zaman kitabı, bu büsbütün ortadan kalkmış oluyor.
Demin dediğim küresel yaklaşımın bölme, yıkma, dağıtma gibi girişimlerin sonucudur. Kendi ülkelerinde öle değil ama.
Eğitim sisteminde sanata yönelik kaynaşımlardan kaynaklanan sorunlar var. Şimdi bütün okullarda sınıflar bir üst sınıfa göre hazırlanıyorlar. Anaokuluna giden çocuk iyi bir okula gitmek için, ilkokula giden çocuk iyi bir ortaokula gitmek için sürekli özel ders alıyor, matematik dersi diğer şeyleri onları da ne kadar işlevsel arıyor onu da tartışmalı. Bu arada sanat güme gidiyor. Müzik dersinin bu sınavlarda rolü olmadığı için veya resim dersinin, diğer sanat derslerinin, ders dışı etkinliklerin, ders dışı etkinlikler artık yapılmıyor. Törenler tamamen içeriksiz, boş bir şeyden ibaret, çok iyi yapan okullar var ayrı, bunlar çok sınırlı yerler.

SINIF ORTAMI ARAÇ GEREÇ YÖNÜNDEN YETERSİZLİKLER VAR.
Tabi ki müzik dersi nerede yapılır? Bir müzik salonu olması lazımdır, klavyeli bir çalgı olması lazım piyano, çocukların kendi çalgısı olması lazım. Diyelim ki iki saat ders olacak, bu iki saat dersi iyi bir eğitimci olacak iyi bir program olacak; bütün bunları neyle uygulayacağız. Araç gereç ve donanımla uygulayacağız. Bunlar yok. Tabi dijital elektronik gündeme geldi. Bu konularda da yetersizlikler var.
Bu geldiğimiz noktada asla biz umutsuz değiliz; “yıkıldık, her şey bitti”, kesinlikle böyle bakmıyoruz. Bu gün dünyada küreselleşmenin sonuna gelindi. Şimdi baktığımızda, gördüğümüz bu programları dayatan Batı, AB, bunun ne kadar gideceği bu gün tartışılıyor.
Oralarda tabi sanatsal yönünden yaratıcılıktan da eskisi gibi değil. Bu gün sanatsal yönden çok önemli şeyler duymuyoruz. Yükselen bir uygarlık var. Asya’dan, ön Asya’dan artık Türkiye’nin de içinde bulunduğu diğer ülkelerde de önemli gelişmeler var, diye düşünüyoruz. Bütün bu şeylere rağmen bu küreselleşmenin sonuna geldik ve önümüzdeki dönemde Türkiye içinde bulunduğu bu sorunları aşacak. Tabi ki Cumhuriyet döneminde yaratılan şeyler nasıl yaratıldı? Sanatsal başarılar, bir Cumhuriyet iktidarıyla yaratıldı. Biz de bu gün bir Cumhuriyet iktidarına bir milli iktidarları elbette yaratacağız ve bu yarattığımız süreçler içerisinde bu iktidar mücadelesi içerisinde istediğimiz zaman da sanatımızda, sanat eğitimimizde, tıpkı Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, o Kemalist sürecini tamamlama sürecinde olduğu gibi, bunun yoluna rotasın girecek.
Birkaç tümce de derneğimizden bahsedeyim. Müzik Eğitimcileri Derneği dedim. Derneğimiz 1999 yılında kuruldu,  Müzik Eğitimciler Derneği. 1960 lı yıllarda o zamanki öğretmenlerimiz Türkiye Müzik Öğretmenleri Derneği diye bir dernek kurmuşlar. Bunu 8-10 yıl kadar devem ettirmişler ama kendiliğinden fesih olmuş, o dernek. “Biz onun devamıyız” diyoruz. O derneğin üye kayıt defterlerini de bulduk, derneğimizdedir, onunla başlatıyoruz birikimimizi. Kendimizi sadece müzik eğitimiyle sınırlı görmüyoruz, sanatı bir bütün olarak görüyoruz.  Eğitimi bir bütün olarak görüyoruz, yani müzik eğitimi, sanat bütünlüğü içinde ve bilimsel sanatsal eğitim bütünlüğü içinde yer alıyor. Bunu savunuyoruz ve bu çerçevede müzik eğitimcilerinin mesleki sanatsal, kültürel dayanışmasına, Türkiye’deki müzik eğitiminin gelişmesine, Atatürk’ün öngördüğü müzik devriminin tamamlanarak ileri götürmesine katkıda bulunmak diye tanımlıyoruz”.
Sunum, karşılıklı tamamlama ve sorularla bitirildi.

Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR

[1]Refik Saydam:
A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde Müzik Eğitim ve Halk Eğitimi alanında lisans tamamlama programını bitirdi. A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde eğitim yönetimi alanında yüksek lisan eğitimi yaptı. Aynı üniversitenin eğitim bilimleri enstitüsünde ve güzel sanatları eğitim alanında doktora bilim derslerini tamamladı. Yozgat Kırıkkale’de orta öğretim okullarında müzik öğretmenliği görevlerinde bulundu. Ankara İl Milli Eğitim Müzik eğitimi komisyonunda araştırmalar yaptı, raporlar hazırladı.
M.E. Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğünün şimdi kaldırılmış olan OBESİ nin hazır proje ve çalışmalarında komisyon üyesi, danışman olarak görev yaptı. Milli Eğitim ve Yerel yönetimler tarafından düzenlenen müzik yarışmalarında seçici müzik kurul üyeliği yaptı. Milli Eğitim Gençlik kamplarında müzik eğitimcisi olarak görev yaptı. Müzik ve gençlik koroları çalıştırdı.
H.Ü. Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalında Müzik öğretimi dersleri verdi. 1990 da kurulan ilk Kamu Çalışanları Sendikası Eğitimiş’in merkez kurucuları arasında yer aldı ve genel merkez tarafından yayınlanan eğitim iş bülteninde yayın kurulu üyeliği yaptı. M.E. Bakanlığının, Üniversitelerin müzelerin ve diğer bazı kurul ve kuruluşlarının düzenlediği eğitim şuralarında kurultaylarda, sempozyumlarda, konferanslarda, panellerde ve projelerde görev aldı, bildiriler, raporlar sundu. Öğretmen Dünyası Dergisinde yazı kurulu üyeliği ve kurul adına dergi sahipliği görevi yaptı. Müzik eğitimi ve başka alanlarında müzik eğitimi inceleme ve araştırma diğer alanda yazıları, Öğretmen Dünyası Eğitim-iş Müze ve başka dergilerde kitaplarda, gazetelerde yayınladı.
Eğitim ve Tiyatro müziği alanında şarkıları, edebiyat dergilerinde yayınlanmış şiirleri ve kitapları bulunmaktadır. Halen emekli olarak Müzik Eğitimcileri Derneği adlı Dergide genel başkanlığı yürütmekte, evli iki çocuk babasıdır.

[2] “Türkiye’deki ilk ve ortaöğretimdeki müzik derslerinin programının hazırlanmasında, uygulanmasında ve müzik öğretmeni yetiştirilmesinde Alman Müzikçi Zugmeyer önemli hizmetlerde bulundu. O, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü kurdu. Bu bölüm uzun yıllar Türkiye’de müzik öğretmeni yetiştiren tek okuldu. Zugmeyer, yüzlerce müzik öğretmeni yetiştirdi. Birçok Alman okul şarkısını Türkçeye uyarladı.
Beden eğitimi spor öğretmenliği alanında da Alman eğitimi etkili oldu. Birçok öğrenci uzmanlık eğitimi için Almanya’ya gönderildi”.  Yazar Kemal Yalçın
http://www.kemalyalcin.com/index.php/menu-ogesi-egitim/egitim-genel/132-kemal-yalcin20

Milli Bayramlar Yasaklanamaz - Güner Yiğitbaşı

Milli Bayramlar Yasaklanamaz - Güner Yiğitbaşı
Bu ülkede milli bayramları kutlamak da yasaklanır hale geldi.

Ne kadar acı değil mi?

Demokratik bir ülkede, milli bayramları kutlamak yasaklanamaz.

Bayramlar kutlanmak için vardır, bayramlarını kutlamak isteyenlere yasak getiren bir ülke olarak anılmak, bizi gerçekten üzüyor.

Aslında, gerçekte olması gereken; bayram kutlamanın yasaklanması değil, bayramların halkımızın en geniş katılımıyla coşku içinde kutlanması için, devletimizin halkımızı teşvik etmesi ve kutlamalar için her türlü güvenlik önlemini alması olmalıdır.

Her birinin ayrı bir anlamı ve nedeni bulunan, ortak değerlerimizi içeren milli Bayramlarımızı gereği gibi kutlamamak yadırganacak ve ayıplanacak iken;bizim ülkemizde, milli bayramlarımızı geniş bir halk katılımıyla  kutlamak isteyenlere kötü gözle bakılmakta ve onlara potansiyel suçlu muamelesi yapılmaktadır.

Neymiş efendim, bazı valilerimiz,güvenlik nedeniyle bayram kutlamalarını yasaklamışlar.

Biz o valilere soruyoruz, sizin göreviniz nedir beyler, bu halk size niçin valilik koltuğu,köşkü,makam otosu ve maaşı veriyor,bayramlara yasak getirin diye mi? Her koşulda halkın mal ve can güvenliğini sağlamak, huzur içinde bayramlarını katlamalarını sağlamak sizin asli göreviniz değil mi?

Olağanüstü hali mazeret olarak ileri sürmeye sakın kalkışmayın.

Olağanüstü hal niçin ilan edildi, terörü önlemek, bazı kişisel özgürlüklere sınırlama getirerek, genel anlamda halkın ve toplumun huzurunu ve güvenliğini daha etkin bir şekilde sağlamak için değil mi?

Bu nedenle, olağanüstü hal; halkın bayramlarını kutlama hak ve özgürlüklerini sınırlandırma ve yasaklama gerekçesi olamaz. Bilakis, olağanüstü hal; etkin güvenlik önlemlerinin daha kolay alınabileceği ve bayramların halkımız tarafından huzur ve sükun içinde kutlanmasının kolaylıkla sağlanabileceği koşulları yaratan bir yönetim halidir.

Beyler, olağanüstü hale, güvenlik nedenlerine sığınmadan açıkça deyin ki; “biz dini bayramlar dışında, milli bayram falan tanımıyoruz,halk milli bayramları kutlayamaz,dini bayramlarımız nelerine yetmiyor,milli bayramlar sınırlı devlet protokolü çerçevesinde kutlanan bayramlardır, Atatürk ve milli ortak değerlerimiz yerine, dini değerlerimize sahip çıkmalıyız.”

Bizler de açıkça bilelim.

18/05/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

19 Mayıs Yasağı - Gündüz Akgül

19 Mayıs Yasağı - Gündüz Akgül
Başlığı sevgili Özgür Mumcu’dan ödünç alıyorum.
Bilindiği gibi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramında birçok Belediye tarafından 3-4 gün sürecek etkinlikler düzenlenmektedir.
Son günlerde bu etkinliklerinin birkaç yer Valiliklerince güvenlik nedeniyle yasaklandığına dair haberler okumaktayız.
Bu haberlere şaşırmamak ve üzülmemek elde değildir.
19 Mayıs nedir?
-İşgalci emperyalistlere karşı kurtuluşun başlatıldığı ilk köşe taşıdır.
-Ulus bilincinin ilk ışığıdır.
-Irz ve namusumuzun korunmasının direnişidir.
-Tüm görüşlere, inanışlara, ırklara mensup yurtseverlerin yumruk halinde yurt savunmasında birleşmesidir.
-Minarelerde çan sesleri yerine, günde 5 vakit ezan seslerinin duyulmasının devam edilmesidir.
-Yurtta barışın, dünyada barışın sağlanması için yapılan son savaşın başlangıcıdır.
-Egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz olarak, kurtuluş mücadelesine katılanlara yani millete ait olduğunun tescilidir.
- Ümmetten–Ulusa, hilafetten–demokratik ve laik rejime, tebaadan-yurttaşa, cemaatten-topluma, seçkin sınıftan–bizzat halkın iradesine geçişin başlangıç noktasıdır.
-Ülkemizi uygar ülkeler düzeyine çıkaran, başta en büyük devrim olan laik cumhuriyet olmak üzere devrimlerin gerçekleştirme aşamasının müjdeleyicisidir.
-Çocuklarımızın, gençlerimizin aydın geleceğidir.
-20 ve 21. Yüzyıl lideri olma özelliğini taşıyan büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da bir güneş gibi doğduğu andır.
Neyi yasaklıyorsun farkında mısın arkadaş?
Yasaklamak için gösterdiğin nedenler pek inandırıcı değildir.
Devlet olarak gereken önlemleri al ve gençlerimiz, yurttaşlarımız analarının ak sütü gibi hak ettikleri bayramlarının coşkusunu gereği gibi yaşasınlar.
Görevin budur.
Tüm yurttaşların 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum.

18.05.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Türkan Saylan - Güner Yiğitbaşı

Türkan Saylan - Güner Yiğitbaşı
Çağdaş Türk kadını,doktor,eğitimci,ülkemizin cüzzam belasını yok eden, okumak isteyen kızlarımızın anası ve destekçisi büyük bilim ve hizmet insanı Türkan SAYLAN'ı, 18.Mayıs.2009 tarihinde kabetmiştik.Onun anısına yazmış olduğumuz “GÖZÜNÜZ AYDIN!..”başlıklı yazımızı, Türkan SAYLAN'ın ölüm yıldönümlerinde aynen yayınlamayı gelenek haline getirdik,bu geleneğe bu yıl da uyarak, Türkan AYLAN için kaleme almış olduğumuz 19.05.2009 tarihli yazımıza aşağıda aynen yer veriyoruz.
Değerli okurlar,Kurtuluş Savaşının meşalesinin yakıldığı, 19.Mayıs.1919'un anısı ve yıldönümü olan, 19 Mayıs ATATÜRK'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramınız kutlu ve mıtlu olsun,ne mutlu bizim bir kurtarıcımız büyük insan ATATÜRK'ümüz var diyenlere.Büyük ATATÜRK'ü,sevgi ve saygıyla anıyor,ona şükranlarımızı sunuyoruz.

18.Mayıs.2017 
Güner YİĞİTBAŞI

GÖZÜNÜZ AYDIN!..

Aydınlanmanın simgesi..
Laik..
Demokrat..
Atatürkçü..
Doktor..
Eğitimci..
Çağdaş Türk kadını..
Darbe karşıtı..
Gerçek Vatansever..
Sözde değil, eylemleriyle ülkesinin insanlarına hayatının sonuna kadar hizmet   eden, insan sevgisiyle dolu..
Ergenekon gazisi..
Hukuk mağduru..
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı, saygıdeğer insan Profesör   Dr. Türkan SAYLAN' ı, geçtiğimiz gün kaybettik. Onu seven Türk Ulusunun başı sağ olsun.
Türkan SAYLAN' ı potansiyel suçlu kabul ederek, kanıttan suçluya gidecek yerde, belki kanıt elde edebiliriz düşüncesiyle, ağır hasta olmasına rağmen, hukuka aykırı olarak onun evinde arama yaptıranlar..
Laiklik karşıtları..
Demokrasi ve Atatürk düşmanları..
Çağdaş, modern ve Laik Türk Kadınını bir türlü içlerine sindiremeyen, kadını sadece çocuk doğuran ve cinsel arzu ve isteklerinin tatmin aracı olarak gören gericiler..
Türk insanına ve toplumuna, tıp ve eğitim alanında üstün hizmetler sunmaktan başka hiçbir günahı bulunmayan Türkan SAYLAN' ı misyoner ilan edip, onu misyonerlik faaliyetinde bulunmak ile suçlayan sözde Müslümanlar..
Gözünüz aydın...
Ancak, onu kaybettik diye sakın sevinmeye kalkmayın.
SAYLAN' ın, bugün gazetelerde yer alan son sözlerine kulak verin lütfen...
O sözleri, size bir kez daha hatırlatalım.
Sayın Türkan SAYLAN, ölmeden bir gün önce; “Görevlerimi tamamladım, ölüme de hazırım” demiş.
Çok doğru söylemiş, kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin okuttuğu ve her biri yarının Türkan SAYLAN' ı olacak olan yüzlerce ve binlerce genç kızımız, Türkan SAYLAN' dan bayrağı teslim almak ve onun yaratacağı boşluğu doldurmak üzere geliyorlar.
Dün, bir tane Türkan SAYLAN' a sahip olan Türk Ulusu; yarın binlercesine sahip olmak üzere kucağını açmış ve onları bekliyor.
Dün bir SAYLAN ile baş edemeyenler, yarın binlercesi ile nasıl baş edecekler merak ediyoruz doğrusu..
Yaptıklarınla gurur duyuyor ve sana yapılan haksızlıkları kınayarak, yapanlar adına senden özür diliyoruz.
Manevi varlığının önünde saygıyla eğiliyoruz. Rahat uyu Sayın SAYLAN.

19.05.2009 
Güner YİĞİTBAŞI ( Emekli Savcı )

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Uyandır Allahım… İşimiz Sana Kaldı!. - Mehmet Halil Arık

Uyandır Allahım… İşimiz Sana Kaldı!. - Mehmet Halil Arık
Hani bazen olur ya...
“Pat-lı-ya-cam!” dersin. Yaşananları hazmedemezsin.
“Bu kadarı da olmaz, olamaz, olmamalı!” dersin. Şikayetini en üst perdeden dile getirirsin.
“Anlat” denilse sana… o ‘olamaz’ların tamamı o anda hücum etmiştir beynine ve diline…. Bir türlü derlenip de dökülemez dudaklardan ilk cümle. Kahırlanırsın.
Oysa öylesine dolusundur ki ‘olamaz’larla… Her biri kendi önceliğinin derdinde ve telaşındadır. Onca ‘olamaz’lar dile getirilmede kendisinde olsun öncelik…
İşte budur “neresinden başlasam” dedirten!...
*
Bazen “bu da mı o kahrolası kirli siyasetin bir taktiği” diye düşündüğün olur.
Bakmışsın, ‘olamaz’ dediğin olayın biri, unutturuvermiş bir öncekini!... Yokmuş gibi…
Sanki bir görünmez el çıkmış ortaya geri çektirmiş dünün şikayetini.
Anla artık!... Demek ki, birileri çok iyi biliyor o kirli siyasetin mühendisliğini: “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur. (yani İnsan unutma özürlüdür)
O kirli siyasetin mühendisi insanların bu zaafı çok iyi biliyor. Bilmekle kalmıyor, kullanıyor.
İnsanları, ayni zamanda balık hafızalı yapma taktiklerinden biri olmalı uygulanan yöntem….
(Pavlov’un aklına gelmemiş mi acaba bu? Gelmiş de insanlığa dair erdemi gereği utancından mı uygulamaya almamış acaba?)
*
Daha önceleri de belli etmişti ama “ben, farklıyım!” ile sinyalleri verilmişti galiba yeni dönemin.
‘Fiili durum’la beslendi gelişme faslı. Yasa – masa – anayasa tanımamaktı işin aslı.
Hani demokrasi tren idi ya, son istasyona gelindiğine mi karar verildi ne!?..
Bir takviye el uzandı bir başka cepheden….
Madem ki adam, uymuyordu yasalara ve fiili durum(du) bunun adı, yasalar uydurulsun(du) adama…(Anayasa yerine ona yasa) Kalksın(dı) yaratılmış fiili durum ortadan…
(Oysa çiğnenen anayasa ise, çok darağaçları kurulmuştu o anayasayı koruma-kollama adına)
Hem ne gerek var(dı) onca adama… kurula, kurala, kurama, kuruma… Toplansın(dı) tek elde yürütme yargı, yasama…
Hem zaten reklam arası değimliydi bu ara… Yüz yıl öncesinden de ‘tek adamlık’tan gelmemiş miydik?... Sık sık bu dönüş özlemi dillerde ve gönüllerde(!) değil miydi?
Alın işte, sandık ortada… Tam(!) demokratik(!&*?) bir oylama…
Bir yanda tazı, diğer yanda topal tavşan.
“Elim üstünde elim, Yavşak Selim Kim? Oy oy oy!...Olanlar oldu Torba doldu…
At çalındı, geçti bile Bor’dan öteye…
Kavuştuk ecdada… Bir asır önceki özleme…
Elveda, demokrasi, elveda cumhuriyet!...
Elveda bu güne..
Merhaba bir asır öncesine.. Merhaba ecdada ve ruhlarına!...

UYANDIR ALLAH'IM... İŞİMİZ SANA KALDI (Bölüm 2)
Hani, “yağan yağmurla beraber ıslanırken, ayni menzile giden kervanda “ayni bağın, gülü aynı dağın yeli türküleri söylenirken, “gel bu hasret bitsin!” naraları ile çağrılmıştı ya birileri…
Birdenbire at ve tımar ayrılıp, inlere girme savaşları giriverince araya, atıl kalmıştı vuslat!... Şimdi, bir başka vuslatla giderildi 33 aylık hasret!... Oysa söylem gereğiydi bu. “Döndüm” dediği “”’yuva’dan uçmamıştı ki.
Kadıya mülk olan Saray’a, ‘Genel Merkez’ de dahil edildi.
Tek gövdeli kafaya fiilen bir baş daha eklendi.
Şapkalara, bir yenisi daha eklenince sıfat da değişti. “En Genel Başkan!”
Say şimdi sayabilirsen makamları... Ve yetkilerini, kalemin gücü yeterse!..
Devlet Başkanı… Cumhurbaşkanı…
Başbakan…. Başkomutan…
Hakimleri atayan… (Kendisinin(!) yargılanmasına(!) imkan tanıyan(!)…
Bütçe yapan…. Yaptığı bütçeyi onaylayıp harcayan…
Meclise milletvekili bulan…. Yürütmeye bakan atayan…
Gündüzleri adres,‘Söğütözü / Çankaya / ANKARA. Geceleri Külliye… Saray, Beştepe /ANKARA.( Her zaman,ve her yerde, hazır ve nazır!”demek bu olsa gerek. Ya da (Peygamber bile olsa bu kadar yetki verilmez” dedirten.) Ya da, “babam olsa bunca yetkiyi tanımam” sözünü ettiren.
Devletin Başı, Yürütmenin Başı… Başında onlarca, onlarca şapkası…
Meydanlar, alanlar, salonlar… Tv’ler, gazeteler… Dilediği her yer, sınırsız zaman ve koşulsuz zemin farkıyla!... Hep onun.
Salı günlerini de, AK-BAŞKAN olarak gerek yasaların, gerekse kendisinin kendisine tanıdığı onca hakkın cabası olarak “grup toplantısı” adıyla kullanacak…
Ve bu hakkını kullanırken, “ANAYASANIN EMRETTİĞİ TARAFSIZLIK(!) İLKESİ”ne uyacak… Be hey vicdan!... Söyle!.. Bu nasıl olacak!...
Tüm bunların üstüne,, 80 milyonun tarafsız olarak “sıcacık!” kucaklanacak olması, galiba işin şakası!...
Çok şaşırttı beni 80 milyonla birlikte beni de kucaklayacak olması… Oysa, hiç aklımdan çıkmıyor ki; meydanlarda, ben dahil, tüm #hayır#cıları teröristlikle suçlaması…
*
İşte… “Şeref, namus, millet, tarih, t a r a f s ı z l ı k diyen yemin ortada…
.“…aldığım görevi TARAFSIZLIKLA yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim…”
Bu güne kadar ki gidişat da ortada. Hadi gel de, , askıda kalacağı mutlak görünen; bundan böyleki durum için; de hadi “kalmaz inşallah!”
*
Ne mi olur, yemine uyulmazsa…!?...
“Olana bak, olacağı gör” demiş atalarımız. Yepyeni fiili durumlar çıkacak ortaya..Ve“ bu fiili duruma yasallık kazandıralım” diyecek bir stepne daha nasıl olsa bulunur…Bulunur ve yemin, adama uydurulur.
*
Yok ya!....
Bir rüya bu!... Kabus!...
Uyandır Allah’ım… İşimiz sana kaldı!...

Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
mehmethalilarik@gmail.com

Noktalı Virgül Dahi Değil Doğrudan Virgül - Güner Yiğitbaşı

Noktalı Virgül Dahi Değil Doğrudan Virgül - Güner Yiğitbaşı
Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın,ABD Başkanı Trump ile yapacağı pek de merak edilmeyen görüşmesi Beyaz Saray'da yapıldı.

Doğrusunu isterseniz, heyetler arasındaki görüşmeden önce iki liderin baş başa yaptıkları görüşme, tahminimizden daha kısa sürdü, bu baş başa görüşmenin basına açık bölümünü,tercümeleri ve saireyi çıkardığınızda, net olarak on dakika civarında olduğu anlaşılmaktadır.

Görüşme öncesinde heyecanlı olduğu gözlemlenen ERDOĞAN'ın, basının önüne çıktıklarında gazetecilere hitaben yaptığı konuşmasında yer verdiği;özellikle, “YPG muhatap alınmamalıdır” şeklindeki beyanından, tahmin edildiği gibi, Trump'un Rakka harekatını YPG güçleriyle birlikte gerçekleştirme konusundaki kararından geri adım atmadığı sonucuna varmış ve bu nedenle de, sosyal medyada yaptığımız ilk değerlendirmemizde, ERDOĞAN'ın köprüleri attığı değerlendirmesini yapmıştık.

Heyetler arası görüşmelerden sonraki açıklama ve gelişmelerden anlaşılmaktadır ki, YPG konusundaki kararından geri dönüş yapmayan ABD ile bundan sonraki ilişkilerde, ABD'ye karşı bırakınız nokta koymayı, noktalı virgül dahi koymadığımız, doğrudan yeni bir virgül atarak, ilişkilere kaldığı yerden devam edilecektir.

Oysa ki; Sayın ERDOĞAN, Çin üzerinden ABD'ye gitmek üzere ülkemizden ayrılırken yaptığı açıklamasında, YPG konusunda çok kararlı bir tutum sergileyerek, ABD Başkanı ile yapacağı görüşmenin bir virgül mesabesinde değil, nokta besamesinde olduğunu beyan etmişti, başka bir ifadeyle; ABD ile ya anlaşacaklarını, ya da nokta koyup köprüleri atacaklarını ifade etmeye çalışmıştı.

Bizler de, ülkemizi temsil eden Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın, ABD ile yapılacak olan görüşmenin virgül değil,nokta besamesinde olacağına ilişkin bu beyanlarına, haklı olarak inanmış ve güvenmiş,artık ABD'nin boş laflarına aldanmayacağını da düşündüğümüzden ve baş başa görüşmenin çok kısa sürmesine de bakarak, Sayın ERDOĞAN köprüleri attığını düşünerek yanılmışız.

Heyetler arası görüşmelerde, muhtemeldir ki,ABD;Fetö'nün iadesi konusunda kapıları kapatan olumsuz bir beyan yerine, iade konusunda kapıları hala açık tutan ılımlı bir yaklaşımda bulunmuş, YPG ile iş birliğindeki kararlılığına rağmen, PKK'yı ayrık tutarak, PKK'nın bir terör örgütü olduğuna ilişkin görüşünü tekrarlamış ve PKK ile mücadelede, her konuda elinden gelen yardımı ülkemizden esirgemeyeceklerini, Türkiye'ye çok önem verdiklerini, Türkiye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün ABD'nin de yararına olduğunu açıklamış ve heyetimizin gazını almış olmalı ki, ABD-Türkiye ilişkilerine bırakınız bir nokta koymak ve dondurmak, noktalı virgül dahi konmadan doğrudan virgül koymakla yetinilmiş ve Sayın ERDOĞAN bundan sonraki ilişkilerin hayırlara vesile olmasını dilemiştir.

Trump'un ERDOĞAN'a yönelik güler yüzü,sırt sıvazlayan el ve kol hareketlerinin eşliğinde çok samimi bir havada geçen bu görüşme;iç politika yönünden ve özellikle AKP Olağanüstü Kongresinde ERDOĞAN lehine propaganda ve dolgu malzemesi olarak kullanılacak, ERDOĞAN'ın ABD'ye gidişi öncesinde yaptığı, bu ziyaret ve görüşmenin virgül değil, nokta mesabesinde bir görüşme olacağına ilişkin kararlı tutumu ve beyanı unutularak görmezlikten gelinecektir.

Bize göre bu görüşmenin en yararlı ve ilginç yönü, heyetlerde yer alan damatların, karşılıklı aynı masada oturup yemek yiyerek tanışmış olmalarıdır!

17/05/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Trump’la’ 20 dakika - Tünay Süer

Trump’la’ 20 dakika - Tünay Süer
Bu kadar kısa zamanda Türkiye için çok önemli konuşmalar yapabilmek bir dünya rekorudur sanırım.
Öyle ya, ilk beş dakika hal hatır sorma ile geçse, tercümanların aktarmalarını da üzerine koyarsak geriye 12 dakika kaldı mı acaba diye düşünüyorum.
Sanırım çok kişi de benim gibi düşünmüştür.
Başkan Donald Trump soru cevap kısmında ise, "Türkiye ile ilişkilerimizi kimse yenemeyecektir" derken
İki gün önce PYD terör örgütüne ağır silahlar verilmesi kararını imzaladığını unuttu mu acaba?
Hani bizde Patagonya ülkesi değiliz gibi sözler edilir ya, aslında Güney Amerika’nın Arjantin ile Şili tarafından paylaşılan coğrafyaya verilen bir isimdir Patagonya.
O zaman şöyle demeliyim Türkiye bir muz devleti değildir.
Bizim ülkemiz Türkiye Cumhuriyetidir Devletidir ve oraya giden de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır.
Ve ona verilen randevu sadece 20 dakikadır…
Bunu şiddetle kınamaktayım.
Bu bir terbiyesizliktir.
Bu karşısındaki adama değer vermemektir.
Mehmetçiklerimizden;
"Onların muhteşem cesaretlerini gördük. Kore'deki savaştaki cesaretleri, bizim askerlerimizin unutmadığı şeylerdendir. McCarthy, Türk askerlerinin şerefini ve cesaretini takdir etmişti ve dünyanın en iyi askerlerden olduğunu söylemişti. “diyerek övgüyle söz etmiş.
Evet, Türk askeri cesareti, askeri disiplini ve insanlığı ile dünyada tektir.
Bundan ötürü NATO gerektiğinde askerimizi kullanır ama bunun dışında gözümüzü oymak için de çalışır.
Yunanistan 18 adamızı işgal etmiş NATO dan tık çıkmaz.
PKK yakar yıkar, terör örgütü demez.
Ve PKK uzantısı PYD ye ağır silahlar verir lojistik yardım yapar.
McCarthy denilen adamı Emre Kongar bir yazısında onu şöyle tarif etmiş.
FBI’ın ve medyanın da yardımıyla masum insanları karalamış, ülkesinin aydınlarını koministlikle itham etmiş, pek çok kişinin hayatını karartmış, birçok sanatçının profesörün kariyerini mahvetmiş ve hatta intiharlara neden olmuştur.
“McCarthy 1950’li yıllarda Amerika’da yaşanan cadı avının sorumlusudur” demiş.
Kısaca kişiliği bozuk kirli bir politikacıdır demiş.
Böyle bir adam Türk Askerini övse ne olur, övmese ne olur?
Trump belli ki onun hayranlarından teki…
Allah Amerika’da yaşayanların yardımcısı olsun.
Bizim yerli basında “görüşme sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gülümsememesi dikkat çekti diye yazılmış
Demek ki o da bu toplantıdan memnun kalmamış.
Aslında o adamın ayağına hiç gitmemeliydi.
Ama Erdoğan bu…
Ne yapacağı belli olmaz.
Ey Trump diye neden hesap sormamış acaba?
Ha… Şu var belki de Trump çekindiği için 20 dakika ayırmıştır değil mi?
Neden olmasın?
Tünay Süer
17 Nisan 2017

(FBI, 1908'de Soruşturma Bürosu (Bureau of Investigation (BOI)) adıyla kurulmuş. Organizasyonun adı 1935'de Federal Soruşturma Bürosu olarak değiştirilmiş.)

16 Mayıs 2017 Salı

Hitman Sniper MOD APK –SÜPER PARA HİLELİ




key: android oyun indir, apk indir, hitman sniper 1.7.91444 hack apk, hitman sniper 1.7.91444 mod apk, hitman sniper 1.7.91444 para hile apk, hitman sniper android full, hitman sniper android hile, hitman sniper android mod, hitman sniper android para hile, hitman sniper apk sd data, hitman sniper hack apk, hitman sniper hile apk, hitman sniper mod apk, hitman sniper para hile apk, hitman sniper para hile indir, hitman sniper sınırsız para hile

Pro Evolution Soccer 2017 Full Apk

Pro Evolution Soccer 2017 Full Apk 



BİLGİLENDİRME: oyunu daha önceden oynamışsanız ve kaldığınız yerden devam etmek, oyunu silmeden yeni apk dosyası. Kurun ve android / obb da klasörü değiştirin.

Pro Evolution Soccer 2017 v1.0.0 SD DATA dosyamızı indirip rardan çıkaralım "jp.konami.pesam" and android / obb klasörüne atalım. (Obb klasörü yoksa siz yapun)

Pro Evolution Soccer 2017 v1.0.0 TAM APK dosyamızı indirip kurala ve oyuna giriş yapalım.

UYARI: SAF APK dosyası Android 5.0+ üstü cihazlarda çalışmaya Google hesabı bağlayabilirsiniz. Android 4.0+ üstü cihazlar için oluşturulan APK düzenlenmiş için Google hesabınızı bağlayamazsınız.

UYARI: "CODE 20" hatası için cihazın saat değer bölümünden "OTOMATİK TARİH ve SAAT" özelliğini seçmeniz gereklidir.

UYARI: oyunun kurulumunu tamamen yapmalısınız. SD DATA dosyasını konu içinden indirmeniz gerekiyor aksi halde oyun açılmayabilir.




Pro Evolution Soccer 2017 Full Apk  1,2 GB 

İndirmek için TIKLAYIN

Key: android oyun indir, apk indir, pes 17 androd download, pes 17 android indir, pes 17 apk, pes 17 apk indir, pes 17 full apk, pes 17 mobile, pes 2017 1.0.0 android, pes 2017 1.0.0 android download, pes 2017 1.0.0 android indir, pes 2017 1.0.0 apk, pes 2017 1.0.0 apk download, pes 2017 1.0.0 apk indir, pes 2017 android, pes 2017 android indir, pes 2017 apk, pes 2017 apk download, pes 2017 apk indir, pes 2017 mobil, pro evolution soccer 2017 1.0.0 apk, pro evolution soccer 2017 android, pro evolution soccer 2017 android indir, pro evolution soccer 2017 apk, pro evolution soccer 2017 apk indir, pro evolution soccer 2017 full apk, pro evolution soccer 2017 mobile apk